Platon neden şiire karşıdır?

Platon neden şiire karşıdır?

19.04.2026 10:56:00
Güncellenme:
Ayşe Acar
Takip Et:
Platon neden şiire karşıdır?

Platon’un şiire karşı çıkışı, sanata dönük basit bir düşmanlık değil. Onun asıl meselesi, imgelerin zihni düşünceden uzaklaştırıp insanı kanaatin ve alışkanlığın tutsağı haline getirmesi.

Şair, ürettiği imgelerle toplumu karmaşaya sürükler mi? Platon’a büyük hayranlığımız olsa bile bu soruya “evet” yanıtını vermemiz mümkün değildir. Tüm düşünce tarihini etkilemiş ve etkilemeye devam eden bu büyük filozof nasıl olur da şiirin patolojik etkide bulunduğunu ima eder? 

Konuyu nitelikli anlamak için Prof. Dr. Nazile Kalaycı’dan yardım alabiliriz. “İmajı Düşünmek”* başlıklı makalesinde “Platon’un imge üretimine dair düşünceleri basit bir düşmanlıktan fazlasıdır. Çünkü imge üretimine şiddetle karşı çıkan filozofu diyalog boyunca imge üretirken yasaklamaya çalıştığı sanatı icra ederken görürüz” diyor.

Demek ki Platon imge üretimine tümüyle karşı biri değildir: “Platon ne zaman imgeye/şaire karşıdır, ne zaman kendisi bir imge üreticisine/şaire dönüşmektedir?”

KANAAT VE ADALETSİZLİK

Kalaycı, Platon’un sofistlerle şairleri aynı gerekçeyle eleştirdiğini belirtir. Bu iki topluluk insanları kanaat rejimine tabi kılmakta ve bu durum adaletsizliğe yol açmaktadır. Unutmamak gerekir ki Platon’un hocası Sokrates çoğunluğun kanaati yüzünden öldürülmüştür. 

Bu nasıl mümkün olabilir? Şiir kültürü neden adaletsizliğe neden olur? Kalaycı, bu soruya yanıt verebilmek için işin tekniğine odaklanmak gerektiğini söylemektedir:

“Mnemosyne’den hatırlama, hafıza ve ezberi, teyzeleri Themis’ten ise teamülleri, örf ve âdetleri devralan Musalar, örf ve âdetlerin hafızada korunmasına aracılık ederler.”

Hatırlamayı ve ezberi mümkün kılacak teknik, sözün ritim aracılığıyla sürekli bir tekrara tabi tutulmasıdır. Tekrara ritim aracılığıyla beden de dahil edilmekte, bütün sinir sistemi ezberleme işlevine göre ayarlanmakta ve bir tür otomatikleşme kendini göstermektedir. 

Peki otomatikleştirilen nedir? Platon’un büyük eleştirisi bu noktada anlamlıdır. Sözü edilen ozanlar her şeyi olduğu haliyle değil, dinleyicilerin veya yöneticilerin isteğine göre anlatmaktadırlar. Durum böyle olunca halkın hafızasını belirleyen bu otomatikleştirme ve otomatikleşmenin politik sonuçları olduğu açıktır.

Kalaycı meseleyi son derece anlaşılır hale getirmektedir: “Poetik zihin için aslolan ezberlemedir; bu zihin yaşadığı kültürü eleştirme, tartışma gereği duymamaktadır. Bu faaliyetin sonucu ise zihnin tecrübeye angaje olması, kendini tecrübeden ayıramamasıdır. Ezberleme faaliyeti bir nesnellik inşası için fırsat tanımamaktadır. Bu da Platon için düşmanın ta kendisidir.”

UYURGEZER ZİHİN

Platon, imgeye batmış zihni “uyurgezer zihin” olarak değerlendirmektedir. Bu zihin duyuların bildirdiği “üç parmağın” ötesine geçmek (duyuların algısı çelişik olduğu için ve aynı anda parmakların hem büyük hem küçük hem sert hem yumuşak olduklarını söyledikleri için), akıl ve hesap aracılığıyla sertlik nedir, büyüklük nedir, tek nedir, üç nedir diye sormamaktadır.

Platon’un tüm önerisi söyleneni tekrarlamak yerine söylenen hakkında düşünebilen, kendini deneyimden ayırabilen müstakil ruhların yaratılmasıdır. Bu ruhun hedefi “düşünmek”, “temaşa etmek”, “seyretmek” anlamlarına gelen “theōrein” fiilidir. Temaşa, özne ve nesnenin birbirlerinden koparak müstakil hale gelişlerini ifade etmektedir.

Kalaycı, Sokrates’in ne yaptığını anlatırken muhteşem bir tespitte bulunuyor: “insanların rahatını bozması, kullandığı yöntemin alışkanlıklara ters oluşundandır. Sokrates tekrarlamanın sağladığı rahatlığı ve keyfi askıya almaktadır.”

Şairlerin ürettiği imgeler duyusal olduğu için zihin yapısını dönüştürmemekte ama duygulara hükmetmektedir. Platon’un kullandığı imgelerse zihin yapısını dönüştürmektedir. Filozof ideaya bakarak imgeleri faydalı ya da zararlı şeklinde ayırabilen bir sarraftır.

* “İmajı Düşünmek”, Cogito, sayı 97, Bahar 2020.

İlgili Konular: #platon