Sarı'nın Köşesi: Küçük şiddetin büyük hikâyesi

Sarı'nın Köşesi: Küçük şiddetin büyük hikâyesi

26.04.2026 12:00:00
Güncellenme:
Pınar Aksu
Takip Et:
Sarı'nın Köşesi: Küçük şiddetin büyük hikâyesi

"Ben bir hayvanım. Acıyı anlatamam, şikâyet edemem, kendimi savunamam ama hissederim. Hem de çok derinden..."

pinar.aksu@cumhuriyet.com.tr

Sokakta doğmadım belki ama sokakta büyüdüm. İnsanların arasında, onların hızında, onların sesinde… Kimi zaman sevildim, kimi zaman yok sayıldım ama en çok da şunu öğrendim: İnsan, gördüğünü sanıyor oysa çoğu şeyi görmezden geliyor.

Bir gün bir çocukla karşılaştım. Elinde bir taş vardı. Gözlerinde merakla karışık bir şey…

Adını koyamadım. Bana doğru yaklaştı. Ne yapacağını tam kestiremedim. İnsanların bazı hareketleri vardır, anlaması zordur. Bir an duraksar, sonra hızlanırlar. O da öyle yaptı.

Taşı attı. Canım acıdı ama asıl acıtan şey bu değildi. Asıl acıtan, etraftaki insanların yüzleriydi. Kimisi başını çevirdi, kimisi gülümsedi, kimisi “çocuktur” dedi. O an anladım ki mesele sadece o çocuk değil.

Mesele, o çocuğun yaptığını görüp de bir şey yapmayanlardı.

Image

Ben bir hayvanım. Acıyı anlatamam, şikâyet edemem, kendimi savunamam ama hissederim. Hem de çok derinden. Ve şunu da hissederim: Bir çocuk, bir canlıya zarar verirken aslında bir şey eksiktir içinde. Bir boşluk. Bir kopukluk. Belki kimse ona “başkasının canı ne demek” anlatmamıştır. Belki kendi canı da bir zamanlar acımıştır, kimse görmemiştir.

Ama siz görüyorsunuz ve görüp de geçiyorsunuz.

Siz buna “küçük bir olay” diyorsunuz ama ben size şunu söyleyeyim: Küçük değil. Çünkü bir çocuk, benim acımı hissetmiyorsa, yarın bir başkasının acısını da hissetmeyebilir. Bugün bana atılan taş, yarın başka birine yönelmez mi sanıyorsunuz?

EMPATİ EKSİKLİĞİ

Ben çok şey gördüm. Sokakta yaşarken insanları izlemeyi öğrendim. Birbirlerine nasıl baktıklarını, nasıl konuştuklarını… Bazen de nasıl incittiklerini. Ve şunu fark ettim: Empati eksikliği dediğiniz şey, aslında sessiz bir alışkanlık. Yavaş yavaş yerleşiyor. Önce bir hayvanla başlıyor, sonra bir insanla devam ediyor.

Siz buna “abartı” diyebilirsiniz ama ben bunun sonuçlarını gördüm. Bir çocuk bir gün bana vurduysa ve kimse ona bunun neden yanlış olduğunu anlatmadıysa, o çocuk büyüdüğünde neyi doğru sanacak? Sınırları kim çizecek? “Dur” demeyi kim öğretecek?

Eğitim diyorsunuz ya…

Ben okula gitmedim ama sizin eğitiminizi dışarıdan izledim. Çocuklara çok şey öğretiyorsunuz ama bazen en basit şeyi atlıyorsunuz: Bir canlının can olduğunu.

Empatiyi ders olarak anlatamazsınız belki ama yaşatabilirsiniz. Bir çocuğa, beni sevdirdiğinizde aslında bana değil, kendine bir şey öğretmiş olursunuz. Çünkü bir başkasını hissedebilen insan, kendini de daha iyi anlar.

Ama siz çoğu zaman şunu seçiyorsunuz: Görmezden gelmek. “Geçer” diyorsunuz. “Büyüyünce düzelir” diyorsunuz. Peki ya düzelmezse?

Benim yaralarım iyileşir belki. Sokak buna alışık ama o çocuğun içindeki eksiklik ne olacak? O eksiklik büyürse kim iyileştirecek?

Bakın, ben size kızmıyorum. Sadece anlamaya çalışıyorum ama siz de biraz durup şunu düşünün: Bir çocuğun bir hayvana nasıl davrandığı, aslında dünyaya nasıl baktığının en açık göstergesi değil mi?

Eğer o bakışta merhamet yoksa, bunu “çocukluk” diye geçiştirmek kolaydır. Ama sonuçları kolay olmaz.

Ben Sarı’yım. Sokakta yaşayanlardan sadece biri. Ama belki de sizin görmediğiniz şeyi en net görenim: Şiddet bir anda başlamaz. Önce hissizleşmeyle başlar.

Ve hissizleşme, en çok da görmezden gelindiğinde büyür. Belki de bu yüzden, bir dahaki sefere bir çocuk bir hayvana zarar verdiğinde, sadece çocuğa değil kendinize de bakın.

Çünkü empati, sadece öğrenilen değil; hatırlanan bir şeydir. Ve siz hatırlamazsanız, onlar hiç öğrenemez.

İlgili Konular: #Cumhuriyet Pazar