Suyun aktığı yerde eşitlik yeşerir

Suyun aktığı yerde eşitlik yeşerir

22.03.2026 12:37:00
Güncellenme:
Ayça Ceylan
Takip Et:
Suyun aktığı yerde eşitlik yeşerir

Birleşmiş Milletler verilerine göre tüm dünyadaki kadınların dörtte birinden fazlası güvenli içme suyuna erişemiyor. Her yıl 22 Mart'ta kutlanan Dünya Su Günü bu yılki teması “Su ve Toplumsal Cinsiyet” ile suya yaşamı, emeği, sağlığı ve eşitliği belirleyen temel bir hak olarak bakmamızı istiyor.

1993 yılından beri her yıl 22 Mart'ta kutlanan Dünya Su Günü’nün bu yılki teması “Su ve Toplumsal Cinsiyet”. Bu tema, suya yalnızca doğanın sessiz ve vazgeçilmez armağanı olarak değil yaşamı, emeği, sağlığı ve eşitliği belirleyen temel bir hak olarak bakmamızı istiyor. Çünkü su, yalnızca kuruyan nehirler, azalan rezervler veya iklim krizinin sertleşen yüzü değil. Su aynı zamanda eve kim tarafından taşındığı, yokluğunda kimin yaşamının daha fazla daraldığı ve kimin omuzlarına görünmeden yüklendiğiyle de iç içe bir konu.

Dünyanın bir çok yerinde suya erişim hâlâ bir ayrıcalık. Oysa su, yaşamın en temel hakkı. Birleşmiş Milletler verilerine göre küresel olarak 1 milyardan fazla kadın yani tüm dünyadaki kadınların dörtte birinden fazlası güvenli şekilde yönetilen içme suyu hizmetlerine erişemiyor. Bu, yalnızca susuzlukla ilgili bir mesele değil, aynı zamanda sağlıkla, zamanla, bakım yüküyle, eğitimle ve yaşamın gündelik akışıyla ilgili derin bir eşitsizlik tablosu.

SUYU GÖRÜNMEYEN YÜZÜ

Verilerin varolduğu 53 ülkede kadınlar ve kız çocukları, günde toplam 250 milyon saatlerini su toplama işine harcıyor. Bu süre, erkekler ve oğlan çocuklarının harcadığı sürenin üç katından fazla. Bu sayıyı bir an için durup düşünmek gerekiyor. Çünkü burada kaybolan yalnızca zaman değil. Okula gidilemeyen saatler, kurulamayan düşler, ertelenen olasılıklar var. Bir kız çocuğunun su taşımak için harcadığı her saat, aslında onun çocukluğundan eksilen bir parçaya dönüşebiliyor. Bir kadının su için harcadığı her uzun yol, yaşamının başka bir alanından çalınmış zaman oluyor.

Bir başka çarpıcı gerçek ise şu: Kadınlar suyla ilgili yükü orantısız biçimde taşırken ilgili karar alma süreçlerinde aynı ölçüde yer bulamıyor. Ülkelerin yaklaşık yüzde 14’ünde kadınların su yönetimine ve suyla ilgili karar mekanizmalarına eşit katılımını sağlayacak yapılar henüz yok. Oysa suyu taşıyanların, suyu bekleyenlerin, suya erişemediğinde ilk bedeli ödeyenlerin sesi karar masasında duyulmadan adil bir su politikası kurulamaz. Bu yüzden suyun yönetimi, yalnızca mühendislik değil temsil, hak ve eşitlik sorunudur.

SU ADALETİ OLMADAN EŞİTLİK OLMAZ

Dünya Sağlık Örgütü ise bugün 1.8 milyar insanın evinde hâlâ içme suyu olmadığını ifade ediyor. Ve her üç haneden ikisinde su temininden esas olarak kadınlar sorumlu. Yani su, pek çok yerde hâlâ musluklardan akmıyor, bedenlerle taşınıyor. Kovalarla, bidonlarla, adımlarla, bekleyişle, sırayla, yorgunlukla… Suyun eksik olduğu yerde en çok kadınların zamanı eksiliyor. En çok onların günü bölünüyor. En çok onların görünmeyen emeği büyüyor. Bir kaynak sorunu gibi görünen şey bir anda bakım ekonomisinin, toplumsal cinsiyet rollerinin ve eşitsiz yaşam koşullarının aynasına dönüşüyor.

Suyun yokluğu veya güvensizliği yalnızca emeği değil, yaşamın kendisini de tehdit ediyor. Dünya genelinde güvenli olmayan su, sanitasyon ve hijyen koşulları her gün beş yaş altı yaklaşık 1000 çocuğun ölümüne neden oluyor. Bu veri, su krizinin uzak bir geleceğe yönelik çevre konusu olmadığını tam tersine bugünün çok somut bir yaşam hakkı sorunu olduğunu gösteriyor. Güvenli suya erişememek hastalık, kırılganlık ve kayıp demek. Bu kaybın yükü de yine en fazla çocukların, kadınların ve yoksul toplulukların hayatında derinleşiyor.

Bu yıl Dünya Su Günü’nün söylediği şey aslında çok yalın: Suyun aktığı yerde, eşitlik yeşerir. Çünkü suya erişim, yalnızca bir altyapı hizmeti değil onurlu yaşamın, sağlığın, eğitimin ve toplumsal adaletin temelidir. Suyun sesi bazen bir nehir gibi gür, bazen bir damla kadar sessiz olabilir ama o ses bize hep aynı şeyi hatırlatır: Eşitlik olmadan su adaleti kurulmaz. Ve su adaleti olmadan da ortak geleceğimiz gerçekten güvence altına alınamaz.

VENEDİK’TE SU VE TOPLUMSAL CİNSİYET GÜNDEMİ

UNESCO Venedik Ofisi ve Dünya Su Değerlendirme Programı, yarın İtalya'nın Venedik kentinde “Su ve Cinsiyet – Suyun aktığı yerde eşitlik büyür” başlıklı bir toplantı düzenliyor. Etkinlikte BM Dünya Su Geliştirme Raporu 2026 tanıtılacak. Su yönetiminde toplumsal cinsiyet eşitliği, kadınların karar alma süreçlerindeki temsili, iklim direnci ve sürdürülebilir kalkınma başlıkları öne çıkacak. İklim krizinden en yoğun etkilenen kentlerden biri olan Venedik'in bu buluşmaya ev sahipliği yapması da anlamlı. Kentin 2026’da ayrıca, geçtiğimiz yıl 57 yaşında yaşamını yitiren Kamerunlu-İsviçreli küratör Koyo Kouoh’un belirlediği “In Minor Keys” (Minor Tonlar) başlığıyla 61. Venedik Bienali’ne ev sahipliği yapacak olması, bu eşitlik ve temsil tartışmalarına ayrı bir düşünsel katman ekliyor. Kouoh, Venedik Bienali'nin küratörlüğüne getirilen ilk Afrikalı kadın olarak tarihe geçti.

İlgili Konular: #kuraklık