Tülden bir direniş... ‘Rüya gibi atmosfer ve samimi sözler’

Tülden bir direniş... ‘Rüya gibi atmosfer ve samimi sözler’

17.05.2026 11:13:00
Güncellenme:
Orhun Atmış
Takip Et:
Tülden bir direniş... ‘Rüya gibi atmosfer ve samimi sözler’

Elif Onay, kendisi için içe kapanmanın bir güvenli liman, gözlemlemenin ise bir güç olduğunu söylüyor. Melankoliyi mantık süzgecinden geçiren sanatçıyla, “kabuk değiştirebilmeyi” konuştuk.

Algoritmaların, hızın, içerik üreticiliğinin görünürlüğe şart koşulduğu bir çağda istediğin veya rahat ettiğin gibi kalabilmek de bir direniş biçimi. Elif Onay da o direnişi gösterenlerden biri. Ateş Atilla ve Nurettin Çolak’la ortak çalışmaları “Buhar”ın dizilerde yayınlanıp dijital platformlarda binlerce dinlemeye ulaşmasıyla yakaladığı ivmeyi sözü ve müziği kendisine ait “Koş Gecenin Peşinden” ile sürdürüyor. Buğulu sesiyle dikkatleri üzerine çeken Onay, aynı zamanda kültür sanat alanında da haberler yapan, yazılar yazan bir gazeteci. Biz de Elif Onay’la son şarkısı aracılığıyla hem müziğini konuştuk hem de gazeteciliğinin müziğine etkilerini...

* Şarkı söylemeye kaç yaşında ve nasıl başladınız? Sonra nasıl devam edip geliştirdiniz?

Bebeklik videolarımdan gördüğüm kadarıyla 2 yaşımdan beri. Televizyonun başında müzik klipleri izleyerek büyümüşüm. Kendi anılarımı düşündüğümde de ses kaydeden bir oyuncağım olduğunu hatırlıyorum. O zamanlar 6-7 yaşlarındaydım, kendi çapımda şarkı yazmaya çalışıyor ve o cihaza kaydediyordum. İlkokul zamanları konservatuara gitsem de ortaokula kadar kimseye açmadığım bir yönümdü şarkı söylemek. Çekingen ve tek çocuk olduğum için kendi dünyamda olmaya alışıktım. Sonra bir şekilde ortaokulda müzik dersinde bu yönüm ortaya çıktı. Ortaokul mezuniyet töreninde şarkı söyledim. Sonra lise zamanı müzikalinde ve birkaç yıl sonu gösterisinde sahne aldım. Dürüst olmak gerekirse her deneyimde heyecandan titriyordum ama bir şekilde içimdeki bir his üstüne gitmem için beni itekledi. Üniversite sonrası karantina döneminde bu işi ciddiye alma konusunda cesaretlendim, üretmek ve yayınlamak istedim. Ses nasıl kaydedilir, en kolay şekliyle prodüksiyon nasıl yapılır, hangi mikrofonu almam lazım gibi sorularla bir yapboz yapar gibi sıfırdan gelişti süreç. 

* “Buhar”ın ilk kaydını yayınlamışsınız, bir üretiminin bittiğini nasıl anlıyorsunuz?

Buhar ortak bir çalışmaydı. Ateş Atilla ve Nurettin Çolak’la yaptık parçayı. Vokal kaydımı yeterli gördükleri noktada şarkıyı tamamladık. Buhar haricinde ise bir şarkının ne zaman bittiğini anlamak hiç kolay olmuyor, hep farklı bir şey eklemek veya alternatif versiyonlarını görüp değiştirmek istiyorum. Denemekten bunaldığım noktada yaptığım işlere bir iki hafta sonra, hatta bazen bir iki ay sonra tekrar döndüğümde neyin çalışıp çalışmadığını anlama netliği geliyor. Alternatif senaryolara girmediğim zaman yarım saatte bile bitebiliyor bir şarkı, o “tamam” hissi içgüdüsel geliyor. 

* Bazı şarkılarda Billie Eilish tarzı hissettim, dinlediğiniz birisi mi? En çok dinlediğiniz müzisyenler kimler?

Billie Eilish’i yakın zamanda dinlemesem de lise zamanımda ilk şarkılarını Soundcloud’dan takip ediyordum. Şarkılarındaki tonu paralel buluyorum, gitmek istediğim bir yön. Bu ara sıklıkla James K, yergurl, Rowena Fysx ve Tia Gordon dinliyorum. Bu isimlerin işleri de ortak bir havuzda kesişiyor. Rüya-vari atmosferik tonu ve sözlerdeki samimiyeti dinlediğim şarkılarda da arıyorum sanırım, bana ilham veriyor. 

* İngilizce sözler/şarkılar ilerleyen zamanlarda daha da artacak mı?

Evet henüz pek yayınlamasam da İngilizce de yazıyorum, ilerleyen zamanlarda daha da artmasını istiyorum. 

ALGORİTMA ÇAĞINDA...

* Bugünkü tüketim alışkanlıklarının yarattığı beklentiler sizi ne kadar ve nasıl etkiliyor? Kendi şarkılarınızda alternatif müziğin birbirine benzeyen melodilerinden kaçınmak için neler yapıyorsunuz?

Bu kadar görsel-işitsel içeriğin olduğu dijital dünyada ürettiğim işin öne çıkması kolay değil. Algoritmalar belli trendleri destekliyor, ama buna rağmen kendi sanatçı kimliğim ekseninde bir dijital ayak izi bırakmayı önemli buluyorum. 

Aslında belli bir sound’dan uzak durmaya çalışmıyorum. Ne olmasını istiyorum sorusu daha ağır basıyor, bu nedenle üretim sürecinde de ortaya çıkan işin içime sinmesini önceliklendirmeye başladım. 

‘İÇERİK ÜRETİCİLİĞİ’ ŞARKI YAZMAKTAN ZOR

* Sosyal medyayı çok aktif kullanan isimlerden değilsiniz. Bu görünürlük zorunluluğu veya “içerik üreticiliği” beklentisi mi daha zor sizin için yoksa şarkı yazmak mı?

Kronik olarak “çevrimiçi” biriyim aslında... Ama içerik üretmek kolay değil çünkü kafamda yer edinen estetik algıyı aşmak her şeyden zor geliyor. Benim için en sert kalıp bazen kendimi sanatçı olarak, görsel olarak nasıl ortaya koyduğum oluyor. Çok net bir estetik çizgim var ve bunu tasarlayarak oluşturmadım. Beni çeken belli görsel elementler var. Bu çizgiyle uyuşmayan içerikler üretmek zor geliyor, o yüzden içerik üretirken de kendi yolumu bulmaya çalışıyorum. Asıl soruya gelecek olursam “içerik üreticiliği” beklentisi kesinlikle daha zor, şarkı yazmak kendi akışında gelişen ve beni rahatlatan meditatif bir süreç. 

* Konuşmaktan çok dinleyen bir insan izlenimine kapıldım... İçe kapanık biri misiniz? Eğer öyleyse içe kapanmak ne ifade ediyor? Konuşmaktan çok çevreyi izlemek, müziğinize ne yönden katkı sağlıyor?

Kendimi bildim bileli böyleyim. Gözlemlemek hayatımın merkezinde, beni hem güvende hissettiren hem de besleyen bir alan. Diğer bir taraftan da kayıtsız kalamıyorum bir şekilde o gözlemlere karşı, düşüncelerimi aktarmam gerekiyor. Aslında yakın çevreme karşı çok dışa dönük biriyim, belki de o güvenli çemberi yaratırken selektifim. Yine de yalnız olduğum anlarda rahatlıyorum ve içe kapanmak yeni fikirlerin şekillenebildiği güvenli bir liman gibi. Yalnız kaldığım zamanlarda, bir olayın içindeyken yaşadığım duyguların da dışında kalmaya çalışıyorum belki. Bu duyguları bir mantık çerçevesinde ele almaya çalıştığımda, kısacası iç kabuğumdan kendi duygularımı bile iteklemeye çalıştığımda, inişli-çıkışlı ve çelişkili anlatılar üzerinden bu durum şarkılara da yansıyor. 

* Melankoli yaşamınızda nasıl bir yer tutuyor? Kaçtığınız mı kovaladığınız bir şey mi?

Hem mantığımın ağır bastığı soğuk hem de daha sıcak duygusal katmanlarım var sanırım. Melankolinin ağır bastığı zamanlar oluyor, çünkü duygularını yüksek yaşayan biriyim ama bu duyguların esiri olmayı ve ifade etmeyi sevmediğim için bu duyguları mantık çerçevesinde (ne kadar mantıklı tartışmaya açık bir konu) baskılama alışkanlığım var. Bu hisler çeşitli ifade şekilleriyle, müzikle, ortaya çıkıyor. Yani yüzeyde melankoliden kaçan biriyim ama kendimi sıklıkla içinde buluyorum. O melankoli dalgasının ardından gelen berraklık hissiyle o duygulardan ve illüzyondan özgürleşirken durmadan kabuk değiştirip güçlenmeyi içten içe seviyorum galiba. 

1* Yıllar geçtikçe düşünsel anlamda nasıl değişimler yaşadığınızı düşünüyorsunuz? Bu müziğinizle de alakalı olabilir, genel hayata bakış açınızla da.

En genel değişim hayatta yaşadığım her şeyin benim iyiliğime olacağına inanmak üzerine kurulu biraz “delulu” bir mentalitede yaşamak. Hayatta bazı deneyimlerin, insanların ve rutinlerin akıp gitmesine izin vermek gerekiyor. Çok sert köşelere sahip olunca o sert köşeler günün sonunda kendime batıyor. Daha akışkan ve dengede kalmayı önceliklendiren bir ruh halini benimsemeyi öğreniyorum. O yüzden kendi zihnimin bana koyduğu sınırlara karşı da dikkatli olmaya ve değişimi daha kolay kucaklamaya çalışıyorum. Zaman ve hayattaki her şey gibi ben de var olduğum her saniye değişiyorum, bu sürecin tadını çıkarmak da güzel.

Sanatsal açıdan düşünsel anlamda ise yaratıcı sürecin daha katmanlı bir hale geldiğini hissediyorum. Yazılı, görsel veya müzik bazlı ürettiğim her şeyin birbiriyle bağlantılı olabileceğini görüp, belki bu disiplinlerin bir araya geçtiği alternatif potansiyeller üzerine düşünmeye başladım. Ve kalıp dışı düşünmek/üretmek o kadar uzak bir senaryo gibi gelmiyor. Kafamda yatan potansiyelleri irdeleme isteği her geçen gün daha da ağır basmıyor artık. 

1* Neyi daha çok yapabilmeyi dilerdiniz?

Bunu çok net bir kelimeyle tarif etmek zor ama şöyle ki, bazı zamanlar üzerimde bir tül gibi beni saran, kimi zaman daha mesafeli olmama neden olan bir kabuk olduğunu hissediyorum. O kabuk bana ben olmakla ilgili çok şey katıyor, hatta olmasaydı üretemezdim. Bazen onu üstümden atabilmek ya da görmezden gelmek nasıl olurdu diye düşünüyorum. 

GAZETECİLİK VE MÜZİK

* Sen aynı zamanda kültür sanat alanında da yazılar yazıyorsun. Müziğini üretirken gazetecilik tarafından gelen sorgulamalarınla bir iç savaş veriyor musun? O eleştirmen iç sesini susturabiliyor musun? Bu çok yönlülük sana neler katıyor? 

Bir iç savaş var evet, kendimi çok eleştiriyorum ama bu daha çok üretmeye yönelik bir motivasyon olarak sonuçlanıyor. “Bunu neden yaptım?” sorusundan ziyade, “Bu böyle olabilir” şeklinde kendi zihnimin bu üretim sürecine verdiği dönüşler arka planda sıklıkla yankılanıyor. Yapmamak veya hiç denemiş olmak beni asıl zorlayan şey olurdu. Hatta kendime yönelik en büyük eleştirim her zaman yeteri kadar uğraşmamak oluyor.

Diğer bir taraftan “multidisipliner” olmak hayatımın her zaman merkezindeydi. “Hayatta bir şeyi seçip sadece ona yoğunlaşmak gerekir,” cümlesini daha erken yaşlarda hep duydum, ama bir türlü içselleştiremedim. Süreci düzlemsel bir çizgi olarak görmüyorum, bu yüzden tek bir şapka takmam gerekiyor gibi hissetmiyorum. 

Sanat eğitimi aldığım zamanlarda da birçok medyumla çalıştım. Resim, fotoğraf, video, ses ve yazı, benim için bir arada birbirini besleyen pratikler oldu. Günün sonunda hepsi gözlem ve üretime bağlanıyor.

Zihnimin içi çok akışkan, bu nedenle bu sanatsal süreci düz bir yolda veya sabit bir katı formda var edemiyorum. Kültür-sanat üzerine yazmak beraberinde bu alandaki insanlarla tanışmayı, daha çok “sanat” görmeyi beraberinde getiriyor ve günün sonunda ortaya çıkardığım üretimi destekliyor. 

İlgili Konular: #sanatçı