Van Gogh, kardeşi Theo’ya yazdığı bir mektupta şöyle diyor:
“Bir de yıldızlı bir gecede selvi ağaçları yapmalıyım. Ya da olgunlaşmış mısır tarlaları üstünde yıldızlar... Burada harika geceler oluyor. Dur durak bilmeden yanıp tutuşurcasına çalışıyorum. Bir yılın sonunda ortaya ne çıkacak merakla bekliyorum. O zamana değin ikide bir rahatsızlanma durumum da geçer umuyorum.
Şimdilik bazı günler epeyce kötü oluyorum ama üstünde durmuyor, hiç tasalanmıyorum çünkü bunun gerçekten olağandışı geçen kışın bir tepkisi olduğunu biliyorum. Resimlerimin harcamalarımı karşılayacağı noktaya varmam, hatta geçmişte yaptığım harcamalar da göz önünde tutulursa, bu noktayı geçmem gerek. Neyse, günün birinde olacak elbet.”
Son derece sarsıcı maddi ve manevi sıkıntılarla geçmiş bir yaşam ve “Yıldızlı Gece”. Bu eser Van Gogh’un tüm dünya çapında bilinen eserlerinin başında gelir. “Yıldızlı Gece” tablosuna gerçek bir bakış, sanatçıyla, zaman ve mekânı aşan bir iletişime olanak verecekmiş gibidir. Tablo her an bizi içine alacak ve o yıldızlı gecede Van Gogh’la buluşacakmışız gibi…
Tablonun pek çok tüketim nesnesine çorap, tişört, tabak gibi ürünlere işlenmiş olması sizi de rahatsız ediyordur mutlaka. Veya en azından bazılarımız bu meseleyi kendisine dert ediniyordur diye düşünüyorum. İnternette arama yapacak olursanız Van Gogh’un bu tablosunun klozet kapağına da işlendiğini görebilirsiniz. Gördükçe insanın canını sıkan, “Nasıl bir dünyada yaşıyorum ben!” dedirten bir şeyleştirme!
Kapitalist toplumların kurulmasıyla birlikte özneler arası ilişki Marx’ın ifadesiyle “meta mübadelesi”ne dönüşmüş durumda. Karşılaşmalar bir insanın bir insanla karşılaşmasından çok o insanların sahip olduklarını düşündükleri nesnelerin karşılamasıdır. Amiyane tabirle cüzdanlar cüzdanlarla karşılaşmaktadır.
Bu tarz karşılaşmaların bir sonucu olarak şeyleşme, meta telaşına kapılmış insanların çevrelerini saran her şeyi ve herkesi potansiyel olarak ‘kullanılabilir şeyler’ olarak görmesine neden olmaktadır. (*)
Kapitalist dünyada insan, kendi kabiliyetini, yalnızca bir şeyden yararlanmaya indirger. Axel Honneth’in şeyleşme üzerine yaptığı değerlendirmeler son derece önemlidir:
“Şeyleşme kavramının yeniden tanımlanmasının anahtarı haline getirmek istediğim şey unutma, hafıza kaybı halidir. Bilişsel süreçlerimiz esnasında varlıklarını bir tanıma tutumuna borçlu olukları duygusunu kaybettiğimiz ölçüde, diğer insanları yalnızca duyarsız nesneler olarak kavrama eğilimi gösteririz.” (*)
‘ŞEY’E DÖNÜŞMEK
Honneth’den hareketle şunu söyleyebiliriz: Başka insanları, canlıları, doğayı anlama yetimizi kaybetmiş durumdayız. Zihnimizle tüm dünyayı algılamaya devam ediyoruz. Görmek, işitmek, koklamak hiçbir yere gitmiş değil ancak algıladıklarımızdan etkilenmek için gerekli olan yetiyi ne yazık ki kullanamıyoruz. Tüm dünya deneyimimizin böylesine şeyleşmesi doğrudan kendimizin bir “şey”e dönüşmesi anlamına gelmektedir.
“Yıldızlı Gece” tablosunu bir klozet kapağı yapmak, bu klozet kapağını satın alıp üzerine oturmak.. Bunlar ne yazık ki sağlıklı, normal bir insanın yapabileceği şeyler değil.
Tablo yalnızca bir örnek. Mozart’ın notalarının işlendiği peçeteleri alıp yemek yedikten sonra ağzı silmek ve peçeteyi buruşturup çöpe atmak da normal değil. Veya bir etek modeline ‘Mevlana’ ismini verip onu pazarlamak ve satın alıp giymek! Bunların hiç biri normal değil…
* Axel Honneth - Şeyleşme, Fol Yayınları.
