Yaşam ağı sessizce eksiliyor

Yaşam ağı sessizce eksiliyor

17.05.2026 11:02:00
Güncellenme:
Ayça Ceylan
Takip Et:
Yaşam ağı sessizce eksiliyor

Birleşmiş Milletler verilerine göre 1 milyon hayvan ve bitki türü yok olma tehdidiyle karşı karşıya. Kara alanlarının yalnızca yüzde 17’si, deniz alanlarının ise yaklaşık yüzde 8’i koruma altında. Her yıl 22 Mayıs’ta kutlanan Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Günü yaklaşırken dünyada ve ülkemizde biyoçeşitliliği tehdit eden unsurlara yakından bakalım.

22 Mayıs’ta kutlanan Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Günü, yaşamın birbirine bağlı büyük ağını yeniden düşünmek için önemli bir hatırlatma. Bu yılın teması: “Küresel etki için yerelden harekete geçmek.” Tema, biyoçeşitlilik kaybını durdurmanın yalnızca uluslararası anlaşmalarla değil, kentlerden mahallelere, okullardan üretim alanlarına, bireysel alışkanlıklardan yerel politikalara uzanan somut adımlarla mümkün olduğunu gösteriyor.

Birleşmiş Milletler’in tanımıyla biyolojik çeşitlilik, yeryüzündeki yaşamın çeşitliliği ve bu yaşamın oluşturduğu doğal örüntüler anlamına geliyor. Bu çeşitlilik yalnızca uzak ormanların, mercan resiflerinin veya belgesellerde gördüğümüz canlıların meselesi değil. Yediğimiz gıdanın, içtiğimiz suyun, soluduğumuz havanın, sağlığımızın ve kentlerdeki dayanıklılığımızın da temeli.

Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Günü’nün 2026 logosunda kullanılan parmak izi de bu fikri taşıyor: Her yerel eylem, yaşam ağı üzerinde bir iz bırakıyor. Logodaki renkler ise Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi’nin 23 hedefine gönderme yaparak farklı hedeflerin ancak birlikte anlamlı bir bütün oluşturabileceğini anlatıyor.

VERİLERE DEĞİL ÇEVRENİZE BAKIN

Biyoçeşitlilik kaybı çoğu zaman büyük rakamlarla, raporlarla, kırmızı listelerle anlatılıyor. Oysa kayıp bazen çok daha sessiz başlıyor: Bu yıl mahallede daha az serçe görmek, çocukken bildiğimiz bir çiçeğin artık aynı yerde açmaması, yaz akşamlarında böcek seslerinin azalması, göçmen kuşların beklenen zamanda gelmemesi… İklim krizi, habitat kaybı, pestisitler, ışık kirliliği, kentleşme ve aşırı tüketim aynı ağın farklı düğümlerini zorluyor. Bir türün eksilmesi yalnızca o türün değil onunla çalışan toprağın, suyun, böceğin, kuşun ve insanın da hikâyesi.

Bu yüzden yerel eylem küçük bir jest değil. Balkona bitki dikmek, pestisit kullanımını azaltmak, kuşların camlara çarpmasını önlemek, sulak alanları savunmak, yerel üreticiyi desteklemek, kent parklarını yalnızca rekreasyon değil canlıların yaşam alanı olarak görmek, biyoçeşitliliğin gündelik politikasına dahildir. Çünkü küresel yaşam ağı, yerel bağların toplamından oluşur.

BİRLİKTE YAŞAMANIN DİLİ

Biyoçeşitliliği korumak, doğayı romantik bir manzara olarak sevmekten daha fazlasını gerektiriyor. Doğayla ilişkimizi yeniden kurmayı, kendimizi yaşam ağının dışında değil içinde görmeyi, insan dışındaki canlıların da kentlerin asli sakinleri olduğunu kabul etmeyi gerektiriyor.

22 Mayıs yaklaşırken şu soru çok değerli: Küresel etki için bugün yakınımızda neyi koruyabiliriz? Bir ağacı, bir kuşu, bir tohumu, bir su yolunu, bir parkı, bir üreticiyi, bir yaşam biçimini… Biyoçeşitlilik uzak bir kavram değil. Kapımızın önünde, pazar tezgâhında, toprağın altında, kuş sesinde, çiçeğin renginde, suyun akışında başlıyor. Ve onu korumak da tam oradan başlıyor.

TÜRKİYE'NİN BİYOÇEŞİTLİLİK ZENGİNLİĞİ

Nuh’un Gemisi Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Veritabanı’ndaki güncel istatistiklere göre Türkiye’de 13 bin 343 takson kayıt altında. Bu taksonların 3 bin 301’i endemik, 391’i ise lokal endemik. Buna göre kayıtlı taksonların yaklaşık dörtte biri endemik, endemik ve lokal endemikler birlikte değerlendirildiğinde oran yüzde 28’e yaklaşıyor.

Bu zenginlik, Türkiye’nin biyoçeşitlilik açısından özel konumunu gösterirken aynı zamanda büyük bir koruma sorumluluğu da yüklüyor. Endemik türlerin yaşam alanları daraldığında, dünyada başka hiçbir yerde bulunmayan bir yaşam formunun yok olma riski de artıyor. Bu nedenle biyoçeşitliliği korumak; ormanlardan sulak alanlara, bozkırlardan kıyılara, tarım alanlarından kent içi yeşil dokulara kadar tüm yaşam alanlarını birlikte düşünmeyi gerektiriyor.

1 MİLYON TÜR YOK OLMA TEHDİDİ ALTINDA

BM’nin paylaştığı verilere göre karasal çevrenin dörtte üçü ve deniz çevresinin yaklaşık yüzde 66’sı insan faaliyetleri sonucu önemli ölçüde değişime uğramış durumda. Bugün 1 milyon hayvan ve bitki türü yok olma tehdidiyle karşı karşıya. BM’nin Biyoçeşitlilik Planı ise 2030 yılına kadar bozulmuş ekosistemlerin yüzde 30’unu restore etmeyi ve kara, iç su ve deniz alanlarının yüzde 30’unu korumayı hedefliyor. Ancak bugün kara alanlarının yalnızca yüzde 17’si, deniz alanlarının ise yaklaşık yüzde 8’i koruma altında.

İlgili Konular: #hayvan #bitki