Zamanın katmanları

Zamanın katmanları

26.04.2026 12:00:00
Güncellenme:
Başak Bıçak
Takip Et:
Zamanın katmanları

Almanya’da bir çiftlik evi... Zamanlar değişiyor, kuşaklar değişiyor, yaşam değişiyor ama değişmeyen tek bir şey var. Kadınların uğradığı zulümler, yaşadıkları çile ve değişmeyen yazgıları. “Düşüşün Tınısı”, dört farklı kadının farklı zamanlardaki öykülerini birbirine bağlayan bir anlatı.

İkinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesi, bir çiftlik evi.

Koridorda koltuk değnekleriyle yürüyen Erika, izleyiciyi ilk andan şok eden bir hamle yaparak bağladığı tek bacağını çözüyor ve yürümeye başlıyor.

Daha sonra bir odaya giriyor ve kesilmiş bacağıyla yatağında uyuyan Fritz’in (Martin Rother) göbek deliğinde biriken ter damlalarına dokunuyor.

Ardından, kendisine bağıran babasının yanına giderek yediği tokatla ekrana bakıp gülümsüyor… Erika’nın bastırılmış arzu, Fritz'in yaşamına duyduğu merak ve şiddetle çevrili duygularıyla çiftlik evinin avlusuna atılan sanal tohumlar, yaklaşık bir yüzyıl boyunca dört kadının yaşamında açığa çıkıyor, aktüelleşiyor.

Mascha Schilinski’nin filmi “Düşüşün Tınısı” (Sound of Falling), farklı zaman dilimlerinden farklı yaşamları anlatırken bu nefes kesici açılışla yalnızca tarihte ve zamanda bir yolculuğa çıkma vaadinde bulunmuyor, imgeyi zamansızlaştırarak kadınların tarihin her döneminde yaşadığı ortaklıklara işaret ediyor.

İÇ İÇE GEÇMİŞ HÜZÜN

Alma (Hanna Heckt), Erika (Lea Drinda), Angelika (Lena Urzendowsky) ve Lenka (Laeni Geiseler)…

Almanya’nın Elbe Nehri kıyısındaki bir çiftlik evinde, farklı zaman dilimlerinden trajedileri, acıları, kederleri ve hüzünleri iç içe geçmiş dört kadının öykülerinden çok hislerini ve zihinlerini bizimle paylaşan “Düşüşün Tınısı”, biçemini de yine bu “parçalanmış hayatlara” göre biçimlendiriyor, geçmişi ve şimdiyi birbirine geçirirken zaman algısını parçalıyor.

Hafıza ve hayal gücünü birbirine karıştırırken bilinç akışını andıran bir yapıyla karakterlerinin zihninde gezindiriyor. Çiftlik tek başına bir mekân olmaktan çıkıyor ve belleğin temsili, duvarlarına sinen acılarla tarihin tanığı haline geliyor. Birbirinden bağımsızmış görünen sözcük öbekleri, o evde yaşananlara tanıklık eden nehrin akışı gibi seyrediyor. Zamanla süreksizlikleriyle süreklilik inşa etmeye başlıyorlar. Birbirlerine bağlıyor onca yarayı, istismarı, şiddeti.

Ve bunu, karakterlerinin algı düzeyinde sunarken çerçevelemesiyle kadraja sıkışan öznelerini yine benzer bir estetik tercihle görüntülüyor:

Kapı aralıklarından, anahtar deliklerinden, gıcırdayan pervazların boşluklarından süzülen aydınlıkta gördüklerimiz mütemadiyen “karanlığa” ilişkin oluyor bu filmde. Bu aralıklardan, ekranın dışında kalan anları göremiyoruz ancak ima yoluyla neler olduğunu anlıyoruz.

Nasıl ki film, zamanı çatallaştırarak hikâyelerin ait olduğu dönemi bizim hissetmemizi istiyorsa bu ekran dışında kalan anlarla da sahnelerdeki boşlukları ve karakterlerin yaşadıklarını duyumsamamızı bekliyor.

DUYGULAR BAĞLANIYOR

Alma, annesinin yüzünü belli belirsiz gördüğümüz ve ölen kardeşini resmeden fotoğrafı yeniden canlandırmaya çalışırken Erika’nın bir ter birikintisine duyduğu istek başka bir zamanda, şimdide görünürlük kazanıyor. Alma’nın annesi gibi bir fotoğraf karesinde “bulanıklaşan” Angelika’nın toprakla bütünleşme hissi Lenka’nın, Robert Bresson’un “Mouchette”i (1967) gibi yok olma arzusuyla benzeşiyor.

Bu evde aileler değişiyor, ülke savaşlar geçiriyor, nehir her gün yepyeni bir olaya tanıklık ediyor ancak değişmeyen kadınlara uygulanan şiddet, istismar, tecavüz, köleleştirme ve kısırlaştırma gibi korkunç olaylar dizisi oluyor. Yönetimler değişiyor ancak ataerkil düzen, her dönemde bazen görüntüyle bazen sesle hatırlatılan sinekler gibi kulaklarında vızıldıyor. Seyirci, eksiltili anlatıyla zamanlar arası geçişleri algılamakta güçlük çekiyor ancak karakterler arasındaki uğursuz bağı hissetmemek neredeyse imkânsız...

Olay örgüsü “elektriğe kavuştukça”, tüm bu kadınların birbirlerinin yaşamlarına nasıl da kafiyelendiği anlaşılıyor “Düşüşün Tınısı”nda. Travmalarla dolu bu bellekleri, sırf bir hikâye aktaran geçmişin işlevi olarak değil, başka bir belleğin gelecekteki yankısı olarak da konumlandırıyor. Böylelikle bir göbek deliğinden uzva, aynadaki yansımaya veya suyun altında duyulan uğultuya değin soyutlama yoluyla kadrajdan sızanlar, nesiller arası duyguların geçişkenliğine ve adı konulamayan hayaletin zamandaki yolculuğuna dönüşüyor.

“Düşüşün Tınısı”, katman katman birbirinin üzerine binen geçmiş tabakalarının arasında ölen, öldürülen ya da ölüme sürüklenen kadınların nasıl özne olmaktan çıkıp zamirleştiğinin öyküsü. Unutulmaya yüz tutmuş tüm trajediler gibi yıkıcı, boğucu ve sarsıcı. Düşüşün Tınısı’nı, MUBI Türkiye'de izleyebilirsiniz.

Puanım: 8.5/10

İlgili Konular: #Cumhuriyet Pazar