ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela’ya yönelik askeri operasyonu ve Washington’un Latin Amerika üzerindeki müdahaleci tutumunu, 19. yüzyıla uzanan Monroe Doktrini ile gerekçelendirdi.
Trump, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun kaçırılmasıyla sonuçlanan operasyonu “doktrinin güncellenmiş hali” olarak tanımladı.
Trump, cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin “güvenli, doğru ve akılcı bir geçiş” sağlanana kadar Venezuela’yı yöneteceğini savundu.
Trump, 1823 tarihli Monroe Doktrini’ne atıf yaparak, “Monroe Doktrini büyük bir meseledir ama biz onu çok aştık. Artık buna Donroe Doktrini diyorlar” ifadelerini kullandı.
Doktrine kendi soyadını ekleyen Trump, “Batı Yarımküre’de Amerikan egemenliği bir daha asla sorgulanmayacak” dedi.
MONROE DOKTRİNİ NEDİR?
Monroe Doktrini, dünyanın büyük güçler arasında etki alanlarına bölünmesini öngören bir dış politika yaklaşımı olarak biliniyor.
Doktrin, ABD’nin 5’inci Başkanı James Monroe tarafından 2 Aralık 1823’te Kongre’de yaptığı Birliğin Durumu konuşmasında dile getirildi.
Monroe, Avrupa devletlerini Amerika kıtasının iç işlerine karışmamaları konusunda uyararak, böyle bir müdahalenin ABD’ye yönelik bir saldırı olarak görüleceğini ilan etti.
Monroe, Batı Yarımküre ile Avrupa’nın siyasi meselelerinin birbirinden ayrı tutulması gerektiğini savundu.
Doktrin kapsamında ABD, Avrupa’nın mevcut sömürgelerine karışmayacağını ve Avrupa devletlerinin iç işlerine müdahale etmeyeceğini taahhüt etti.
Ancak Kuzey ve Güney Amerika’nın, bundan sonra hiçbir Avrupa gücü tarafından sömürgeleştirilemeyeceğini ilan etti.
Bu yönüyle doktrin, bir yandan statükoyu korumayı savunurken, diğer yandan Avrupa’nın Amerika kıtasından çekilmesini dayattı.
ROOSEVELT EKLEMESİ: MÜDAHALE HAKKI
1904’te ABD Başkanı Theodore Roosevelt, Monroe Doktrini’ne Roosevelt Ek Açıklamasını (Roosevelt Corollary) ekledi.
Bu düzenleme, Avrupa’nın müdahalesini önlemek gerekçesiyle ABD’ye Latin Amerika ülkelerine doğrudan müdahale etme hakkı tanıdı.
Bu yaklaşım, 1902-1903 Venezuela krizinin ardından gündeme geldi. Venezuela’nın dış borçlarını ödemeyi reddetmesi üzerine Roosevelt, ABD’nin “istikrarı sağlama” gerekçesiyle müdahale edebileceğini savundu.
Genişletilmiş Monroe Doktrini, ilerleyen yıllarda ABD’nin Dominik Cumhuriyeti, Haiti ve Nikaragua’ya müdahalelerinin gerekçesi olarak kullanıldı.
1980’lerde Başkan Ronald Reagan döneminde ABD’nin Latin Amerika politikaları sertleşti. Nikaragua’da solcu Sandinista yönetimine karşı sağcı Contras güçleri desteklendi; bu süreç, İran-Kontra silah kaçakçılığı skandalına yol açtı.
El Salvador ve Guatemala’daki sağcı yönetimlere verilen destek ise insan hakları ihlalleri nedeniyle yoğun eleştirilere neden oldu.
KÜBA VE VENEZUELA HATTI
ABD, Fidel Castro devriminden bu yana Küba’ya karşı askeri ve ekonomik baskıyı sürdürürken, ağır yaptırımlar günümüzde de devam ediyor.
Öte yandan, 2013’te hayatını kaybeden Hugo Chavez döneminde ve sonrasında, Venezuela’da yönetimi devirmeye yönelik girişimlerin desteklendiğine dair iddialar sık sık gündeme geldi.
Trump’ın Monroe Doktrini’ni yeniden gündeme taşıması, ABD’nin Latin Amerika’daki müdahaleci politikalarını açık biçimde sahiplenmesi olarak yorumlanıyor.