İngiliz gazetesi Financial Times, ABD'nin NATO üyesi diğer Avrupa ülkelerine de nükleer silah konuşlandırma olasılığını değerlendirdiğini yazdı.
Gazetenin Salı günü yayımladığı habere göre, ABD'li yetkililer halihazırda nükleer kabiliyetli bombardıman uçaklarına ev sahipliği yapan altı ülkenin ötesinde yeni konuşlandırmalara açık olduklarını belirtti.
Haberde, planın bir parçası olarak nükleer görev icra edebilen ve 'çift kabiliyetli' olarak adlandırılan Amerikan savaş uçaklarının daha fazla NATO ülkesinde konuşlandırılmasının değerlendirildiği ifade edildi. Ancak ABD'nin nükleer silahlarının yeni ülkelere yayılmasına ilişkin herhangi bir anlaşmanın yakın zamanda sonuçlanmasının beklenmediği de vurgulandı.
Öte yandan haberde, NATO'nun doğu kanadında yer alan ülkelerin — başta Polonya ve bazı Baltık ülkeleri olmak üzere — söz konusu uçaklara ev sahipliği yapma konusunda ilgi gösterdiği belirtildi. Görüşmelerin NATO kanalları üzerinden yürütüldüğü kaydedildi.
Reuters, Financial Times'ın konuya ilişkin bilgi sahibi üç kaynağa dayandırdığı haberi bağımsız olarak doğrulayamadığını bildirdi.
ABD Başkanı Donald Trump ve birçok danışmanı, Avrupalı müttefikleri uzun süredir savunma harcamalarının yetersizliği nedeniyle eleştiriyor. Trump yönetimi, Avrupa ülkelerinin kendi ordularına daha fazla yatırım yapması ve geleneksel savunma alanında ABD'ye bağımlılıklarını azaltması gerektiğini savunuyor.
ABD'NİN BU HAMLESİ NE ANLAMA GELİYOR?
ABD, Soğuk Savaş boyunca nükleer varlıklarını ağırlıklı olarak Batı Avrupa'da konuşlandırmıştı. Ancak bugün tehdit algısı Almanya-Ren hattından Polonya-Baltık eksenine kaymış durumda. Bu, aynı zamanda, NATO'nun psikolojik haritasının da doğuya kaydırılması anlamına geliyor.
Daha az konuşulan boyut ise ABD'nin Avrupa üzerindeki siyasi kontrol mekanizmalarıyla ilgili. Bir ülke Amerikan nükleer paylaşım sistemine dahil olduğunda yalnızca üs veya uçak kabul etmiş olmaz; aynı zamanda ABD'nin stratejik planlama, komuta-kontrol, lojistik ve istihbarat ağlarına daha derin entegre olur. Washington açısından bu, Avrupa'nın 'stratejik özerklik' tartışmalarını sınırlayan bir araçtır. Özellikle Fransa'nın yıllardır savunduğu bağımsız Avrupa savunma kimliğine karşı, ABD'nin NATO merkezli güvenlik mimarisini tahkim etme hamlesi olarak da okunabilir.
Başka bir ifadeyle bu adım, Moskova kadar Brüksel'e yönelik de olabilir.
NÜKLEER SAVAŞ RİSKİNİ ARTIRIR MI?
Kısa vadede, bu tür konuşlandırmaların savaş riskini artırması beklenmez; çünkü nükleer silahların temel işlevi kullanılmaları değil, kullanılabileceklerine inandırmalarıdır. Ancak orta ve uzun vadede risk daha karmaşık.
Polonya veya Baltık ülkelerinde nükleer uçakların konuşlandırılması, Rusya Federasyonu'nu Kaliningrad ve Belarus'taki taktik nükleer kapasiteyi artırmaya yöneltebilir. Böylece Avrupa'da yeni bir silahlanma yarışı değil, daha tehlikeli bir 'reaksiyon süresi yarışı' başlayabilir. Dolayısıyla, stratejik açıdan en önemli soru, Moskova ile Washington arasındaki karar alma süresinin kaç dakikaya düşeceğidir.
Bu da geleceğin güvenlik denkleminde silah sayısından çok daha kritik bir değişkendir.
