Üç günlük Münih Güvenlik Konferansı dün sona erdi. Konferansın en öne çıkan olaylarından biri, SDG lideri Mazlum Abdi ile ‘Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Dışişleri Dairesi Eş Başkanı’ İlham Ahmed’in, Suriye’nin geçici Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile birlikte Şam heyetinde yer alarak temaslarda bulunmasıydı.
‘BİN KELİMEYE BEDEL’ FOTOĞRAF
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Şeybani, Abdi ve Ahmed’in, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşmesinin fotoğrafını, “Bin kelimeye bedel olan fotoğraf - yeni bir başlangıç” sözleriyle paylaştı. Barrack, Suriye heyetinin ABD Senatosu üyeleriyle bir araya gelmesini ise, “Birlik işe yarıyor” ifadeleriyle değerlendirdi. Şeybani, Abdi ve Ahmed, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile de görüştü.
‘SDG’Yİ ORTAK OLARAK GÖRÜYORUZ’
Şeybani, konferansta katıldığı “Birlik oluşacak mı? Devrim Sonrası Suriye” başlıklı panelde, “SDG'yi düşman olarak değil, ortak olarak görüyoruz. Bu nedenle onların Suriye hükümetinin bir parçası olmalarına yardım etme konusunda oldukça istekliyiz” sözlerini sarf etti. Esad Şeybani, DW Türkçe’nin “Türkiye’nin Kürtlere yönelik yaklaşımı işinizi kolaylaştırıyor mu yoksa zorlaştırıyor mu?” sorusunu, “Biz, SDG ile ilişkilerimizi devletimizin çıkarlarına göre şekillendiriyoruz. Bu, ABD ve Türkiye’nin de onayıyla yürüyor” şeklinde yanıtladı.
TÜRKİYE NEDEN SURİYE KONULU PANELDE YER ALMADI?
Konferansın ilk açıklanan programına göre, sözkonusu panelde Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de konuşmacı olacaktı. Ancak Şimşek’in ismi daha sonra, programın düzenlenmesiyle, Dışişleri Bakan Yardımcısı Levent Gümrükçü ile değiştirildi. Fakat Gümrükçü de panele katılmadı. Levent Gümrükçü, Suriye konulu olmayan başka oturumlarda konuştu. Cumhuriyet, Dışişleri kaynaklarına, “Levent Gümrükçü neden Suriye konulu panele katılmadı” sorusunu sordu. Kaynaklar, Gümrükçü’ye Suriye paneli için bir davet gitmediğini, isminin yanlışlıkla programa yazıldığını söyledi. Öte yandan 2024 ve 2025’te Münih Güvenlik Konferansı’nda bulunan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bu sene konferansa katılmadı. MİT Başkanı İbrahim Kalın konferansta yer aldı.
‘SAYIN MAZLUM ABDİ’NİN YANIMDA OLMASI…’
Suriyeli üç isim basına da demeç verdi. Bakan Şeybani, El Cezire’ye, “Hükümet ile SDG arasındaki anlaşma sahada iyi ilerliyor. Bunun pratik göstergesi Sayın Mazlum Abdi'nin bugünkü toplantılarda yanımda olmasıdır” dedi. Mazlum Abdi, Rudaw’ın, “Rojava özerk mi olacak yoksa merkezi yönetime mi bağlı kalacak?” sorusuna, hedeflerinin Kürt bölgelerinin kendi kendini yönetmesi olduğunu, “bunun da zaten anlaşmada olduğu” yanıtını verdi. İlham Ahmed ise Suriye TV’ye konuşarak, “Entegrasyon süreci olumlu bir yolda ilerliyor. Sahadaki sorunları karşılıklı anlayışla çözmeye odaklanmış durumdayız” dedi. Ahmed, Kürtlere dil ve eğitim alanında haklar tanıyan cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle ilgili ise, “13 Sayılı Kararname kesinlikle olumlu bir adımdır ve biz bunu süreci ilerletmek için üzerine bir şeyler inşa edilebilecek bir temel olarak görüyoruz. Ancak bu sadece bir başlangıç olmalı. Bizim talebimiz, anadilde eğitim hakkının ve kültürel hakların sadece kararnamelerle sınırlı kalmaması, doğrudan yeni anayasanın bir parçası haline gelerek anayasal güvence altına alınmasıdır. Kürtçe eğitim zaten halihazırda uyguladığımız bir sistem. Bunun resmiyet kazanması ve Suriye genelindeki eğitim sisteminin bir parçası olarak tanınması için görüşmelerimiz sürüyor” ifadelerini kullandı.
‘BUNU SAĞLAYAN ABD’DEN BAŞKASI OLAMAZ’
Tüm bu gelişmeleri Cumhuriyet’e değerlendiren dış politika analisti Aydın Sezer, “Ben başından itibaren Kürtlerin Suriye’de yenilmediğini söylüyordum. Şara’nın 13 sayılı kararnamesi, Haseke valisini Kürtlerin işaret etmesi bunun göstergeleriydi. Münih’te de bunun uluslararası planda tescil edildiği, bu duruma meşruiyet verildiği, Kürt realitesinin tanındığı ve Kürtlerin Suriye'nin bölünmemesi şartına bağlı olarak merkezi yönetime ayrıcalıklı bir şekilde entegre edildiği ortaya çıktı. Toplantılara Suriye Dışişleri Bakanı ile katıldılar. Bunu sağlayan, Kongre’nin baskısıyla ABD olabilir, başka kimse olamaz” dedi.
‘TÜRKİYE’NİN RAHATSIZ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM’
Aydın Sezer, “Sizce Türkiye bu gelişmelerden rahatsız mı” sorusuna, “Rahatsız olduğunu düşünüyorum çünkü konferansta Kürtlere bu denli alan açılmasını ve bu denli popüler olmalarını, imaj çalışması yapmalarını Türkiye fark etmemiş olabilir, fark ettikten sonra da çok geç kalmış olabilir. Ya da fark edip müdahale etmiş ve başarısız olmuş olabilir. Rojava’da ortaya çıkacak yapı, Kuzey Irak modeli gibi özerkliğe gidecek bir yapı. Ayrıca bu adamlar Türkiye nezdinde hala terörist. Böylesine bir uluslararası tanınırlık, bilinirlik ama daha önemlisi muhataplık ilişkisi tesis edilmesi, Türkiye’nin elini kolunu bağlar. Şimdi Türkiye'ye diyecekler ki, ‘Bak kardeşim, adam Suriye Dışişleri Bakanı'nın heyetinde yer alıyor. Bir de Şeybani’ye ‘Türkiye'nin adamı’ diyordunuz. Sen artık Suriye Kürtleri konusunda Şam rejimiyle görüş’. En kritik noktalardan bir tanesi bu. Dolayısıyla Türkiye'nin burada artık yapacak hiçbir şeyi yok bence. Suriye Kürtleriyle ilgili gerçekleri kabul etmek durumunda kalacaklar” yanıtını verdi.
‘AYNI MASAYI TÜRKİYE KURMALI’
“Türkiye de Rubio’nun kurduğu masaya benzer bir masa kurmalı mı, Abdi ve Ahmed’i Türkiye’ye davet etmeli mi” sorusunu Aydın Sezer, “Kesinlikle ve hemen kurmalı. Türkiye, Erdoğan'ın Suriye'deki ‘Kürt kardeşlerine yönelik’ yapıcı konuşmalarını dikkate alarak artık Mazlum Abdi’ye ve İlham Ahmed’e terörist muamelesi yapmaktan vazgeçmeli. Daha büyük teröriste bu esnekliği tanıdık, Abdullah Öcalan’a. Bunda bir şey yok. Derhal ve hemen yapılması lazım, bu kişilere esas garantiyi bizim vermemiz lazım” şeklinde yanıtladı. Sezer, “Bunun faydası ne olur” sorusuna ise, “Türkiye'deki süreçle alakalı daha pozitif bir şey ortaya çıkar. İkincisi de Türkiye'deki Kürtlerle bağlantıda olmaları ya da bir anlamda Türkiye'nin elinin kolunun orada olması, tıpkı Irak'ta olduğu gibi bir anlamda iktisadi bağımlılığı da geliştirecek, çok orta ve uzun vadeli bir yeni perspektif, bir fırsat kapısı açabilir Türkiye’ye” cevabını verdi.