Rumen politikacılar, Cumhuriyet’e konuştu: Savaşın merkezi Karadeniz’e kayıyor

Rumen politikacılar, Cumhuriyet’e konuştu: Savaşın merkezi Karadeniz’e kayıyor

10.01.2026 13:59:00
Güncellenme:
Caner Çiftçi
Takip Et:
Rumen politikacılar, Cumhuriyet’e konuştu: Savaşın merkezi Karadeniz’e kayıyor

Rusya-Ukrayna savaşında cephede yıpratma stratejisi sürerken, diplomasinin henüz sonuç üretmediği görülüyor. Cumhuriyet’e konuşan Eski Romanya Temsilciler Meclisi Üyeleri Laura Vicol ve Simina Tulbure, savaşın “nasıl biteceğinin” Karadeniz’den Avrupa güvenliğine, yeni küresel dengelerden Soğuk Savaş tartışmalarına kadar geniş bir alanda belirleyici olacağını vurguladı.

Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşta cephe hattında çatışmalar hız kesmeden devam ediyor. Özellikle doğu ve güney ekseninde, karşılıklı topçu atışları ve insansız hava aracı (İHA) saldırıları öne çıkıyor.

Rus ordusu, Donbas hattında kademeli ilerleme hedefiyle baskısını sürdürürken; Ukrayna güçleri savunma hatlarını tahkim etmeye ve karşı taarruz kapasitesini korumaya çalışıyor.

Son dönemde hava saldırılarının yeniden yoğunlaşması, enerji altyapısını ve lojistik merkezleri hedef alan operasyonların arttığını gösteriyor. Bu durum, kış koşullarıyla birlikte sivil yaşam üzerindeki baskıyı da artırıyor.

Savaşın dördüncü yılına yaklaşılırken tarafların uzun menzilli silah kullanımına daha fazla ağırlık verdiği görülüyor. Rusya, füze ve kamikaze İHA saldırılarını sürdürürken; Ukrayna ise Rusya içindeki askeri tesisleri hedef alan derin taarruzlarla yanıt veriyor.

Askeri uzmanlara göre bu karşılıklı saldırılar, sahadaki dengeden çok psikolojik üstünlük ve stratejik caydırıcılık amacı taşıyor. Ancak sivil altyapının zarar görmesi, uluslararası kamuoyunda tepki yaratmaya devam ediyor.

UKRAYNA'DA İÇ DÜZENLEMELER

Kiev yönetimi, cephedeki tabloya paralel olarak askeri ve istihbari kadrolarda değişikliklere gidiyor. Hükümet, savaşın uzamasıyla birlikte komuta zincirini daha merkezi ve etkin hâle getirmeyi hedefliyor. Bu kapsamda, seferberlik uygulamaları ve savunma sanayisine ayrılan kaynaklar da genişletiliyor.

Ukrayna yönetimi, Batılı müttefiklerle koordinasyonu sürdürürken, askeri yardımların sürekliliğini kritik görüyor.

Sahadaki çatışmalar sürerken diplomatik girişimler de tamamen durmuş değil. ABD, Avrupa ülkeleri ve NATO üyeleri, Ukrayna’nın güvenliği ve olası bir ateşkes senaryosu üzerine temaslarını sürdürüyor. Ancak taraflar arasındaki temel taleplerin hâlâ birbirinden uzak olması, kısa vadede kalıcı bir barış ihtimalini zayıflatıyor.

Moskova ise Batı’nın askeri desteğini “doğrudan çatışmaya yakınlaşma” olarak değerlendirirken, olası yabancı askeri konuşlanmalara sert tepki veriyor.

Savaş, yalnızca iki ülkeyi değil, Avrupa güvenlik mimarisini de doğrudan etkiliyor. Enerji arzı, savunma harcamaları ve göç riski başta olmak üzere birçok başlık yeniden tartışma konusu olmuş durumda. Uzmanlar, çatışmanın bu haliyle kontrollü bir yıpratma savaşı karakteri taşıdığı görüşünde birleşiyor.

Rusya-Ukrayna savaşında askeri cephede yüksek yoğunluklu ancak sınırlı ilerlemelerin yaşandığı, siyasi alanda ise temkinli ve sonuçsuz diplomasi trafiğinin sürdüğü bir tablo öne çıkıyor. Tarafların geri adım atmaması, savaşın yakın vadede sona ermeyeceğine işaret ederken, insani ve ekonomik maliyet her geçen gün daha da ağırlaşıyor.

Image

RUMEN POLİTİKACILAR, CUMHURİYET’E KONUŞTU

Eski Romanya Temsilciler Meclisi Üyeleri Laura Vicol ve Simina Tulbure, Rusya-Ukrayna savaşı kapsamında ve siyasi gelişmelerin küresel yansımalarını Cumhuriyet’ten Caner Çiftçi'ye değerlendirdi.

Laura Vicol, Rusya-Ukrayna savaşının bitmesi halinde asıl kritik sorunun “savaş bitti mi?” değil, “nasıl bittiği” olduğunu vurguladı.

Vicol’a göre, cephe hattını sadece donduran ve inandırıcı güvenlik garantileri içermeyen bir uzlaşma, kalıcı barış değil; taktik bir mola anlamına gelir. Böyle bir senaryoda çatışmanın yeni bir evreyle geri dönmesi olası.

Vicol, bölgesel öngörülebilirliğin ancak “açık kurallar, uygulanabilir güvenlik garantileri ve saldırganlığa gerçek maliyetler” içeren bir sonuçla sağlanabileceğini söyledi.

Vicol’a göre savaş sonrası dönemde stratejik merkez net: Karadeniz. Eğer saldırganlık, toprak ya da siyasi kazanımlarla fiilen ödüllendirilirse; kıyıdaş ülkeler üzerindeki baskı, ticaret hatları, enerji koridorları ve kritik altyapı hedeflerine yönelik riskler artar.

Karadeniz’in “stratejik çevre” olmaktan çıkıp bir güvenlik cephesi haline geldiğini belirten Vicol, limanlara saldırılar, sürüklenen mayınlar, ticari deniz taşımacılığına dönük tehditler ve enerji ağlarına yönelik risklerin kalıcı gündem olacağını kaydetti.

Vicol, savaşın bitiş biçiminin küresel düzende iki başlıkta belirleyici olacağını dile getirdi:

  • Emsal etkisi: Sınırların güç kullanarak değiştirilebilmesi “normalleşirse” uluslararası düzen açısından sarsıcı bir örnek doğar.
  • Güvenlik ekonomisi: Silahlanma ivmesi, savunma sanayii yatırımları, tedarik zincirleri, yaptırımlar ve ekonomik bloklaşma kalıcılaşır.

“YENİ SOĞUK SAVAŞ ŞİMDİDEN BAŞLADI”

Vicol’a göre “yeni Soğuk Savaş” savaş bittikten sonra başlamayacak; zaten fiilen yaşanıyor. Blok siyaseti, yaptırımlar, hibrit savaş, teknoloji rekabeti ve parçalanan uluslararası sistem bunun göstergesi.

Ancak Vicol, bunun 20. yüzyılın “daha düzenli” Soğuk Savaş’ına benzemeyeceğini savunuyor: Yeni dönem daha oynak, daha ekonomi ve siber alan odaklı ve daha asimetrik bir rekabet üretecek.

Vicol, Ukrayna’ya askeri ve mali desteğin süreceği kanaatinde; ancak bunun artık “ilk dönemlerdeki gibi otomatik bir hatta” ilerlemediğini söylüyor:

  • ABD’de bütçe tartışmaları ve kutuplaşma, Ukrayna dosyasını zaman zaman iç siyasetin pazarlık konusu haline getiriyor.
  • Avrupa’da ise mali baskı ve “kamuoyu yorgunluğu” belirgin; fakat Vicol’a göre stratejik gerçek değişmiyor: Ukrayna’nın kaybetmesi ya da kötü tasarlanmış bir ateşkese itilmesi halinde, Avrupa’nın orta-uzun vadeli güvenlik maliyetleri daha da büyür.

Vicol ayrıca, hiçbir dış desteğin “devletlerin kendi savunma kapasitesinin yerini tutamayacağı” görüşünde. İç irade ve “ulusal sorumluluk” olmadan, her güvenlik mimarisinin kırılgan kalacağını söylüyor.

 ORTA VADEDE İKİ EĞİLİM: KOŞULLULUK VE GÜVENLİK GARANTİSİ

Vicol, orta vadede iki gelişme beklediğini belirtiyor:

  • Desteğin daha koşullu hale gelmesi: Denetimler, önceliklendirme, kademeli teslimatlar.
  • Güvenlik garantilerine odaklanma: Sahada varlık, izleme, caydırıcılık ve yeniden çatışmayı önleyecek düzenekler.

Vicol’a göre “hızlı barış” söylemi, eğer açık güvenlik garantileri ve yaptırım/uygulama mekanizmasıyla desteklenmiyorsa “ciddi bir çözüm değil, siyasi bir yanılsama”.

Vicol, çeşitli görüşmeler, taslaklar ve diplomatik baskılar olduğunu; ancak gerçekçi bir ateşkes ya da müzakere zemini için iki temel koşul gerektiğini vurguluyor:

  • Ortak bir müzakere çerçevesinin kabulü
  • İhlalin bedelini anında artıracak güvenlik ve izleme mekanizmaları

Vicol'a göre, bugünkü tıkanmanın merkezinde ise iki başlık var: Toprak ve güvenlik garantileri. Bu iki konuda netlik olmadan girişimlerin “deklaratif” kalma riski taşıdığını söylüyor.

Vicol, Tarafların sahada kazanım peşinde olmasını da “sinizm değil, gerçekçilik” olarak nitelendiriyor: “Güç dengesi ve yaptırımı olmayan müzakere, yeni saldırganlık için zemin hazırlar.”

“ARABULUCULUK DEĞİL KALDIRAÇ MESELESİ”

 Vicol, Türkiye’nin rolünü “sadece arabuluculuk söylemi” ile değil, somut kaldıraç gücüyle açıklıyor:

  • Boğazlar üzerindeki kontrol,
  • Karadeniz güvenliğine doğrudan çıkar,
  • NATO üyeliği,
  • Rusya ile işleyen diyalog kanalları.

Bu nedenle Türkiye’nin “pasif tarafsızlık” değil, aktif denge rolü oynayabildiğini belirten Vicol, İstanbul görüşmeleri, esir takasları ve tahıl anlaşması gibi somut sonuçların da bu pozisyon sayesinde mümkün olduğunu hatırlatıyor.

Çin’in etkisini ise “tarafsız arabulucudan çok”, Rusya’nın maliyet-fayda hesabını ekonomik ve diplomatik olarak etkileyebilecek bir aktör olmasıyla tanımlayan Vicol, ABD’nin ise hem askeri kapasitenin ana sağlayıcısı hem de güvenlik garantisi çerçevesinin mimarı olarak kritik konumda olduğunu vurguluyor.

Vicol, Trump’ın “barış planı” gibi girişimlerin ancak Ukrayna için gerçek güvenlik garantileri ve net bir uygulama/yaptırım mekanizması içerdiği ölçüde inandırıcı olacağını söylüyor. Aksi halde, güvenlik garantisi olmaksızın toprak tavizi isteyen bir planın “barış değil, çatışmayı erteleme” anlamına geleceğini savunuyor.

TÜRKİYE-ROMANYA İŞBİRLİĞİ

Vicol, Karadeniz’deki risklerin artmasıyla Türkiye ve Romanya arasında işbirliğinin “deklaratif” olmaktan çıkıp zorunlu ve pratik bir zemine oturduğunu ifade ediyor.

Vicol, NATO koordinasyonunun önemli olduğunu, ancak tek başına yeterli olmayacağını belirterek şu başlıklara işaret ediyor:

  • Bölgesel deniz gücü ve gözetleme kapasitesi,
  • Kritik altyapı koruması,
  • Hızlı müdahale prosedürleri,
  • Boğazlar ve Montrö Sözleşmesi’nin siyasi-hukuki sınırlarına uyumlu bölgesel işbirliği.

Vicol, “Karadeniz’de önleme seçenek değil; güvenlik ile kriz arasındaki fark” değerlendirmesiyle, bölgesel caydırıcılığın önemini özetliyor.

Image

SİMİNA TULBURE: ASIL SORUN KAYNAK DEĞİL, KAMUOYU EKSİKLİĞİ

Simina Tulbure ise Rusya-Ukrayna savaşının sona ermesi halinde dünyanın yeni bir Soğuk Savaş’a girip girmeyeceği sorusuna, bugünkü tablonun klasik Soğuk Savaş kalıplarıyla birebir örtüşmediğini söyledi.

“Bugün yaşananlar bir yönüyle yeni bir Soğuk Savaş’ı andırıyor, bir yönüyle de ondan farklı” diyen Tulbure, özellikle teknoloji, güvenlik ve bilgi alanlarında sert bir küresel rekabet yaşandığına dikkat çekti. Hibrit savaşlar, dezenformasyon ve bilişsel müdahalelerin, liberal uluslararası düzenin yalnızca siyasi değil, ahlaki ve normatif temellerini de aşındırdığını ifade etti.

Ancak Tulbure’ye göre küresel ekonomik karşılıklı bağımlılıklar, dünyanın tamamen ikiye bölündüğü bir düzene geçilmesini zorlaştırıyor. “Buna rağmen Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik hukuksuz saldırısı, dünya genelinde revizyonist ve emperyal eğilimleri cesaretlendirdi” diyen Tulbure, savaşın nasıl sonuçlanacağının belirleyici olacağını vurguladı.

Tulbure, Ukrayna’nın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü güvence altına alan bir çözümün, küresel ölçekte caydırıcılığı artıracağını söyledi. Buna karşılık belirsiz veya adaletsiz bir anlaşmanın, “güç kullananın kazandığı” yönünde tehlikeli bir örnek oluşturacağını belirtti.

“Savaş sonrası düzenleme, rekabeti sona erdirmek yerine onu kalıcı hale de getirebilir” diyen Tulbure, güvenlikten finansa, teknolojiden normlara kadar pek çok alanda dünyanın zaten rakip bloklara ayrılmaya başladığını ifade etti.

“ASIL SORUN KAYNAK DEĞİL, KAMUOYU DESTEĞİ”

ABD ve Avrupa’daki seçim süreçleri, bütçe tartışmaları ve kamuoyu baskısının Ukrayna’ya desteği nasıl etkileyeceğine ilişkin soruya da yanıt veren Tulbure, bu alanda ciddi bir kırılganlığa işaret etti.

Avrupa ve Kuzey Amerika’da yükselen izolasyoncu siyaset, hibrit müdahaleler ve çoklu krizlerin yarattığı ekonomik sıkıntıların, Ukrayna’ya desteği hedef aldığını söyleyen Tulbure, “Bu bir anlatı savaşı” dedi.

Tulbure’ye göre, Ukrayna’ya destek liberal değerler açısından hayati önemdeyken, revizyonist söylemler toplumsal korkular ve eşitsizlikler üzerinden güç kazanıyor. Avrupa Birliği’nin çok yıllı mali mekanizmalarla desteği kurumsallaştırmaya çalıştığını hatırlatan Tulbure, buna karşın siyasi meşruiyetin giderek daha fazla sorgulandığını vurguladı.

Tulbure, “Orta vadede mesele yalnızca parayı ve silahı bulmak değil; toplumların bu desteği neden sürdürmesi gerektiğine ikna edilmesi” dedi.

Diplomatik girişimlere ilişkin değerlendirmesinde Tulbure, geçen yıla kıyasla hareketlilik olsa da gerçek bir ilerlemeden söz edilemeyeceğini belirtti. Ukrayna ve Avrupa’nın yeniden müzakere sürecinin merkezine oturduğunu vurgulayan Tulbure, “Ukrayna olmadan bir barış planı düşünülemez” dedi.

Ancak Rusya’nın ciddi bir ateşkes ya da müzakere niyetinde olmadığını ifade eden Tulbure, Moskova’nın hâlâ askeri baskıyı bir pazarlık aracı olarak kullandığını söyledi. Tulbure, “Diplomatik açılımlar taktiksel. İnandırıcı denetim ve yaptırım mekanizmaları olmadan ateşkesler, kalıcı barışa değil yeniden silahlanmaya hizmet eder” uyarısında bulundu.

“TÜRKİYE BENZERSİZ BİR KONUMDA”

Türkiye’nin savaş sürecindeki rolüne özel bir parantez açan Tulbure, Ankara’nın Karadeniz’deki stratejik konumu, Ukrayna ile yakın ilişkileri ve Rusya ile diplomatik kanalları sayesinde “benzersiz bir denge aktörü” olduğunu söyledi.

Türkiye’nin Ukrayna’ya güvenlik garantileri konusundaki tutumunu olumlu bulduğunu belirten Tulbure, Türk toplumunun Ukraynalı mültecilere yaklaşımını da “takdire değer” olarak niteledi.

Çin’i ise daha eleştirel bir yerden değerlendiren Tulbure, Pekin’in barış söylemine rağmen Rusya’ya verdiği destek nedeniyle güvenilir bir arabulucu konumunda olmadığını dile getirdi.

ABD’nin vazgeçilmez bir aktör olduğunu söyleyen Tulbure, ancak Washington ile Avrupa arasında daha güçlü bir uyum gerektiğini vurguladı. Tulbure, olası bir Trump yönetiminin barış girişimlerinin ise güvenlik garantileri, uygulama mekanizmaları ve sürecin sıralaması olmadan kalıcı olamayacağını ifade etti.

Tulbure, “Barış hız uğruna sürdürülebilirlikten vazgeçerse, hem Ukrayna’nın güvenliği hem de Batı’nın inandırıcılığı zarar görür” dedi.

“EN OLASI SENARYO: DONMUŞ ÇATIŞMA”

NATO-Rusya gerilimine ilişkin değerlendirmesinde Tulbure, Rusya’nın hibrit saldırılar, dezenformasyon ve baskı politikalarını sürdürmesini beklediğini söyledi. Mevcut koşullarda yapıcı bir siyasi çözümün mümkün olmadığını belirten Tulbure, önümüzdeki 6–12 ay için donmuş çatışma senaryosunun en olası tablo olduğunu ifade etti.

“Denetimsiz bir siyasi çözüm, mevcut çıkmazdan bile daha tehlikeli olabilir” diyen Tulbure, bunun Rusya’ya yeni baskı alanları açabileceği uyarısında bulundu.

Türkiye ve Romanya arasındaki iş birliğine de değinen Tulbure, iki ülkenin Karadeniz’de güçlü bir jeostratejik ortaklığa sahip olduğunu söyledi. NATO çerçevesindeki askeri iş birliğinin önemli olduğunu ancak yeterli olmadığını vurgulayan Tulbure, Karadeniz için yeni diplomatik ve stratejik platformlar kurulması gerektiğini belirtti.

“Karadeniz yalnızca bölgesel bir mesele değil; Avrupa-Atlantik ve küresel güvenliğin merkezlerinden biri” diyen Tulbure, Türkiye ve Romanya’nın bu alanda daha öncü bir rol üstlenebileceğini ifade etti.