Washington’ın bitmeyen intikamı: Küba ve ambargo diplomasisi

Washington’ın bitmeyen intikamı: Küba ve ambargo diplomasisi

29.05.2026 04:00:00
Güncellenme:
Washington’ın bitmeyen intikamı: Küba ve ambargo diplomasisi

ABD’ye göre Batı Yarımküre’nin ortasında, burnunun dibindeki 11 milyon nüfuslu bir ada olan Küba Amerikan güvenliğini sarsabilecek “olağanüstü bir tehlike.”

Batı Yarımküre’nin ortasında, burnunun dibindeki 11 milyon nüfuslu bir ada... Dünyanın en büyük askeri gücüne, yüzlerce üssüyle gezegenin dört bir yanına yayılmış ABD’ye göre ulusal güvenlik tehdidi. Washington’ın resmi söylemine inanacak olursak Küba, yalnızca ekonomik krizlerle boğuşan küçük bir Karayip ülkesi değil; Amerikan güvenliğini sarsabilecek “olağanüstü bir tehlike.” Bu iddia ilk bakışta kara mizah gibi gelebilir. Ancak Donald Trump yönetimi, uzun süredir uyguladığı ambargoyu ve ekonomik kuşatmayı meşrulaştırmak için bu dili kullanıyor. Küba’nın asıl suçu ise yıllardır aynı: boyun eğmemek.

‘HEDEF REJİM DEĞİŞİKLİĞİ’

ABD Başkanı Donald Trump ve çiçeği burnunda Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Küba’da yıl sonuna kadar bir rejim değişikliği hedeflediklerini artık açıkça itiraf ediyorlar. Trump’ın 1 Mayıs’ta imzaladığı kararname, Küba’ya yönelik kuşatmayı “ulusal güvenlik” bahanesiyle daha da genişletti. Küba yönetimini “halkını düşünmemekle” suçlayan Washington’ın, petrol ambargosunu derinleştirerek milyonlarca insanı karanlığa mahkûm etmesi ise görmeye alışık olduğumuz, hafif deyimiyle “çifte standart” hallerinden. Mart ayında elektrik şebekesinin tamamen çökmesiyle 11 milyona yakın insan günlerce zifiri karanlıkta kaldı. Halk gıdaya, suya ve ilaca erişmekte ciddi güçlük çekiyor; hastanelerde ameliyatlar duruyor, okullarda çocuklar titriyor. “Küresel vicdanı” tekellerine alanlar için bu tablo “insan hakları ihlali mi?”

Washington’a sorarsanız adadaki tüm trajedinin tek sorumlusu sosyalizm. Öyle mi, peki o ambargo kaldırılırsa Küba ekonomisine ne olur? Bu sorunun yanıtını pek çok insanın merak ettiğine eminim. Rubio’nun, rejim değişikliği karşılığında ambargoyu gevşetebileceklerini çıtlatması da asıl gerçeği ele veriyor: Dert itaat etmemek.

Bu noktada Marco Rubio’nun kişisel tarihine de değinmek gerek. Rubio’nun ailesi, siyasi kariyerinin başında iddia ettiğinin aksine Castro iktidarından kaçmamış, devrimden önce adadan ayrılmış.

 PETER PAN OPERASYONU

Washington için Küba’dan kaçanlara dayalı mağduriyet edebiyatı önemli. 1960’ların başında tam da bu mağduriyeti yaratmak için tarihin en kirli operasyonlarından birine imza atılmıştı: Peter Pan (Pedro Pan) Operasyonu. CIA ve kilise işbirliğiyle yayılan “Komünist rejim çocuklarınızı elinizden alacak” yalanıyla yaratılan yapay panik, 14 binden fazla Kübalı çocuğun ailelerinden koparılarak tek başlarına ABD’deki güvensiz kamplara, yetimhanelere sürülmesine neden oldu. Rubio’nun arkasına sığındığı o sağcı Miami diasporası, çocukların geleceğini rehin alan bu trajedinin üzerinde yükseldi.

Ancak ne Peter Pan komploları ne de Trump’ın bugünkü enerji ablukaları Küba’nın dünya tarihindeki o görkemli yerini silebiliyor. Dış politikasını küresel sermayenin şablonlarına göre değil, halkların esenliğine göre şekillendiren bu minik dev ada, Batista diktatörlüğünü devirdiği günden beri emperyalizmin bağrına saplanmış bir diken.

Okyanusları aşarak Angola’ya gönderdiği askerleriyle ırkçı Apartheid rejiminin çöküşünde tarih yazan, dünyanın en ücra köşelerine doktor ve öğretmen gönderen bir dayanışma kültüründen bahsediyoruz. Küba’nın tüm kuşatmalara karşın hayatta kalması, dünyaya tehlikeli bir gerçeği fısıldıyor: Emperyalizme boyun eğmeden de ve dayanışarak var olunabilir. Ve bu, Washington’ın gözünde en büyük günah.