Sanayici ve sendikalardan mevcut ekonomi programına yönelik tepkiler giderek artıyor. Üretim maliyetlerindeki yükseliş, finansmana erişimde yaşanan zorluklar ve ücretlerin alım gücündeki erime, hem iş dünyasını hem de emek kesimini ortak bir noktada buluşturdu.
Artan üretim maliyetleri, finansmana erişimde yaşanan zorluklar ve ücretlerin alım gücündeki hızlı erime, iş dünyası ile emek kesimini aynı eleştiri hattında buluşturdu. Ekonomistlerden sendika temsilcilerine kadar farklı kesimler, mevcut programın sürdürülebilir olmadığını savunurken, çözümün sınırlı revizyonlardan değil, daha kapsamlı yapısal değişikliklerden geçtiğine dikkat çekiyor.
Ekonomi politikalarının temel çerçevesini oluşturan Orta Vadeli Program (OVP) ve enflasyon hesaplama yöntemlerine yönelik tartışmalar sürerken, mevcut sistemin işleyişine ilişkin eleştiriler de artıyor. Ekonomist Prof. Dr. Aziz Konukman, Orta Vadeli Program (OVP), 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ve enflasyon hesaplama sistemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konukman, OVP’nin yıl içinde “revize edilen bir belge” gibi algılanmasının teknik olarak doğru olmadığını vurguladı.
Konukman, bütçe sürecinin 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu kapsamında şekillendiğini hatırlatarak şu ifadeleri kullandı: “Bizim bütçe OVP’ye bağlı çalışır. 5018 sayılı yasa kamu mali yönetim sisteminin temelini oluşturur. Orta Vadeli Program da bu çerçevede hazırlanır. OVP’de yıl içinde revizyon diye bir şey teknik olarak yok. Yasa gereği her yıl Eylül ayının ilk haftasında yeni OVP açıklanır. Yani revizyon değil, yeni OVP yayınlanır. 2025 Eylül’de açıklanan OVP 2026-2028 dönemini kapsıyordu. 2026 Eylül’de açıklanacak yeni OVP ise 2027-2029 dönemini kapsayacak. Böylece bir önceki planın ilk yılı da fiilen revize edilmiş olur.”
EKONOMİK BEKLENTİLER VE PİYASA ETKİSİ
Konukman, OVP’de yer alan tahminlerin piyasa için belirleyici olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “OVP’de enflasyon, işsizlik, cari açık, dolar kuru gibi tüm temel değişkenler yer alır. Piyasa aktörleri bu tabloya göre pozisyon alır. İktidar bu çerçeveyi oluşturmazsa piyasanın sağlıklı hareket etmesi zor.”
ENFLASYON VE ÜCRET MEKANİZMASI ELEŞTİRİSİ
Enflasyon hesaplama sistemi ve ücret artış mekanizmasını da değerlendiren Konukman, mevcut yapının emekçiler açısından tartışmalı olduğunu ifade ederek, “Memur ve memur emeklileri enflasyon farkını ve toplu sözleşme zammını alıyor. Ancak SSK ve Bağ-Kur emeklileri yalnızca gerçekleşen enflasyona bağlı kalıyor. Bu sistem tartışmalıdır. Bugün TÜİK’in açıkladığı enflasyon sepeti, kimsenin gerçek yaşamını birebir yansıtmıyor. O sepetin içinde yaşayan bir kesim yok.” dedi.
“ÇALIŞANLARA ÖZEL ENFLASYON HESAPLANMALI”
Konukman, enflasyonun farklı gelir gruplarına göre ayrı ayrı hesaplanması gerektiğini savunarak, “Üç ayrı enflasyon serisi olmalı. Biri resmi enflasyon, biri çalışanların enflasyonu, biri de gelir gruplarına göre enflasyon. En zengin yüzde 20 ile en yoksul yüzde 20’nin enflasyonu aynı değil. “Yoksulun enflasyonu her zaman daha yüksek çıkar. Çünkü sepetinde gıda ağırlıklıdır ve gıda fiyatları daha hızlı artar. OVP’yi her yıl değiştirirsiniz ama enflasyon hesaplama sepeti aynı kaldığı sürece sorun çözülmez. Asıl ihtiyaç, daha gerçekçi ve toplumsal gelir dağılımını yansıtan bir ölçüm sistemidir.” diye konuştu.
ÇAKMAK: “MEVCUT EKONOMİ PROGRAMI EMEKÇİYE UYGUN DEĞİL”
Türk-İş Bölge Temsilcisi Hayrettin Çakmak, mevcut ekonomi programına ilişkin yaptığı değerlendirmede emekçilerin ağır bir yük altında olduğunu belirterek, programın acilen revize edilmesi gerektiğini söyledi. Çakmak, özellikle vergi sistemi, ücret politikaları ve tarım alanında köklü değişiklikler yapılması çağrısında bulundu.
Ekonomi programının öncelikli olarak vergi sisteminde değişikliğe gitmesi gerektiğini vurgulayan Çakmak, “Mevcut ekonomi programı emekçilere uygun değil. Bir an önce revize edilmesi lazım. Programın ilk olarak hangi alanda değiştirileceği sorulursa, başta vergi sistemi diyorum. Vergide adaletin bir an önce sağlanması, yükün adil dağıtılması gerekiyor. Bu vergi yükünün altında eziliyoruz. Artık ezilmeyi de bıraktık, pestilimiz çıktı” dedi.
“ASGARİ ÜCRET ENFLASYONA BAĞLANMALI”
Asgari ücretin güncellenmesi gerektiğini belirten Çakmak, “Asgari ücret derhal, derhal ve derhal enflasyondan kaynaklı kayıplar eklenerek güncellenmeli. Hatta enflasyona bağlanmalı. Emekçinin alım gücü her geçen gün düşüyor” ifadelerini kullandı.
Enerji ve tarım maliyetlerine dikkat çeken Çakmak, “Enerjideki maliyetlerin derhal düşürülmesi lazım. Özellikle mazot ve benzin fiyatlarının aşağı çekilmesi gerekiyor. Tarımda gübre maliyetleri de düşürülmeli. Aksi halde gıda enflasyonunu durduramayız, gıdaya erişimde daha büyük sorunlar yaşarız” diye konuştu.
“TARIMA VE ÇİFTÇİYE YÜZÜMÜZÜ DÖNMELİYİZ”
İklim koşullarının tarımı olumsuz etkilediğini dile getiren Çakmak, “Program bu şekilde devam ederse önümüzdeki bir yıl için tablo çok kötü. Anadolu’da mevsimsel değişiklikler yaşanıyor. Erzincan’a bile kar yağdı. Don olayları yine tarımı vuracak. Bu durumun arkasına sığınılacak ve vatandaş yine mağdur olacak. Derhal tarıma yönelmeliyiz, çiftçiye yüzümüzü dönmeliyiz” dedi.
Emeklilerin durumuna da değinen Çakmak, “Başta emekliler olmak üzere toplumun geniş kesimleri zor durumda. Emeklinin yüzü güldürülmeli. Hükümet ve yerel yönetimler ayrımı olmadan herkes çiftçinin ve emekçinin derdini dinlemeli. Ülkede demokrasi güçlendirilmeli” ifadelerini kullandı.
GÜMÜŞTEKİN: EMEKÇİLER İÇİN SÜRDÜRÜLEMEZ PROGRAM
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Ege Bölge Temsilcisi Deniz Şahin Gümüştekin, mevcut ekonomik programa ilişkin yaptığı açıklamada, programın emekçiler açısından sürdürülebilir olmadığını söyledi. Gümüştekin, “Mevcut ekonomik program emekçiler açısından sürdürülebilir değildir. Çünkü bu programın yükü açıkça işçinin, emeklinin, dar gelirlinin sırtına yıkılmış durumda” dedi.
Enflasyonla mücadele politikalarını eleştiren Gümüştekin, “Enflasyonla mücadele adı altında yapılan şey, gerçekte ücretlerin baskılanmasıdır” diye konuştu. Bu durumun bir revizyon meselesi olmadığını vurgulayan Gümüştekin, “Bu mesele sadece bir ‘revizyon’ meselesi değildir. Türkiye’nin ihtiyacı, makyajlanmış bir program değil, emeği merkeze alan yeni bir ekonomik anlayıştır” ifadelerini kullandı.
ÜÇ ACİL BAŞLIK: ÜCRET, VERGİ, İSTİHDAM
Açıklamasında çözüm önerilerine de yer veren Gümüştekin, üç temel başlığa dikkat çekti. Gümüştekin, “Bizim açımızdan acil üç başlık vardır. Birincisi ücret politikasıdır. Ücretler hedef enflasyona göre değil, yaşanan gerçek enflasyona göre ve refah payı eklenerek belirlenmelidir” dedi.
Vergi sistemine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Gümüştekin, “İkincisi vergi adaletidir. Bu ülkede verginin büyük kısmını işçi ödüyor. Dolaylı vergiler düşürülmeden adalet sağlanamaz. Az kazanandan az, çok kazanandan çok alınması asıl politika olmalıdır” diye konuştu. Üçüncü başlığın üretim ve istihdam olduğunu belirten Gümüştekin, “Kaynak, faize ve rant gelirine değil, üretime ve istihdama gitmelidir” dedi.
“VERGİ EKMEKTEN DEĞİL LÜKSTEN ALINMALI”
Dolaylı vergilere dikkat çeken Gümüştekin, “Temel gıdada, enerjide, ulaşımda vergi yükü düşürülmelidir. Vergi, ekmekten değil, lüksten ve yüksek kazançtan alınmalıdır” ifadelerini kullandı. Asgari ücretin yılda bir kez artırılmasının yetersiz olduğunu belirten Gümüştekin, “Asgari ücret meselesi artık yılda bir zamla çözülemez. Ücretler yıl içinde eriyor. En az altı ayda bir güncellenmeli, enflasyon belli bir seviyeyi aşarsa otomatik artış yapılmalıdır” dedi.
“ENFLASYONUN FATURASI İŞÇİYE KESİLİYOR”
Enflasyonun sorumlusunun emekçiler olmadığını dile getiren Gümüştekin, “Enflasyonun nedeni işçinin ücreti değildir. Ama faturası işçiye kesiliyor. Bu, ekonomik değil siyasi bir tercihtir” diye konuştu. Programın sonuçlarına değinen Gümüştekin, “Bugün bu programın bedelini kim ödüyor? İşçi ödüyor, emekli ödüyor, küçük esnaf ödüyor. Ama kazanan kim? Yüksek faiz geliri elde edenler” dedi.
“ÇALIŞAN YOKSULLUĞU DERİNLEŞECEK”
Mevcut politikaların devam etmesi halinde tabloyun ağırlaşacağını ifade eden Gümüştekin, “Bu gidişat böyle devam ederse önümüzdeki dönemde çalışan yoksulluğu daha da derinleşecek. İnsanlar çalıştığı halde geçinemiyor. Bu sürdürülebilir değil” değerlendirmesinde bulundu. Son olarak çözüm önerisini yineleyen Gümüştekin, “Bizim önerimiz net: Üretimi güçlendiren, istihdamı koruyan, geliri adil bölüşen bir model. Türkiye, ucuz emekle değil, adil ücret ve güçlü üretimle büyümek zorundadır” dedi.
