Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Mart 2026 Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi (Tarım-GFE) verilerine göre tarım sektöründe maliyet artışları güçlü seyrini sürdürdü. Buna göre Tarım-GFE yıllık yüzde 34,26 artarken, on iki aylık ortalamalara göre artış yüzde 33,01 olarak gerçekleşti. Tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksinde yıllık artış yüzde 35,82 olurken, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler grubunda artış yüzde 25,17 seviyesinde kaydedildi. Alt kalemler incelendiğinde en yüksek artışın yüzde 48,33 ile gübre ve toprak geliştiricilerde gerçekleştiği görüldü.
Hayvansal üretim maliyetlerinde de dikkat çekici yükselişler yaşanırken veteriner harcamaları yüzde 35,59, hayvan yemi yüzde 35,86 oranında arttı. Enerji ve yağlayıcılar grubunda artış yüzde 34,24 olurken, tarımsal ilaçlar yüzde 20,30 seviyesinde yükseldi. Tohum ve dikim materyali kaleminde ise yüzde 33,58’lik artış kaydedildi. Veriler, özellikle gübre, yem ve enerji gibi temel girdilerdeki fiyat artışlarının üretici üzerindeki maliyet baskısını daha da artırdığını ortaya koydu.
'PRATİK HAYATTA MALİYETLER ÇOK DAHA YÜKSEK'
Verileri değerlendiren Çiftçi - Sen Genel başkanı Ali Bülent Erdem, açıklanan rakamların sahadaki gerçek maliyet artışlarını tam olarak yansıtmadığını belirterek, özellikle küçük üreticilerin giderek üretimden koptuğunu söyledi. TÜİK verilerinin dahi tarımdaki ağır tabloyu ortaya koyduğunu ifade eden Erdem, “Zaten herkes biliyor, hepimiz biliyoruz aslında bu TÜİK rakamları gerçeği tam olarak yansıtmamasına rağmen bu kadar yüksek. Pratik hayatta bu daha da yüksek bir biçimde gelişiyor. Girdi fiyatları devamlı artıyor” dedi. Artan maliyetler nedeniyle üreticilerin ayakta kalamadığını vurgulayan Erdem, özellikle küçük çiftçilerin her üretim döneminde zarar ettiğini söyledi.
'KÜÇÜK ÇİFTÇİLERİN ÜRETMESİ İSTENMİYOR'
Küçük üreticilerin sistematik biçimde üretim dışına itildiğini kaydeden Erdem, “Bu girdi fiyatları ile üreticinin, hele küçük üreticinin, köylülerin üretmesi mümkün değil. Her ürettiklerinde zarar ediyorlar” diye konuştu. Erdem, kırsaldaki yoksullaşmanın giderek derinleştiğini belirterek, üretim yapamaz hale gelen çiftçilerin topraklarını şirketlere bırakmak zorunda kaldığını ifade etti.
“Küçük çiftçilerin üretmesi istenmiyor. Çiftçiler giderek yoksullaşıyor. Toprağını ekemedikleri zaman da topraklarını başkalarına, şirketlere verecek biçimde el konuluyor” diyen Erdem, kırsal alanların madencilik faaliyetlerine açılmasının da tarımsal üretimi tehdit ettiğini söyledi.
'TARIM ŞİRKETLERİN ELİNE BIRAKILIYOR'
Türkiye’de tarımın giderek şirketleştiğini savunan Erdem, mevcut üretim modelinin doğadan uzaklaştığını belirtti. “Tarım öyle bir hale geldi ki bir petrol türevi gibi üretim yapılıyor” diyen Erdem, yeniden doğa temelli üretim modellerine dönülmesi gerektiğini ifade etti. Küçük çiftçiliğin korunabilmesi için kamusal müdahalenin zorunlu olduğunu vurgulayan Erdem, “Biz tarımı kendi doğal döngüsüne dönüştürmek zorundayız. Mümkün olduğu kadar az girdi kullanabileceğimiz tarım sistemlerine dönmemiz lazım. Bu ancak kamunun müdahalesiyle daha rahat yapılabilecek bir süreç” ifadelerini kullandı.
'GIDA GÜVENLİĞİ RİSK ALTINDA'
Yaşanan sürecin yalnızca ekonomik değil sağlık açısından da ciddi riskler taşıdığına dikkat çeken Erdem, kent ile kır arasındaki bağın kopmasının üretim süreçlerinin denetlenmesini zorlaştırdığını söyledi. İthal ürünlerin artışıyla birlikte tüketicilerin nasıl üretildiğini bilmedikleri ürünleri tüketmek zorunda kaldığını belirten Erdem, “Gıda enflasyonu ve ekonomik krizle beraber insanlar sadece karın doyurmaya yönelik ürünlere yöneliyor. Gıda güvenliği ve güvencesinin olmadığı ürünleri tüketmek zorunda kalıyoruz” dedi. Tarım ve gıda sektörünün büyük şirketlerin kontrolüne geçtiğini savunan Erdem, bunun toplum sağlığı açısından da tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.
