Kadına ücretsiz yüklenen bakım hizmetleri, inşaatın 3 katı istihdam potansiyeline sahip

Kadına ücretsiz yüklenen bakım hizmetleri, inşaatın 3 katı istihdam potansiyeline sahip

11.05.2026 04:00:00
Güncellenme:
Kadına ücretsiz yüklenen bakım hizmetleri, inşaatın 3 katı istihdam potansiyeline sahip

Türkiye’de ev içi ücretsiz bakım emeği 18 milyon tam zamanlı işe denk düşerken yükün yüzde 86’sı kadınların omzunda. Bakım hizmetlerine yatırım ise büyümenin anahtarı.

Türkiye’de 2026 Anneler Günü de çiçeklerle, kutlama mesajlarıyla ve “kutsal annelik” söylemleriyle geride kalırken kadınlar her gün verilen 146 milyon saatlik ücretsiz bakım emeğinin büyük bölümünü sırtlanmayı sürdürüyor. Hanehalklarındaki bakım emeğinin yüzde 86’sını kadınlar verirken devlet, yüksek istihdam potansiyeline karşın bakım hizmetlerine yatırım yapmıyor. Kadının görünmez kılınan emeği, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin ev sahipliği yaptığı, Türkiye Ekonomi Kurumu’nun 2. ilkbahar toplantısında da ele alınan konulardan biriydi. “Mor Ekonomi” başlıklı panelde İTÜ İşletme Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. İpek İlkkaracan, Ankara Üniversitesi SBF İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emel Memiş ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Melda Yaman, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı ücretsiz bakım emeğiyle makroekonomi arasındaki çarpıcı ilişkiyi anlattı.

Prof. İlkkaracan, İTÜ’de yaptıkları değerlendirmelere göre Türkiye genelinde günde toplam 146 milyon saat ev içi bakım emeği verildiğini, bunun 18 milyon tam zamanlı işe denk düştüğünü belirterek “Bu, bizim işgücü piyasamızın büyüklüğünün yarısından fazla. Dünya genelindeki 16.5 milyar saatlik bakım emeğinin sadece yüzde 25’ini erkekler üstlenirken bu oran Türkiye’deki erkekler için yüzde 14’e düşüyor” dedi. Bakım hizmetleri alanında istihdamın genel istihdamdaki payı Avrupa ve Orta Asya’da yüzde 20 iken Türkiye’de yüzde 12 ile ortalamanın epey altında kaldığına dikkat çeken İlkkaracan, politikaların hem cinsiyet eşitliğini hem de bakım alması gereken gruplar arasında bakım hakkı eşitliğini gözetmesinin önemine işaret etti.

ÇİFTE YOKSULLUK

İlkkaracan, 2008-2009 dönemine atıfla şunları paylaştı: “Biz kapsayıcı yatırımların savunuculuğunu yaparken en çok takıldığımız yer makroekonomik politika ayağı oldu. Makroekonomi yönetimi o dönemde frene basmış, ‘Önceliğimiz istihdam. Şu anda kreşleri, kadınların istihdama katılmasını önceleyemiyoruz’ demişti. Hatta kadınlar çocukları kreşe bırakıp iş aramaya başlarsa işsizlik sorunu daha da kötüleşebilir gibi bir yaklaşım da vardı.”

Bakım hizmetleri sektörlerinin ekonomik büyüme için verimli olmadığı yönündeki anlayışın yanlış olduğunu vurgulayan İlkkaracan, bakım alanına yapılan harcamanın tüketim değil aksine yatırım harcaması olduğunu; sosyal ve ekonomik altyapı olarak görmek gerektiğini kanıtlayan çalışmalar olduğuna dikkat çekti: “Türkiye’nin erken çocukluk dönemi bakım ve eğitim hizmetlerinde OECD ortalamasını yakalaması için bulduğumuz harcama GSYİH’nin yüzde 1.2’si kadar. Araştırmamıza göre bu harcama bakım hizmetleri sektörüne yatırıldığında, bunun işsizlik oranında azalma ve istihdamda artış etkisi inşaat sektörü etkisinin 3 katı olacak. Hedef istihdamı artırmaksa neden bu derece etkili olacak hizmetler kamu bütçesinde yok? Ayrıca ne kadar çok emek geliri oluşursa o kadar vergi dönüşü olur ve kendini finanse eder”

Doç. Dr. Emel Memiş ise “zaman yoksulluğu” kavramına vurgu yaptı. Türkiye’de kadınların gelir yoksulluğuyla zaman yoksulluğu arasınada sıkıştıklarını belirten Memiş, “Kadınların neden iş gücüne katılmadığı sorusunun cevabı sadece eğitimle açıklanamaz. Veriler gösteriyor ki kadınlar iş gücü piyasasına girip yarı zamanlı işlerde bile yer alsalar, zaman yoksulluk oranları erkeklere kıyasla yüzde 40’lara fırlıyor. Hatta uzun haftalık çalışma saatleri söz konusu olduğunda zaman yoksulluk oranları yüzde 100’e geliyor” dedi.

Memiş, yaşlı ve çocuk bakımı için kamusal hizmetlerin geliştirilmesinin yanında piyasada sunulan hizmetlerin de belli mesleki standartlara kavuşturulması, belli ücret tarifesiyle istihdamın yaratılıp planlaması gerektiğini vurguladı.

Doç. Dr. Melda Yaman ise mevcut yapının nasıl işlediğini şöyle anlattı: “Bir yanda metaları üretecek, kapitalist değeri yaratacak, kapitalizmin sürekliliğini sağlayacak, ekonomiyi işletecek bir emek gücüne ihtiyaç var.  O emek ilişkisinin kapitalist olmayan koşullarda yeniden üretilebilmesi lazım. Yani kendi emek gücünü satabilecek bir işçi haline gelebilmesi lazım. O yüzden hanenin, ailenin, çok çocuk doğurmanın bu sistem açısından temel bir zemini var. Bir yanda kapitalizm, bir yanda da işte bu toplumsal yeniden üretim bütünü  dediğimiz alan var.

Bunları beraber düşündüğümüz, sadece ücretli emek değil; duyguları, ilişkileri, bakım süreçlerini de içeren bir emek kavrayışına ihtiyacımız var. Böyle baktığımızda kreşler ya da bakım süreçleri sadece birkaç feministin gündemi olmaktan çıkıyor. Örneğin göçmen politikasını konuşacaksanız da bakım süreçlerini konuşmak zorundasınız”