ABD, İsrail ve İran arasında 28 Şubat’ta başlayan askeri operasyonlar, küresel enerji piyasalarında son 50 yılın en sert dalgalanmalarından birini başlattı. Enerji ithalatçısı ülkeler bu süreçten doğrudan etkilenirken, Türkiye de bu ülkeler arasında öne çıkıyor. Brent petrolün varil fiyatı beş hafta içinde 72 dolardan 109 dolara yükselirken, Avrupa doğalgaz piyasasında fiyatlar yüzde 59 artış gösterdi. Küresel gelişmelerin iç piyasaya yansıması ise gecikmedi.
EPDK, 4 Nisan itibarıyla konut abonelerine yüzde 25 oranında elektrik ve yüzde 132'ye varan doğalgaz zammı uygulamaya koydu. Ekonomistler, bu artışların tüketicinin enerji faturası, gıda harcamaları ve kira giderleri üzerinde eşzamanlı baskı yarattığını ifade ediyor.
TARIMSAL ÜRETİMDE MALİYET ARTIŞI
Küresel enerji krizinin etkisi Türkiye’de tarım sektöründe üretim aşamasında belirginleşti. Tarımsal sulama ve sera ısıtması gibi alanlarda kullanılan elektriğe 4 Nisan’da yapılan yüzde 24,8’lik zam, üretim maliyetlerini yukarı çekti. Aynı dönemde motorin litre fiyatının 77 TL’nin üzerine çıkması ve yıllık bazda yüzde 70’i aşan artış, tarımsal taşımacılık giderlerini de artırdı.
Bu maliyet artışları üretici fiyatlarına da yansıdı. Türkiye İstatistik Kurumu'na (TÜİK) göre Yurtiçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE), Mart 2026’da yıllık yüzde 28 yükselirken, dayanıksız tüketim mallarında artış oranı yüzde 32’ye ulaştı. Ekonomistler, söz konusu verilerin tüketici fiyatlarındaki yükselişin henüz tamamlanmadığına işaret ettiğini belirtiyor.
GIDA FİYATLARI CEP YAKIYOR
TÜİK verilerine göre gıda ve alkolsüz içecekler grubu, Mart 2026’da yıllık yüzde 32,4 artışla genel enflasyona en fazla katkı yapan harcama kalemi oldu. Alt gruplarda ise artış oranlarının daha da yüksek seyrettiği görülüyor.
Taze yeşil baklagillerde yıllık artış yüzde 122’ye ulaşırken, domates ve biber gibi sebzelerde yüzde 55, yeşil yapraklı ürünlerde ise aylık yüzde 23 yükseliş kaydedildi. Hayvansal ürünlerde de fiyat artışları devam etti; et fiyatları yıllık yüzde 39, tereyağı yüzde 46 ve peynir yüzde 29 oranında arttı. İstanbul Ticaret Odası verilerine göre kentte gıda fiyatları yıllık yüzde 26,78 yükseldi.
Fiyat artışlarının yalnızca mevsimsel etkilerle sınırlı kalmadığı, enerji ve akaryakıt maliyetlerindeki yükselişin üretim ve dağıtım süreçlerine doğrudan yansıdığı görülüyor. Tarımda kullanılan elektriğe yapılan zam ile motorin fiyatlarındaki aylık yüzde 14,4’lük artış, maliyetleri zincirleme biçimde artırıyor. Ekonomistler, bu nedenle gıda enflasyonundaki yükselişin önümüzdeki aylarda da sürebileceğini belirtiyor.
Gıda fiyatlarındaki artış özellikle düşük gelirli haneler üzerinde baskıyı artırıyor. Mart 2026 itibarıyla dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 32.793 TL olarak hesaplanırken, asgari ücretin net 28.075 TL seviyesinde kalması dikkat çekiyor.
ENFLASYON VERİLERİNDE FARK DERİNLEŞİYOR
Resmi enflasyon verileri ile alternatif ölçümler arasındaki fark genişlemeyi sürdürüyor. TÜİK, Mart 2026 dönemine ilişkin yıllık enflasyonu yüzde 30,87 olarak açıklarken, ENAG aynı dönemde enflasyonu yüzde 54,62 olarak hesapladı. İstanbul Ticaret Odası’nın açıkladığı oran ise yüzde 37,68 oldu.
Yaklaşık 24 puana ulaşan bu fark, ücret artışlarının belirlenmesinde esas alınan enflasyon verilerini doğrudan etkiliyor. Sendikalar, söz konusu farkın çalışanların alım gücünü sistematik şekilde düşürdüğüne dikkat çekiyor.
ULAŞIM, KİRA VE EĞİTİMDE DEV ARTIŞ
Mart 2026 verileri, enflasyonun geniş bir hizmet alanına yayıldığını ortaya koyuyor. Taksi ve ulaşım hizmetlerinde yıllık artış yüzde 54’e ulaşırken, metro ve tramvay ücretleri yüzde 48, okul servisleri ise yüzde 37 yükseldi. Kira artışlarının yüzde 52 seviyesine çıkması barınma maliyetleri üzerindeki baskıyı artırdı. Eğitim hizmetlerinde de yıllık artış yüzde 50’nin üzerine çıktı.
Bu gelişmeler, özellikle büyükşehirlerde yaşayan hanelerin bütçesinde gıda, ulaşım ve barınma kalemlerinde eşzamanlı bir sıkışmaya yol açıyor.
OLASI SENARYOLAR VE ENFLASYON
Küresel gelişmelerin Türkiye ekonomisine etkisini üç farklı senaryo üzerinden değerlendiriliyor.
Düşük yoğunluklu bir çatışma ortamında petrol fiyatlarının 90-110 dolar aralığında dengelenmesi halinde yıl sonu enflasyonunun yüzde 32-38 bandında gerçekleşmesi bekleniyor. Hürmüz Boğazı’ndaki sınırlı gemi geçişlerinin daha da kısıtlanması ve petrol fiyatlarının 150 doların üzerine çıkması durumunda enflasyonun yüzde 50-60 aralığına yükselmesi ve ciddi bir ekonomik kriz riskinin ortaya çıkabileceği ifade ediliyor. Ateşkes sağlanması ve petrol fiyatlarının 80 doların altına gerilemesi halinde ise enflasyonun yüzde 20 seviyelerine yaklaşabileceği öngörülüyor.
Ekonomistler ayrıca “yapışkan enflasyon” riskine dikkat çekiyor. Hizmet sektörü ve kira fiyatlarındaki katılık para politikasının etkisini sınırlandırırken, hanehalkı enflasyon beklentisinin yüzde 55 seviyesinde kalması talebi canlı tutarak fiyat artışlarını besleyen bir döngü oluşturuyor.
Hürmüz Boğazı’ndaki kriz ve enerji maliyetlerindeki artış, Türkiye’de gübre fiyatlarını Mart 2026 itibarıyla ürün türlerine göre yüzde 8 ile yüzde 55 aralığında yükseltti. Tarımda kritik öneme sahip amonyum nitratlı gübre fiyatı yüzde 40 artışla 23.000 TL, amonyum sülfat gübresi ise yüzde 50 artışla 22.000 TL seviyesine çıktı. Küresel piyasalarda Batı Asya çıkışlı üre gübresi fiyatları ise bir ay içinde yüzde 56 artarak ton başına 750 dolara yükseldi. Türkiye’nin gübre üretiminde yüzde 90’ın üzerinde dışa bağımlı olması, bu küresel arz şokunun iç piyasaya doğrudan yansımasına neden oluyor.
GIDAYA ERİŞİM ZORLAŞACAK
Gelir dağılımındaki bozulma ve alım gücündeki düşüş verilerle daha görünür hale geldi. Mart 2026 itibarıyla dört kişilik bir aile için yoksulluk sınırı 106.817 TL olarak hesaplanırken, asgari ücret 28.075 TL, en düşük memur maaşı 58.305 TL ve en düşük emekli maaşı 20.000 TL seviyesinde kaldı.
Bu tablo, yılın başında yapılan ücret düzenlemelerinin etkisini koruyamadığını gösteriyor. Aralık 2025’te asgari ücrette yapılan yüzde 27’lik artış ile Ocak 2026’da memur ve memur emeklilerine uygulanan yüzde 18,62’lik zam kapsamında en düşük emekli aylığı 16.881 TL’den 20.000 TL’ye çıkarılmıştı. Ancak takip eden dönemde enflasyon ve enerji maliyetlerindeki artış, bu düzenlemelerin alım gücü üzerindeki etkisini büyük ölçüde zayıflattı.
Yılın ilk çeyreğinde açıklanan enflasyon verileri ve enerji zamlarının ardından bu artışların etkisinin zayıflamaya başladığı görülüyor. Hükümetten temmuz ayına ilişkin resmi bir açıklama yapılmazken, geçmiş uygulamalar olası ek düzenleme ihtimalini gündemde tutuyor. Sendikalar ise yapılabilecek artışların mevcut kayıpları telafi etmekte yetersiz kalacağını ifade ediyor. Yılın başından bu yana net asgari ücrette 2.564 TL, en düşük emekli maaşında ise 1.827 TL’lik bir erime hesaplanırken, bu hesaplamalarda kullanılan enflasyon verileri arasında özellikle mart ayı verisinin beklentilerin altında açıklanması dikkat çekiyor.
Türkiye’nin doğalgaz depolarındaki doluluk oranının yüzde 71 seviyesinde bulunması ve 2026 Şubat ayında artan yağışların hidroelektrik üretimini artırması, maliyet baskısını kısmen sınırlasa da enerji üretiminde ithal kaynaklara bağımlılığın sürmesi nedeniyle küresel gelişmelerin etkisinin kısa vadede devam etmesi bekleniyor. Bu tablonun sürmesi halinde temel gıda ürünleri başta olmak üzere birçok ürüne erişimin zaman içinde daha da zorlaşabileceği değerlendiriliyor.
TARIM VE HAVYANSAL ÜRETİMDE İTHALAT SORUNU
Gübre satışındaki kısıtlamalarla birlikte, diğer ülkelerde ortaya çıkan gıda enflasyonu da ithalatın daha pahalı hale gelmesi hatta bazı ürünlerde kısıtlanmaların ortaya çıkması ile de ayrıca fiyatların artmasına sebep olabileceği endişeleri bulunuyor.
Türkiye, 2025 yılında tarım, gıda ve içecek sektöründe toplam 22,88 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirdi. Bu rakam, 2024’te kaydedilen 18,24 milyar dolarlık seviyeye göre yüzde 25,47 artışa işaret etti. Yıl genelinde aylık ortalama ithalat ise 2,37 milyar dolar olarak kaydedildi.
TEMEL GIDA İTHALATI YÜKSEK SEVİYEDE
2025 verilerine göre Türkiye’nin en fazla ithalat yaptığı ürünlerin başında soya fasulyesi 1,77 milyar dolarla yer aldı. Bunu 1,25 milyar dolarla ham ayçiçeği yağı ve 1,19 milyar dolarla canlı sığır izledi.
Sektörel bazda ise 5,71 milyar dolarlık hacimle hayvan yemi sektörü öne çıktı. Bu kalem, toplam tarım ve gıda ithalatının yüzde 30,11’ini oluşturdu.
KÜRESEL İHRACAT KISITLAMALARI ETKİLİ OLUYOR
Jeopolitik gerilimler, stratejik tarım ürünlerinde küresel ticaret politikalarını da etkiliyor. Rusya, yerel tarım güvenliğini gerekçe göstererek amonyum nitrat gübresi ihracatını 21 Nisan 2026’ya kadar durdurdu.
Çin, küresel üre gübresi üretiminin yaklaşık yüzde 30’unu karşılamasına rağmen ihracat kısıtlamalarını Ağustos 2026’ya kadar uzattı. Hindistan ise iç piyasadaki fiyatları dengelemek amacıyla basmati dışındaki beyaz pirinç ihracatına yönelik kısıtlamaları sürdürdü.
Bu gelişmeler, küresel tarım emtia piyasalarında arz baskısını artırarak ithalatçı ülkeler üzerinde ek maliyet oluşturuyor. İthalatçı ülkeler arasında yer alan Türkiye’de de küresel enerji kriziyle birlikte gıda fiyatlarında yukarı yönlü baskının sürmesi bekleniyor.
