Ünlü iktisatçı Mahfi Eğilmez, Japonya’dan Çin’e uzanan küresel ekonomik güç değişimini değerlendirdi. Eğilmez, ABD’nin liderliğini koruduğunu ancak Çin’in yükselişinin küresel dengeleri yeniden şekillendirdiğini vurguladı.
KÜRESEL EKONOMİDE GÜÇ DÖNGÜSÜ
İktisatçı Mahfi Eğilmez, “Japonya 1980’ler, Çin 2000’ler: Küresel Ekonomik Güç Döngüsü” başlıklı analizinde, 1990’larda Japonya’nın dünyanın en büyük ikinci ekonomisi haline geliş sürecini ve 2000’li yıllarda bu konumu Çin’e bırakmasını ele aldı.
Eğilmez, Japonya’da 1990’larda yaşanan ekonomik gerilemenin dinamiklerinin Çin’den farklı olduğunu belirtirken, ABD’nin her dönemde küresel liderliğini koruduğuna ve finansal araçlarını farklı dönemlerde farklı şekillerde kullandığına dikkat çekti.
ÜÇ BÜYÜK EKONOMİNİN YÜKSELİŞİ
Eğilmez, küreselleşme sürecinde yeni ekonomik düzenin ABD, Japonya ve Çin ekseninde şekillendiğini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
1980’lerden bu yana küreselleşme çerçevesindeki yeni ekonomik düzen, üç büyük güç çevresinde şekillendi: ABD, Japonya ve Çin. Bu üç ülkenin ekonomik öyküsü, aslında küresel kapitalizmin nasıl evrildiğini de gösterir. 1970 yılında dünya ekonomisi yaklaşık 3,5 trilyon dolar büyüklüğündeydi. Bu dönemde ABD’nin payı yüzde 35–40 düzeyindeyken, Japonya yüzde 5–7, Çin ise yüzde 1–2 civarındaydı. 1990’a gelindiğinde dünya ekonomisi 22 trilyon dolara ulaşmıştı. ABD’nin payı yüzde 25–26’ya gerilerken Japonya yüzde 14–15’e yükselmiş, Çin ise yüzde 2 civarında kalmıştı. Bu tablo Japonya’nın hızlı yükselişini ve Çin’in henüz küresel ekonomide tam anlamıyla bir aktör olamadığını gösteriyordu.
ABD’NİN STRATEJİK HAMLELERİ
1980’lerin sonunda Japonya’nın ABD için güçlü bir ekonomik rakip haline geldiğini belirten Eğilmez, bu dönemde elektronik ve otomotiv sektörlerinde Japonya’nın küresel liderliğe yükseldiğini ifade etti. Ancak düşük faiz, kolay kredi ve şişen varlık fiyatlarının kırılgan bir yapı oluşturduğunu vurguladı.
Bu sürecin kırılma noktasının 1985’te imzalanan Plaza Accord olduğunu belirten Eğilmez, anlaşma sonrası Japon Yeni’nin hızla değer kazandığını ve ihracat rekabet gücünün zayıfladığını aktardı. Japonya Merkez Bankası’nın faiz indirimi ve kredi genişlemesi politikalarının ise finansal balon oluşumuna zemin hazırladığını ifade etti.
JAPONYA’DAN ÇİN’E GEÇİŞ
1990 sonrası Japonya’da finansal balonun patladığını, Nikkei endeksinin kısa sürede yüzde 50’den fazla gerilediğini ve gayrimenkul fiyatlarının sert düştüğünü hatırlatan Eğilmez, bankacılık sisteminin büyük miktarda batık krediyle karşı karşıya kaldığını belirtti.
Bu süreçte Japon bankalarının küresel liderlikteki yerini kaybettiğini ifade eden Eğilmez, günümüzde bu konumun Çin’in büyük kamu bankalarına geçtiğini vurguladı.
ÇİN EKONOMİSİNDE RİSKLER
Eğilmez, Japonya’daki krizin reel sektöre de yayıldığını ve uzun süreli düşük büyüme ile deflasyon sürecine yol açtığını belirtti. Benzer tartışmaların bugün Çin için yapıldığını ifade eden Eğilmez, Çin’in 2000-2020 döneminde yüksek büyüme kaydettiğini ancak özellikle gayrimenkul sektöründe risklerin arttığını söyledi.
Çin’de düşük faiz ve kredi genişlemesinin büyük bir gayrimenkul sektörü oluşturduğunu belirten Eğilmez, yerel yönetim borçları ve hanehalkı kredilerinin ekonomide kırılganlık yarattığını ifade etti.
ABD-ÇİN REKABETİ KÜRESEL ETKİ YARATIYOR
ABD’nin hem Japonya döneminde hem de Çin sürecinde küresel sistemin merkezinde kalmayı başardığını belirten Eğilmez, günümüzde bu rekabetin gümrük vergileri ve teknoloji kısıtlamaları üzerinden sürdüğünü ifade etti.
2025 sonu itibarıyla dünya ekonomisinin 115 trilyon dolar büyüklüğe ulaştığını belirten Eğilmez, ABD’nin payının yüzde 25 civarında kaldığını, Çin’in yüzde 17’ye yükseldiğini, Japonya’nın ise yüzde 4-5 seviyelerine gerilediğini aktardı.
“UZUN SÜRELİ YAVAŞLAMA OLASI”
Eğilmez, Çin’in Japonya ile birebir aynı süreçten geçmediğini vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu:
Sonuç olarak Japonya’nın deneyimi, hızlı büyümenin tek başına sürdürülebilir olmadığını gösteriyor. Çin’in durumu Japonya ile birebir aynı değil. Daha büyük iç pazar, daha sıkı devlet denetimi ve farklı finansal yapı nedeniyle Çin’in Japonya’daki gibi ani bir çöküş yaşaması beklenmemeli. En olası senaryo, ani bir krizden ziyade uzun süreli bir büyüme yavaşlaması olabilir. Bu süreçte ABD ile Çin arasındaki rekabet, sadece iki ülkeyi değil tüm küresel ekonomik düzeni biçimlendirmeye devam edecek.
