Alevi, Sünni ve imkânsız bir aşk

Alevi, Sünni ve imkânsız bir aşk

10.03.2011 14:47:00
Güncellenme:
Takip Et:
Alevi, Sünni ve imkânsız bir aşk

Alevilerin bu ülkede uğradıkları haksızlıklar, karşılaştıkları baskılar ve yaşamak zorunda bırakıldıkları sorunlar hiç bitmedi. Daha birkaç gün önce İzmir'de toplanan ve Gündoğdu Meydanı'nı dolduran on binlerce Alevi yurttaşımız, bunun en açık örneğidir. İşte 'Saklı Hayatlar' filmi, Aleviler için kâbus dolu günleri, Çorum Katliamı ile 12 Eylül Cuntası arasında geçen süreci anlatıyor, bir Alevi genç kız ve Sünni bir delikanlının imkânsız aşkı üzerinden...

'Ya Sonra', '72. Koğuş' ve 'Bir Avuç Deniz' adlı vasat filmleri peş peşe izledikten sonra Saklı Hayatlar bana ilaç gibi geldi. Kültür Bakanlığı Fonu'ndan destek almasına rağmen düşük bütçeli diyebileceğimiz bu filmin, elbette ufuk tefek kusurları var. Ancak inanın izlenmeyi hak ediyor, kaçırmamalı.

Saklı Hayatlar’ı, “Türkiye’nin tüm saklı hayatlarını örnekleyen Alevi kimliğinin dramı, Sünni çoğunluğun da trajedisidir” diyen A. Haluk Ünal yazdı ve yönetti. Bu onun ilk sinema filmi ve vasatı aşmak kolay değil, o bunu başarmış, umarım yeni filmler çeker. Filmin görüntü yönetmeni iki Altın Koza ödüllü Gökhan Atılmış, müzikler ise Ender Akay ve Sunay Özgür’e (Kedi Müzik) ait. Saklı Hayatlar’ın belli başlı rollerini Ceren Hindistan, Yusuf Akgün, Lâçin Ceylan, Zerrin Sümer, Ahmet Mümtaz Taylan ve 8 yaşındaki Irmak Öztürk sırtlamış.

Gelelim filmin başrolündeki Ceren Hindistan’a. Kars doğumluymuş, dizilerde oynuyormuş, birkaç yıl önce güzellik yarışmasında finalist olmuş filan, tanımıyordum, bilmiyordum, ilk kez Saklı Hayatlar’da gördüm ve diyeceğim odur ki, hayli zamandır beyazperdeye bu kadar yakışan bir yüz daha görmedim. Figüranlar ise bir âlem, özellikle Alevi aileyi, mahalleden kovmak isteyen kadınların, öfkeli olması gerekirken bazıları gülüyor, neyse ilk filmlerde olur böyle hatalar. Bunun dışında faşist karakterler daha iyi çizilmiş, devrimciler ise fazla çocuksu ve romantik. 

Üzerine Hazreti Ali’nin resminin dokunduğu duvara asılan küçük kilimin seccade olduğu ve küçük Alevi kızın, dua okuyan Sünni kadınlar önünde namaz kılmaya çabaladığı sahne son derece vurucu. Gecekondu mahallelerinde geçen sahneler ve Çorum’daki katliamı anlatan bölüm de keza öyle. Alevilerin karşısındakine Yezit, Sünnilerin ise Kızılbaş dediği, Mum Söndü gibi hurafelerin işlendiği bu filmin, toplumsal baskıya, önyargılara, ötekileşmeye ve ayrımcılığa dair sözleri var. Bu nokta çok ama çok önemli… Gerçek olaylardan esinlenen senaryo, Alevi toplumunun yaşamak zorunda bırakıldığı acı ve kanlı bir dönemi anlatması ve Alevilerin saklı hayatlarını dillendirmesi bakımından Türkiye’de bir ilk. “Anadolu’nun farklı kimliklere sahip insanları olarak resmi tarihin, resmi ideolojinin bize bellettiklerini bir kenara koyup birbirimizin gerçek acılarını, karşılıklı önyargılarla birbirimize çektirdiğimiz tüm acıları dinlemeye ve paylaşmaya başlamanın zamanı artık. Kendimizin ve başkalarının hikâyelerini hissetmenin, paylaşmanın en zengin en yoğun dili olan sinema, kimliksel önyargıların çözülmesine de önemli bir katkı yapabilir” diyor A. Haluk Ünal. Sonuna dek haklı. 

Evet, yoksulluğu ortak olanların, birbiriyle yıllarca dost kalanların, birbirlerine benzemediklerini öğrendiklerinde verdikleri tepki trajediye dönüşebiliyorsa, saklı hayatlara hep mahkûm kalırız. Çünkü hoşgörünün olmadı yerde her zaman hırgür vardır.

 

Kıbrıs'a dair bir film

Derviş Zaim’in imgeler ve simgelerle süslediği, kendine has, benzersiz sineması, ilk günden bu güne çok yol kat etti. “Tabutta Röveşata”, “Filler ve Çimen”, “Çamur”, “Cenneti Beklerken”, “Nokta”… Evet, Zaim, Nokta ile kalfalık dönemine de noktayı koymuş oldu. İşte “Gölgeler ve Suretler”, bu keyifli yolculuğun şimdilik son durağı ve bizce ustalığın da ilk adımı... 

Derviş Zaim, koşullar oluşmadığı gerekçesiyle Gölgeler ve Suretler’i tam 14 yıl erteledi ve en nihayetinde memleketi Kıbrıs'a dair bu dönem filmini çekebildi. İyi de etti, eksikleri olsa da ortalıkta dolaşan ve filmmişçesine beyazperdeye bulaşan tonla hüsranın arasında ilaç gibiydi. Apaçık bir ifadeyle söyleyelim; Altın Portakal'da hem Gölgeler ve Suretler’in hem de Derviş Zaim’in hakkı yenmiştir. İnanıyorum ki; jürinin olduğu her yerde haksızlık da vardır, birkaç kişiden oluşan ve haliyle öznelliğe gebe jüri gerçeği, tarafsız bir doğum gerçekleştirebilir mi? Elbette, hayır! Tamam, “Çoğunluk”, en iyi film dalında ben de dâhil herkesin favorisi idi ama meslektaşlarım da katılır sanırım Antalya'da en iyi yönetmen dalında Altın Portakal'ı Derviş Zaim almalıydı. Bizim dernek (SİYAD) ile kurgu kategorisi dışında, Gölgeler ve Suretler’in ödül alamaması, hayli garipti. Başka bir jüri, bu filmi ödüllendirebilirdi. Demek ki; yedi kişilik, üç kişilik, beş kişilik jüriyle bu iş olmuyor, ya Oscar ödüllerini perde gerisinden belirleyen akademi üyeleri gibi çoğul bir derecelendirme, eleme, seçme yöntemine geçeceğiz ya da ne ödül alacağız ne de ödün vereceğiz. Bu kadar da basit… 

Derviş Zaim, Gölgeler ve Suretler’i yazdı, yapımcılığını da sırtladı. Filmin yetkili yapımcılığını Sadık Ekinci, uygulayıcı yapımcılığını Emre Oskay, sanat yönetmenliğini ise Elif Taşçıoğlu üstlendi. Gölgeler ve Suretler'in görüntü yönetmeni ise Emre Erkmen. Filmin oyuncu kadrosu Türk ve Rumlardan oluşuyor; Osman Alkaş, Settar Tanrıöğen, Erol Refikoğlu, Buğra Gülsoy, Hazar Ergüçlü, Popi Avraam, Ahmet Karabiber, Nadi Güler, Ekrem Yücelten, Cihan Tarıman, Cem Yardımcı, Konstantinos Gavriel ve Pantelis Antonas. Film, Kıbrıs’ın Karpaz bölgesi ve Büyükkonuk Köyü’nde çekildi. 8 haftalık ön araştırma sürecinin ardından filmin çekimleri 5 haftada tamamlandı. Karpaz, Büyükkonuk, Gazimağusa halkı da çekimlerde yer aldı. Cenneti Beklerken’de minyatür, Nokta’da da hat sanatından yararlanan Zaim, Gölgeler ve Suretler’de Karagöz ve Hacivat’ı yani gölge oyununu kullanıyor. Yönetmenin gelecekte mimariyi de sinemasına katmayı planlıyor. 

Kıbrıs’ın ve dolayısıyla Gölgeler ve Suretler’in, Zaim için önemi büyük. O, çatışmaların göbeğinde doğmuş, hatta sığınakta... Babası, olaylardan dolayı onu birkaç ay görememiş. Tarih 1963, ENOSIS, adanın Yunanistan’a ilhakı için EOKA’nın öncülüğünde Kıbrıslı Türklere saldırılar düzenledi. Birçok kişi yaşamını yitirdi, Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi ve çocukları öldürüldü. 1974 harekâtına giden süreç, başlamıştı. DervişZaim, “ruh” ve “zihin” durumu olduğunu söylediği Kıbrıs’ın ve elbette doğduğu toplumun, artık acılarıyla yüzleşmesi gerektiğini vurguluyor; “İleriye bakmak için bazı şeyleri halının altına süpüremezsiniz. Eğer süpürürseniz onlar hep ortaya çıkar”. 

Gölgeler ve Suretler’in konusu kısaca şöyle; 1963’te Kıbrıs’ta başlayan olaylar sırasında bir genç kız (Ruhsar), Karagöz kuklacısı olan babasından ayrı düşüyor. Yıkılıp yakılan köylerden, daha güvenli olan kente kaçış macerası sırasında Ruhsar dönüşüyor, olgunlaşıyor. Yaşanan dostluklar ve savaş ortamı, Kıbrıs’ın hikâyesine ışık tutuyor. 

Sonuçta; filmin en büyük artısı, hamaset denilen tuzağa düşmemesi… Bir adada iç içe yaşayan dini ve dili farklı iki millet, nasıl düşman oluyorlar birbirlerine ve neden en masum olanlar ilk önce düşüyorlar toprağa, film bunu iyi kurgulamış. Düşük bütçeyi de göz önüne aldığımız halde, çatışma sahnesi, yerli standartların çok üzerinde. Gencecik oyuncu Hazar Ergüçlü, böylesi merkezi bir rolün üstesinden gelebilmiş. Ancak oyunculuk adına en büyük başarı, Kıbrıslı aktör Osman Alkaş'a ait, resmen uluslararası bir oyunculuk bu. Filmdeki Rum oyunculara da kocaman bir alkış, dışlanmak pahasına da olsa sinema adına, filmde yer aldılar, tebrikler.

Alevi, Sünni ve imkânsız bir aşk
Alevi, Sünni ve imkânsız bir aşk
Alevi, Sünni ve imkânsız bir aşk
Alevi, Sünni ve imkânsız bir aşk
Alevi, Sünni ve imkânsız bir aşk
Alevi, Sünni ve imkânsız bir aşk
İlgili Konular: