Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları

Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları

18.08.2017 13:19:00
Güncellenme:
Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları

Türk edebiyatında güçlü kadın yazarlar Osmanlı'dan günümüze yazın hayatına çok değerli eserler kazandırdılar. Türkiye'de feminist hareketin taşıyıcılığını da yapan feminist kadın yazarlar, hem toplumsal baskılara karşı kadın hareketinin öncülüğünü yapmış hem de edebiyatın bir çok türünde bir birinden eşsiz eserler vermişlerdir. İşte Türk edebiyatında Osmanlı'dan günümüze damga vurmuş 13 feminist yazar ve eserleri.

Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları
Türk edebiyatında güçlü kadın yazarlar Osmanlı'dan günümüze yazın hayatına çok değerli eserler kazandırdılar. Türkiye'de feminist hareketin taşıyıcılığını da yapan feminist kadın yazarlar, hem toplumsal baskılara karşı kadın hareketinin öncülüğünü yapmış hem de edebiyatın bir çok türünde bir birinden eşsiz eserler vermişlerdir. İşte Türk edebiyatında Osmanlı'dan günümüze damga vurmuş 13 feminist yazar ve eserleri.
Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları
Fatma Aliye Topuz (1862 – 1936) – Muhadarat, 1891 19. yüzyılda Milliyetçilik hareketlerinin yoğunlaştığı, imparatorlukların dağılmaya başladığı, düşünce sisteminde de köklü değişikliklerin olduğu, özgürlük, eşitlik, adalet gibi kavramların sorgulandığı görülmüştür. Tüm dünyada görülen bu değişimler, Osmanlı İmparatorluğunu da etkiledi ve bununla birlikte feminist yazar ve romanların ortaya çıkmasını sağladı. Dönemine göre kadın hakları konusunda duyarlı sayılsa da birçok çevrede feminist olarak kabul görmeyen Fatma Aliye’nin kendini diğer kadınlardan daha iyi yetiştirip, daha iyi ifade edebilmesinde ve dönemine göre bazı cesur söylemlerinde, elbette ki babası ünlü tarihçi ve hukukçu Cevdet Paşa’nın rolü yadsınamaz. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazdığı yazılarda olsun, kurgusal ve düşünsel eserlerinde olsun kadın konusunu elden bırakmayan Fatma Aliye, muhafazakar kimliğinden ödün vermeden, Türk kadın haklarının düşünsel temellerine katkıda bulunan önemli isimlerdendir. Muhadarat romanında evlilik, cariyelik, aşk, ihanet, yozlaşma gibi temalar çevresinde Müslüman-Türk kadınının feminal anlamda kendini fark edişlerini temsil eden Fazıla tipi ile toplum içindeki ayrımcılığı değiştirme, erkekle eşit şartlara sahip olarak varolabilme, ezilip sömürülmeye karşı uyanık olma ve ekonomik özgürlüğünü kazanma çabaları vurgulanır.
Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları
Fatma Aliye Topuz (1862 – 1936) “Fazıla, artık kendisinin yapacağı şeyin, hemen ertesi günü babasının evine gitmek olduğunu gördüyse de kendi için babasının evinin herkesinki gibi olmadığını hatırladı. Kocasının evindeki rahatsızlıktan kaçacaksa, babasının evinde rahat bulamayacağını, aksine şimdi kocası ile de geçinemeyip geldi diyerek kendisine daha çok zulüm edeceklerine tahmin ediyordu. Zavallı kadın uzun süre düşündükten sonra, üvey annesinin kahrını çekmektense kocasının kahrını çekmeye razı oldu.” (Muhadarat ,günümüz Türkçesi’ne çevrilmiştir)
Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları
Selma Rıza Feraceli (1872 – 1931) – Uhuvvet, 1897 Selma Rıza Feraceli ilk Türk kadın gazeteci, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin tek kadın üyesi ve Kızılay’ın kurucularındandır. Ayrıca Tanzimat Dönemi’nin ilk Türk kadın gazeteci ve romancılarından olan Selma Rıza; Paris’teki Jön Türkler’in liderliğini yapmış Ahmet Rıza Bey’in kız kardeşidir. Kadın hakları konusunda oldukça destekleyici ve kadın haklarını duruşuyla ve yazılarıyla savunmuş Selma Rıza’nın 1897 yılında kaleme aldığı Uhuvvet adlı romanı da bu konudaki öncü romanlardan biridir. Selma Rıza’nın kadın haklarına ve kadının sosyal konumuna ilişkin yenilikçi fikirlerinin özellikle Paris’te bulunduğu yıllarda geliştiği anlaşılmaktadır. Selma Rıza, yirmi yaşında kaleme aldığı Uhuvvet’te devrinin toplumsal yapısını eleştirel bir dille gözler önüne serer. Uhuvvet, toplumsal hayatı, kadın hakları problemini merkeze alarak anlatma çabasında olan öğretici bir roman olarak da değerlendirilebilir. Romanda işlenen görücü usulü ile evlilik, genç kızların küçük yaşta kendi istekleri olmadan ailelerinin baskısı altında evlendirilmesi, kız çocuklarının eğitimi meselesi, cariyelik, odalık problemi, evlilikte kadının yeri ve rolü gibi konuların çözümü, kadının aydınlanması gerekliliğine bağlanır.
Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları
Selma Rıza Feraceli Sabiha’nın yalnızca kocası için yaşaması gerektiğine karar verilmiştir. Biraz neşelendiği zamanlar, paşanın yalısı çengi evine döndü diye haberler gönderilir. İstediği zaman gülmek, istediği zaman ağlamak hakkı olmayan Sabiha’nın, eşinin ruh durumuna göre yaşaması istenir. Mademki Paşa’nın karısı olmuştur ve onun sayesinde yaşamaktadır, o halde onun mahzun olduğu zaman ağlamaya, onun sevinçli olduğu zaman da gülmeye mecburdur.” (Uhuvvet,Günümüz Türkçesi’ne çevrilmiştir.)
Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları
Emine Semiye (1864 – 1944) – Sefalet, 1908 Emine Semiye Hanım, Tanzimat’ın önde gelen devlet adamlarından Ahmet Cevdet Paşa’nın kızı ve Fatma Aliye Hanım’ın kız kardeşidir. Emine Semiye, Osmanlı kadın hareketinin öncülerindendir, yazar, siyasetçi, gazeteci, öğretmen ve hemşire olarak oldukça renkli bir kimliğe sahiptir. Kadının eğitimi, eş seçimi, boşanma hakkı, çalışma hayatına dahil olması gibi meselelerde Emine Semiye, ablası Fatma Aliye’ye göre daha radikaldir. Emine Semiye gerek makalelerinde, gerekse roman ve hikayelerinde kadın kahramanlarını evden kaçarak çalışma hayatı içerisine giren, eş seçimini kendisi yapabilen güçlü kadınlar olarak kurgular. Emine Semiye’nin kitap olarak basılmış tek romanı olan Sefalet baş kadın kahramanının zorluklarla dolu yaşamının sunulduğu bir romandır. Sabite hem erdemli hem de yaşadıklarından ders çıkarmayı bilen akıllı ve merhametli bir kadındır, yazarın topluma mesaj verme kaygısıyla kullandığı bir figürdür.
Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları
Emine Semiye (1864 – 1944) “Dest-i sefaletle ezildiğin vakit, sana muavenet yardım edeceğim yerde hançer-i gadrimle kalbinde bir yara açtım. Kendimi mesut zannettiğim demler senin ne gibi bir acıyla imdatsız, kimsesiz bir viranhanede kıvrım kıvrım kıvrandığını aklıma bile getirmez idim. Sana çektirdiğim eziyetlerin yüz kat fazlasını çekmekteyim!” (Sefalet 1908)
Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları
Nezihe Muhiddin (1889 – 1958) – Güzellik Kraliçesi, 1933 Tam adıyla Nezihe Muhiddin Tepedelengil, 1889-1958 yılları arasında yaşamış bir kadın hakları savunucusu. Aynı zamanda gazeteci ve yazar olan Nezihe Muhiddin, Türk kadınına seçme seçilme hakkı verilmeden yıllar öncesinde kadın haklarını savunmasıyla dikkat çeken, çok önemli bir tarihi karakter, Osmanlı Türk kadın hakları savunucusudur.Yüzyılın başında anıldığı adıyla edibe-i şehire ya da kendisi hakkında ilk kapsamlı araştırmayı ortaya koyan Yaprak Zihnioğlu’nun deyişiyle enfusi (öznel) şahsiyet...
Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları
Nezihe Muhiddin (1889 – 1958) Güzellik Kraliçesi romanında, bireylerin toplumsal değişim karşısında dengelerini kaybetmelerini ve yaşadıkları psikolojik şiddeti anlatıyor, kadın karakterler aracılığıyla Muhiddin’in feminist düşünce yapısından belirgin izler çıkıyor karşımıza. Güzellik Kraliçesi Belgin’in düzenli yaşamının, ilk başlarda kendisinin dahi kabullenmek istemediği güzelliği ile nasıl sarsıldığı anlatılırken, kadın bedeninin tarihin her döneminde güzellik sıfatıyla derecelendirmesine ve bunun psikolojik sonuçlarına göz kırpıyor. “Pek tabii değil mi ya efendim? Yirmi yaşında, şahsiyetine sahip olmuş bir kız, kendisi de resen karar vermek salahiyetini kazanmış demektir.” Paşa asabiyetle yerinden kımıldayarak cevap verdi: “Asla! Bu da size mahsus bir nazariye… Bence kadın, her yaşta ve her zaman erkek himayesine muhtaç bir mahluktur. Her şey değişebilir, fakat tabiatın kanunları değişmez Adnan Beyefendi.” Artık bu eve bir daha girmeyecekti! Ne yapacaktı? Nereye gidecekti? Nasıl yaşayacaktı? Kendine güvenecek nesi vardı? Ağlayacak, hıçkıracak gibi oluyordu. Tam bir aciz içinde kalmıştı. Anlıyordu ki ata binmesine, erkeklerle beraber yüzme yarışlarına girişmesine, hatta revolver kullanmasına rağmen hala bir erkek cesaretini iktisap edememişti.” (Güzellik Kraliçesi 1933)
Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları
Halide Edip Adıvar (1884 – 1964) – Handan, 1912 Halide Edib, 1919 yılında İstanbul halkını ülkenin işgaline karşı harekete geçirmek için yaptığı konuşmaları ile zihinlerde yer etmiş bir hatiptir. Kurtuluş Savaşı'nda cephede Mustafa Kemal'in yanında görev yapmış bir sivil olmasına rağmen rütbe alarak savaş kahramanı sayılmıştır. Savaş yıllarında Anadolu Ajansı'nın kurulmasında rol alarak gazetecilik de yapmıştır. II. Meşrutiyet'in ilanı ile birlikte yazarlığa başlayan Halide Edib; yazdığı yirmi bir roman, dört hikâye kitabı, iki tiyatro eseri ve çeşitli incelemeleriyle Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemleri Türk edebiyatının en çok eser veren yazarlarındandır. Sinekli Bakkal adlı romanı, en bilinen eseridir. Eserlerinde kadının eğitilmesine ve toplum içindeki konumuna özellikle yer vermiş, yazıları ile kadın hakları savunuculuğu yapmıştır. Birçok kitabı sinemaya ve televizyon dizilerine uyarlanmıştır.
Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları
Halide Edip Adıvar (1884 – 1964) Halide Edip Adıvar'ın Sinekli Bakkal adlı romanından sonra en çok bilinen bir diğer romanı olan Handan dönemin kadına bakış açısını, erkek egemen toplumda kadının rolünü, sınırlı dilin kullanımını ve kendinden önce fazlaca rol model göremeyen yazarın kadın odaklı bir roman yazmasının zorluklarını ve yazarın kendi yaşamından izlerini taşımaktadır. Handan’da erkek egemen gücün, savaşın, sosyalizm savunuculuğunun, eşit olma isteğinin, her ne kadar refah içinde yaşansa da görünenin başka bir şeye işaret ettiğinin, sade kente değil, toplumun her kesiminin eşit olması arzusunun alt metinlerini görebiliriz. “İzdivaçları, aşkları, rabıtaları ebedi zannediyorsun. İndimde izdivaçtan daha manasız bir kelime, bir bağ yoktur. Seni temin ederim ki senin bu kadar şiddetle hissettiğin sıkı ve mukaddes rabıta-i izdivacın kudsiyetini, bağını ben hiç hissetmedim.” (Handan 1912)
Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları
Fatma Makbule Leman (1865 – 1898) – Hüsn-i Muamele (Ma’kes-i Hayal), 1896 Kadın sorununu ve kadının toplumsal yapıdaki yerini sorgulayan Fatma Makbule Leman, Ma’kes-i Hayal adlı tek eserinde, isyan-boyun eğiş, itaat arasında sıkışan kadının özgürlük arayışına Türk-İslam anlayışı çerçevesinde yaklaşan sanatkar, kadın ve yazar kimliklerini içselleştirerek, kadının kimlik kazanması yönünde feminal adımlar atar. Onun bu feminal duruşu, çaresiz ve erkeğe bağımlı kadının, geleneksel normlara başkaldırısının yansıması niteliğindedir. “-Sayenizde mazhar olduğum tahsil semeresini şimdi iktitaf edeceğim, çocukluğumda arzumun istidadına rağmen beni men’e uğraştığınız tahsil ve talimin kadınlar için dahi mahz-ı saadet ve selamet olduğunu sizin nazarınızda isbat edeceğim! -Evet. Vakıa tahsilin ilerledikçe müşkülpesentlikle sana koca beğendiremeyiz, yahud zevcesinden muamele-yi müşfikane ve nazikane bekleyen bir erkeğe senin gece gündüz okumakla, yazmakla iştigalini hoş gösteremeyiz diye korkar idim.” (Hüsn-i Muamele (Ma’kes-i Hayal), 1896)
Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları
Suat Derviş (1905 – 1972) – Çılgın Gibi, 1945 Edebi eserleri ve diğer faaliyetleri ile toplumcu gerçekçi yazarlar arasında önemli bir yere sahip Suat Derviş, gerçek adıyla Hatice Saadet Baraner. Suat Derviş’in çoğu romanının oluşum sürecinde merkezde kadın karakterler mevcuttur. Ancak her romanında ele aldığı kadınlar birbiri ile benzerlik göstermez. Derviş’in ele aldığı kadın tiplerindeki farklılığın yanı sıra kadına ait problemler de romandan romana değişiklik sergilemektedir. Bu eserlerdeki tek ortak nokta kadına verilen önemdir. Romanlarında kadın yaşantısına, onların sorunlarına ve toplumdaki statüsüne sıkça yer verdiğinden dolayı kendisini feminist bir romancı kategorisinde değerlendirmek olasıdır. Yazarın romanlarının bazılarında aldatılan kadın merkeze konulur ve onun etrafında olaylar devinim kazanır.
Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları
Suat Derviş (1905 – 1972) Çılgın Gibi’de, aşk ile ahlak arasındaki çatışmalı ilişkinin sorgulanarak ele alındığı görülür. Celile, aşık olduğu adam ile ahlak kuralları arasında yaşadığı bir iç çatışmadan sonra, bu kuralları hiçe sayarak evini ve eşini terk ederek sevdiği adamın yanına yerleşir. Ancak, aynı kurallar nedeniyle toplumdaki itibarını düşünen Muhsin, Celile ile evlenmez ve çocuklarının doğmasına izin vermez. “Ben senin, benim yanımda, mesut, hatta çok mesut olduğunu biliyorum. Haysiyetli ve dürüst olduğunu biliyorum. Fakat herkes? Herkes bunu nereden bilsin? Sen onların nazarında, Ahmet’in karısı, Ahmet’in yanından kaçıp aşığıyla senelerce nikahsız yaşamaktan çekinmemiş, rezaletten ve dile gelmekten korkmamış olan kadınsın. Onlar seni başka türlü biliyorlar. Muhakkak nikahlım olman şart mı? Bunda ısrar edersen, bilmem ne düşünmeliyim?” (Çılgın Gibi 1945)
Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları
Şükufe Nihal Başar (1896 – 1973) – Çöl Güneşi, 1933 Şükufe Nihal, Türkiye’nin modernleşme sürecinde önemli toplumsal değişimler geçirdiği bir dönemde yapıtlarını yayımlamıştır. Bu dönemde özellikle üst sınıf eğitimli kadınlar toplumsal değişmenin hem öznesi hem de nesnesi olmuşlardır. Şair de birçok kadın derneğinde aktif görev almış, gazete ve dergilerde kadın haklarıyla ilgili yazılar yazmış, hikaye ve romanlarında kadın kahramanları öne çıkarmış, şiirlerinde kadın sesini duyurmaya çalışmıştır. Böylece, yeni kadın için iyi bir örnek ve yol gösterici olmuştur.
Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları
Şükufe Nihal Başar (1896 – 1973) Şükufe Nihal, kadının meslek sahibi olmasını isterken kadınların evliliği bir meslek olarak görmesine karşıdır. Evlilik konusundaki düşüncelerini roman düzleminde anlattığı Çöl Güneşi’nde de bir kadının evlenmesini doğru bulurken, evliliği bir geçim kaynağı olarak görmesini yanlış bulduğunu roman kahramanı vasıtasıyla dile getirir: “Öyle güzel, mantıklı bir evlenme mukavelesi yaptık ki herkes hayran oldu. İkimiz de çalışacağız, evimizin masrafını beraber göreceğiz. Birimiz hasta olursa, çalışamazsa, çalışabilen ona, bu hastalık bütün hayatında devam etse bile, şikayet etmeden bakmaya mecbur olacak. Çocuğumuz olursa, doğum ve bakım zamanında ben fazla çalışmayacağım için, kocam bana yardım edecek, çocuğumuzun masrafını gene beraber yapacağız. Beraber yaşarken, birbirimize hıyanet etmemeye bütün mukaddes tanıdığımız şeyler üzerine titreyerek yemin ettik. İkimizden biri herhangi bir sebeple bu izdivacı bozmak isterse öteki taraf kabul edecek. Böylece, hayatı, birbirimizin üzerine çekilmez bir yük gibi bırakmayacağız… Yalnız, çocuğun mektep zamanına kadar birbirimizle iyi, dost geçinmeye mecbur olacağız. Böylece çocuğun, ortada, bakımsız kalmasına mani olacağız.” (Çöl Güneşi 1933)
Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları
Duygu Asena (1946 – 2006) – Kadının Adı Yok, 1987 Duygu Asena, feminist düşüncenin en büyük savunucusu olarak tanındı. Kadın hakları için birçok faaliyetin içinde bulunan Asena, bu konuyu köşe yazılarında ve kitaplarında sürekli gündeme getirdi. Kadının Adı Yok romanında, adsız kahraman, fiziksel manada bir erkeğin tacizine ya da sömürüsüne maruz kalmaz. Kadın-erkek eşitsizliğine karşıdır ve ezilen kadınların savunucusudur. Roman, bir kadının kendisini ikinci sınıf insan olarak görenlere karşı verdiği birey olma mücadelesini anlatır. Kitap 40. baskısındayken Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu tarafından muzır bulunarak satışı yasaklandı. Bunun üzerine Duygu Asena’nın açtığı davada kitap aklandı.
Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları
Duygu Asena (1946 – 2006) “Babam artık bize pantolon giydirmiyor, annem de pantolon giymiyor. Babamdan korktuğumuz için anneme yalvarıyoruz, “Ne olur anneciğim, ne olur babama söyle pantolonlarımızı giyelim” diyoruz. Annem de babama soruyor, “Bu kadar karışma onlara, bırak, küçücük çocuklar ne olur giyseler” diyor. Babam da anneme diyor ki: “Ne çocuğu hanım, geçen gün bakkaldan dönüyorlardı, arkalarından iki adam, “Uff, yavrulara bak” diye bağırdı. Gözümle gördüm. Adamlar arabada olmasa parçalayacaktım. Pantolon mantolon yok, sen de üsteleme.” Adam bize yavrular dedi diye neden pantolon giyemiyoruz bilmiyorum. Annem de bize yavrularım diyor, ama babam hiç demez, bizi kucağına bile almaz. Babam artık oğlanların bahçeye girmelerini hiç istemiyor, ama babam akşam yemek yerken onlar gizli gizli giriyorlar, çok heyecanlı oluyor. Bir akşam oğlanlardan biri, “Biz sizi şey yapacağız diye baban bizi içeriye almıyor” dedi, ötekiler de kıkır kıkır güldüler, gülüşlerini hiç sevmedim. Bize ne yapabilirler ki? “Siz bizi şey yaparsanız, biz de sizi yaparız, biz sizden kalabalığız” dedim.” (Kadını Adı Yok 1987)
Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları
Pınar Kür (1943 – ) – Asılacak Kadın, 1979 Pınar Kür, romanlarında toplumsal problemleri ve kadınların çeşitli dertlerini işler. Pınar Kür romanlarında kadınların başkaldıran yönlerini öne çıkarır. Kadınların haklarını elde edebilmeleri için siyasal mücadelelerin içerisinde olmaları gerektiğini de işaret eder.
Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları
Pınar Kür (1943 – ) Asılacak Kadın, kadınların başat sorunlarından olan eğitimsizlik, maddi bağımlılık, cinsel istismar ve kadının sadece erkeğin rahatını ve zevkini temin etmek için var olduklarını savunan zihniyetin eleştirildiği bir romandır. Pınar Kür’ün gerçek bir olaya dayanarak kaleme aldığı Asılacak Kadın, doğduğu günden itibaren yaşamı hep başkaları tarafından belirlenen Melek’in trajik hikayesini anlatır. Asılacak Kadın romanındaki Melek hem eğitim alamamış hem de evinin hanımı olamamış kadınların temsilcisidir. Melek eğitimsiz ve kimsesiz olduğundan dolayı işvereni tarafından istismar edilen, talihsiz bir kadındır. “Halbuki asılacağı şüpheli. Korkarım asmayacaklar. Oybirliği ile alınmamış bir karar. Temyizden dönmesi çok muhtemel. Muhalefet şerhini koymakta diretti allahın cezası kadın. Zaten o Mefaret’i ceza diye bela diye sardılar başıma. Benim başkanı olduğum heyette kadın hakim olur mu. Olmaz.”(Asılacak Kadın 1979)
Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları
Leyla Erbil (1931 – 2013) – Gecede (Gecede), 1968 Türk öykücülüğünde dilde ve yapıda yenilenmeyi hedefleyen bir edebiyat anlayışının filizlenmeye başladığı 1950’li yıllarda edebiyat dünyasına başkaldırıcı tutumuyla dahil olan Leyla Erbil, bireye eğilen öyküleriyle dikkat çeker. Erbil, anlatılarının tümünde tabularla kuşatılmış bir dünyada yaşamanın ağırlığına ve bu ağırlık altında en çok ezilen cinsin kadınlar olduğuna vurgu yapar. Onun öyküleri, ataerkil düzende kadının baskı altında tutulmasına, toplumun aile, evlilik ve cinsellik hakkında değişmeyen değer yargılarına bir başkaldırı, bir direniştir.
Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları
Leyla Erbil (1931 – 2013) ikinci öykü kitabı Gecede’de yer alan aynı adlı öyküde, erkeğe boyun eğmektense onun gibi yaşamayı seçen Semra, nesne olmamak adına cinselliğinden ödün vermiş ve kadının cinsel kimliği dışında erkeklerin arasında yeri olmadığını anlamıştır. Fakat o, erkeğin gözünde cinsel bir meta olarak kalmak istemez ve çareyi tüm kadınların birleşmesinde, toplu mücadelede, toplu başkaldırıda arar. Feminist bir öfkeyle sırtımızı döve döve hadi deseler diyerek kadınların mücadeleye girişmesini ister. “İşte artık Namık’sız da kaldın üç beş söz çocukça, oyunlu, kaçak, dostluğa yakın bir gidişin orta yerinde yarım, Beyoğlu’na doğru yürür o şimdi, gözlerinin çürük mavisi sulanmıştır bensiz kalınca orada sulansın, ellilerinde, geçimsiz, işsiz, kadın sevmekte geç kalmış, erkeklerden iğrenmiş — bir gün, o Rum oğlanla kol kola görmüştüm onu Taksimde. “Ne yapayım bir çeşit vicdan borcu; onu gezdiriyor yediriyorum, bakıyorum ona, ufacıktı elime geldiğinde,” demişti. İki yandan da umutsuz bir moruk olarak ağlıyor mudur İstiklal Caddesi’nin ortasında şimdi, ağlasın, kaptırmayacağım kendimi acıma duygusuna. Ne yapabileceğimi düşündüm oralarda öyle bir liramla, sinemaya geç kalmış bir madam kocaman ve kapkara çantasının azgın ağzına sokarak ellerini korkmadan bir nenler aranıyordu harıl harıl — Para. — İçmeli.”( Gecede (Gecede)1968)
Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları
Erendiz Atasü (1947 – ) – Madam Butterfly Ölmeyi Reddederse (Dullara Yas Yakışır), 1998 Erendiz Atasü “Ben kendimi bu hareket içinde hissediyorum ve kendimi feminist olarak tanımlıyorum. Feminizm için çalışmak, hikayelerime doğrudan doğruya bire bir yansımaz. Bu mümkün değil! Ancak yansıyan şudur: Ben olaylara, insanlara bakarken, kadınlık durumunun son derece bilincinde olan bir insan olarak bakıyorum.'' cümleleri ile feminizme olan yaklaşımını ve bakış açısını dile getirmektedir.
Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları
Erendiz Atasü (1947 – ) Erendiz Atasü’nün Dullara Yas Yakışır hikayeleri geçmişin izlerinde yürüyerek bugünü bulma çabasıdır. Atasü, öykülerinde kadının toplumsal kimliğini daha çok evlilik ilişkisi içinde yansıtırken evlilik dışı bir ilişki yaşayan kadına toplumun bakışını da Madam Butterfly Kendini Öldürmeyi Reddederse öyküsüyle verir. “Madam Butterfly kapatıldığı hücrede düşündü durdu. Bu kargaşa niye kopmuştu? Baharda, kadınlarla erkeklerin kanlarının kimyasal bileşimi farklılaşıyor, damarlarında hızlı hızlı dolanan hınzır hormon molekülleri onları birbirine itiyor diye, bunca patırtıya ne gerek vardı? Akıl dışı bir şeydi bu. Ölmesi hiçbir işe yaramamıştı ama, yaşaması da bir şey değiştirmiyordu… Yaşıyor muydu ki? Onu da bilemiyordu. Belki o ve onun gibiler hiç yaşamıyordu; etten kemikten varlıkları bile yaşamıyordu. Onlar yalnızca yanılsamalardı… Sudaki yankı, vadideki yankı gibi… Sanatçılara esin kaynağı olan, onların aşka susuz, aşka aç, aşkla beslenen ve aşk imgeleri üreten düş güçlerini kışkırtan yanılsamalar.” (Madam Butterfly Ölmeyi Reddederse (Dullara Yas Yakışır), 1998)
Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları
Sevgi Soysal (1936 – 1976) – Tante Rosa, 1968 Sevgi Soysal’ın annesi Alman’dır ve Tante Almanca teyze/hala anlamına gelmektedir. Tante Rosa, Sevgi Soysal’ın anneannesinin, teyzesinin ve kendisinin, kadınsal sorunlarını ele almakla birlikte bu sorunları evrenselleştiren ve bir kadının ince, keskin duyarlılığıyla veren bir romandır. Kadınlığı dolayısıyla dışlanan, yadsınan ve özelinde kadınlığın evrensel sorunlarına vurgu yapılan bir roman kahramanı Tante Rosa’nın, yaşamından kesitler sunulmuştur. Tante Rosa toplam 14 bölümden oluşan bir roman olarak karşımıza çıkmaktadır. Her bölümde, roman kahramanı Rosa’nın hayatından izler, kesitler verilmektedir. Tante Rosa’nın feminist bir bakış açısıyla, erkeklere karşı bakışının en dikkat çekici örneğini, Tante Rosa I Love You başlıklı bölümde görebiliriz.
Osmanlı’dan günümüze 13 Türk feminist yazar ve romanları
Sevgi Soysal (1936 – 1976) “Önce “Öyleyse iyi günler” dedi Rosa, sonra döndü çaldı kapıyı yeniden. Kendini bile isteye satan kadınlardan bana ne. Ben kasiyerim. Komşumun ahlaksızlığı beni ırgalamaz. Ekmek her yerde ekmektir. Ekmek ve Hürriyet sloganlarıyla sokakta bağrışanları hatırladı Rosa. Ve sen gel ayağına gelen ekmeği, bakirelik çağından kalma bağnazlıklarla tep. Adam aç kalır, aç kaldığı da oh olur. Ayrıca ben de satabilseydim kendimi, satardım belki satardım belki satardım belki. Ve hem ekmek, hem hürriyet mi olurdu bu? Kırmızı lambalı, sahte antika eşyalı salonda şen günler geçiriyordu Rosa. İçki ucuzdu, bir yandan kafa çekiyor, bir yandan kasiyerlik yapıyor. Bir yandan da en eğlenceli alışverişi seyrediyordu, en eğlenceli alışverişi, erkeklerin insana sonsuz neşe veren kazıklanmalarını, erkeklerin kutsal aptallıklarını. İçkisini ve erkeklerin ahmaklıklarını yudum yudum içiyordu kasanın ardından. Aman ne hıncım kaldı, ne bir şey.”(Tante Rosa 1968)
İlgili Konular: