12 Eylül'ün kara mirası... Cunta itibarı NATO’da aradı

Darbe, Soğuk Savaş’ın en hareketli devrelerinden birinde gerçekleşti. Yunanistan’ın NATO’ya girmesinin önündeki engel kaldırıldı. Mafya üyelerine devlet pasaportu dağıtıldı.

12 Mayıs 2015 Salı, 23:24
Abone Ol google-news

12 Eylül darbesiyle tüm demokratik kurum ve kuralları rafa kaldıran Milli Güvenlik Konseyi, dış politikada “süreklilik ilkesi” uygulanmasına hükmetti. Türkiye’nin dış ilişkilerinde değişiklik yapmama kararının altında, askeri rejimin uluslararası toplumdan kabul görme çabası yatıyordu. Darbenin ardından NATO büyükelçilerini makamında toplayan Dışişleri Müsteşarı İlker Türkmen, Ankara’nın önceliğinin Batı ittifakı içinde kalmak olduğunu bildirdi. Türkmen, cuntaya 3 yıl Dışişleri Bakanı olarak hizmet verecekti.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yönetime el koyması, Soğuk Savaş’ın en hareketli devrelerinden birinde gerçekleşti. Şubat 1979’da İran’da Şah devrilerek İslam Cumhuriyeti kurulmuş, aynı yılın Aralık ayında Sovyetler Afganistan’a gitmişti. Ortadoğu’daki müttefiklerini kaybetmeye başlayan ABD’nin kaygılarını teskin için Washington’a giden Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya darbeden bir gün önce yurda döndü. 13 Eylül’de ABD başkanının özel temsilcisi sıfatıyla Ankara’ya gelen Robert Strausz-Hupe 10 gün boyunca temaslarını sürdürdü. 18 Kasım 1980’de imzalanan Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması ile Türkiye-ABD ilişkilerinin çerçevesi 1985’e dek sabitlendi.

Öte yandan MGK’nin “Sovyetler Birliği ile dostane ilişkilere özel önem verileceği” açıklaması da özellikle ekonomik alanda doğrulandı. “Yeniden yapılanma” süreçlerinden geçen iki ülke arasında siyasi farklılıklara rağmen ticaret görülmemiş boyutlara ulaştı.

Yunanistan’a yaradı

1974 Kıbrıs Harekatı’na engel olunmamasına kızan Yunanistan NATO’nun askeri kanadından çekilmiş, Ege hava sahası Türkiye’ye kalmıştı. 1977’de NATO’ya dönmek istediğini bildiren Atina’ya Türkiye engel oluyordu. Yunanistan’da sosyalist PASOK’un iktidara gelme ihtimali belirince, Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutanı Bernard Rogers Ankara’ya gelerek Evren’i vetoyu kaldırmaya ikna etti. Dışişleri’ne danışılmadan verilen kararın son metnini diplomatlar değil askerler yazdı. Böylece Türkiye, Albaylar Cuntası’ndan da Kıbrıs Harekatı sayesinde kurtulmuş Yunanlara karşı en büyük kozunu kaybetti.

Avrupa gecikti

Avrupa Topluluğu, üyelik adayı Türkiye’deki darbeye verilecek tepki konusunda bölünmüştü. 1967’de Yunan cuntacılarla ilişkilerin askıya alındığını hatırlatan Fransa, Hollanda ve Belçika TSK’ya da tepki verilmesini istiyordu. Almanya ve Britanya ise Türkiye’de demokratik sistemin darbe öncesinde çöktüğünü savunuyordu. 12 Eylül’le yurtdışına çıkışlar yasaklansa da, kısa süre sonra kaçak yollarla Avrupa’ya ulaşan siyasi sığınmacıların sayısı binlerle ifade edilir olmuştu. Türkiye’den tüm sansür çabalarına rağmen gelen sendikalara, siyasal partilere, sivil topluma baskı hikayelerine sığınmacıların işkence ifadeleri de eklendi. “Devlet için kurşun atan” mafya üyelerine kırmızı ve yeşil pasaport dağıtıldığının anlaşılmasıyla Türk pasaportunun itibarı sıfırlandı. Avrupa Topluluğu, 22 Ocak 1982’de Türkiye ile ilişkileri dondurduğunu duyurdu.

Ödül fiyaskosu

Türkiye, 1984’de “Atatürk Uluslararası Barış Ödülleri” vereceğini duyurdu. Nobel’e rakip olacağı söylenen ödüllerin ilki, 1986’da NATO eski genel sekreteri Joseph Luns’a verildi. Ödülünü Evren’in elinden alan Luns, gençliğinde Hollanda Nazilerine gönül vermiş, kariyerini Sovyetlerle mücadeleye adamıştı. Ertesi yıl ödülü alan Federal Almanya Cumhurbaşkanı Richard Von Weizsaecker, Yahudilerin toplama kamplarına sevkiyatını organize eden babasına avukatlık yapmıştı. Von Weizsaecker, ödülü alırken Türkiye’nin azınlık haklarını garanti altına almasını istedi.

Evren aldı

1990’da Evren’e verilen ödül, 1992’de Güney Afrika’daki özgürlük mücadelesinin kahramanı Nelson Mandela’ya verilmek istendi. Mandela’nın yanıtı sadece Ankara’ya değil, tarihe ders niteliğindeydi:

“Mandela tüm hayatını demokrasiye, insan haklarına hizmet ederek geçirmiştir. Afrika Ulusal Konseyi, Mandela’nın Atatürk Barış Ödülü’nü kabul etmediğini ve Türkiye’yi ziyaret etmeyi düşünmediğini açıkça beyan eder. Afrika Ulusal Konseyi’nin bu kararı, modern Türkiye’nin kurucusu reformcu Mustafa Kemal Atatürk’e karşı hiçbir olumsuz görüşü yansıtmamaktadır.”

Mandela almadı

Mandela’nın darbeci bir generale verilmiş ödülü alamayacağını söylediği de rivayet edildi. Atatürk Barış Ödülü bir daha böyle bir riske girmezken, sonraki yıllarda ödüller Kızılay, Unicef, Bosna Türk Barış Gücü, Bernard Lewis, Haydar Aliyev ve Rauf Denktaş’a verildi.