12 Eylül'ün kara mirası... Özgür sanatın düşmanı oldular

12 Eylül’de 13 gazete için 300’den fazla dava açıldı. 39 ton gazete ve dergi yakıldı. 937 film yasaklandı. Sanatçı Bülent Ersoy’un cinsel kimliği bile darbeciler için sorun oldu.

12 Mayıs 2015 Salı, 23:16
Abone Ol google-news

Yıllar süren Barış Derneği davası Sen erkeksin

1977’de kurulan Türkiye Barış Derneği, 12 Eylül sonrası kapatıldı ve 27 Ekim 1980’de İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’nın talebiyle kurucularıyla yöneticileri hakkında dava açıldı. 23 Şubat 1982’de 44 yönetici hakkında tutuklama kararı verilirken bunlardan Mahmut Dikerdem, Reha İsvan, Orhan Apaydın, Erdal Atabek, Aykut Göker, Tahsin Usluoğlu, Haluk Tosun, Şefik Asan, Aybars Ungan, Ali Taygun, Uğur Kökden, Metin Özek, Niyazi Dalyancı, Ataol Behramoğlu, Ali Sirmen, Gencay Saylan, Ergun Elgin, Orhan Taylan, Hüseyin Baş, Nedim Tarhan, Mustafa Gazalcı, İsmail Hakkı Öztorun, Nurettin Yılmaz, Kemal Anadol ve Melih Tümer tutuklanarak cezaevine kapatıldı. Dava 21 Nisan 1991’de sanıkların beraatıyla sonuçlandı.

Kenan Evren’in ardından iyi şeyler söyleyen insan sayısı çok az. Darbe sürecinde işkenceye, sürgüne maruz kalanlardan, öldürülenlerin ailelerinden ‘ah’dan başka bir şey duyulmuyor olsa gerek. Dünya küreselleşmeye teslim olurken Türkiye buna ayak uydurulup sanatçılarıyla, düşün insanlarıyla teslim oldu. Sayısız insan işkenceden geçirildi, memleketinden uzağa gitmeye mecbur bırakıldı, öldürüldü. Hepsinin altında büyük acılar olan bu hikâyelerden bazılarını hatırlamakta fayda var.

Gazeteler kapatıldı

Öylesine seçici oldu ki 12 Eylül, bu “çağdaşlaşma sanatı”nın küratörü Kenan Evren oldu, temasıysa ta kendisiydi. 12 Eylül’le birlikte basın en büyük darbelerden birisini aldı. Cumhuriyet başta olmak üzere 13 gazete için 300’den fazla dava açılırken gazeteler neredeyse 300 gün susturuldu. 4 bin gazeteci için 4 bin yıla kadar hapis cezası istendi.

Kitaplar yakıldı

39 ton gazete ve derginin yakıldığı birçok kez yazılmıştır. Yasaklanan, yakılan, birçok ismin işkenceden geçirilmesine, öldürülmesine sebep olan kitaplar bunlara dahil değildir. Darbenin ağırlığını kiloya vurmazsak asıl darbe düşün dünyasına vuruldu. Kitaplar sobalarda, boş arazilerde daha okunmadan yakıldı.

Ya yakılan hayatlar? Yazar Muzaffer Erdost ile Onur Yayınları sahibi kardeşi İlhan Erdost 8 Kasım 1980’de gözaltına alındı. İlhan Erdost askeri araçla Mamak Cezaevi’ne götürülürken yolda dövülerek öldürüldü. Öldüğünde 36 yaşındaydı. Muzaffer Erdost öldürülmesinden sonra “İlhan”ı kendi hayatına kattı “Muzaffer İlhan Erdost” oldu. Kenan Evren’in ardından söz hakkı verilmesi gerekenlerden birisi tabii ki o:

“İnsan Hakları ve 12 Eylül” başlığı altında İlhan Selçuk, Erdal İnönü, Akın Birdal gibi isimlerin katıldığı panelde “Öldürdüğü için kâğıdı gönendi de. Bir süre. Ama sezdi ki ölmemiş o. Kâğıdı, kitap yapan, dergi yapan, gazete yapan ışığı öldüremediğini, düşünceyi öldürümediğini sezdikçe de öfkesini yineledi. Daha çok yaktı. Olmadı. Kitap yapanı yaktı” diyordu.

Filmler yasaklandı

937 film darbe yönetimi tarafından yasaklandı. 2014’te sansür tartışmalarının yaşandığı Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde 1980 sonrası ne olmuştu, Erden Kıral anlatıyor: “Bereketli Topraklar Üzerinde’ filmi Adana Sıkıyönetim Komutanı tarafından yasaklandı. Filmin yakıldığı iddia edildi. “Hakkâri’de Bir Mevsim” ise ‘Doğu’daki yoksulluğu gösterdiği’ gerekçesiyle 5 yıl kadar yasaklandı. 1980’de Antalya Altın Portakal Film Festivali’de katıldı, ama festival iptal edildi. 81’de yeniden katıldı, birincilik ödülü verilmesine rağmen ödül geri alındı. Jürideki üyeler, galiba utandıkları için, en iyi yönetmen ödülünü bana verdiler. Ama ben ödülü bir albayın elinden almak istemediğim için geri çevirdim. Tuncel Kurtiz ödülü evime getirdi. ‘Hakkari’de Bir Mevsim’ sansür kuruluna gittiğinde içindeki Kürtçe ‘hayır’ sözcüğünü kapatmak için o sahnede, filmi kurulla beraber izleyen Genco Erkal ‘öksürük nöbetine girdi’ ve film kuruldan geçti. Filmdeki Kürtçe şarkıların sözlerini silmek zorunda kaldı. Ama 2015’te İstanbul Film Festivali’nde yirne engellemelerle karşılaştık. Sinemamız sözün bittiği yerde.”

Danıştay: Sen erkeksin

Bülent Ersoy 1981’de Londra’da ameliyatla kadın oldu. Sanatçı hakkında sahte pasaportla ve döviz almadan yurtdışına çıktığı gerekçesiyle dava açıldı. Sanatçıya 11 Haziran 1981’de diğer travesti ve transseksüel sanatçılarla birlikte sahne yasağı konuldu. Danıştay, 1983’te Ersoy’un erkek olduğuna karar verdi ve sahneye ancak erkek kıyafetiyle çıkabileceğine hükmetti. Sanatçının kadın kimliğini kazanması 1988’de çıkarılan bir yasayla mümkün oldu.

Yasaklanan dil: Kürtçe

Kürtçenin 12 Eylül sonrası açık yerlerde konuşulması yasaklanırken Genelkurmay’ın bastırdığı “Beyaz Kitap”ta Kürt tarifi şu şekilde yapılıyordu: “Dağların yüksek kısımlarında, tepelerde yaz kış erimeyen karlar vardı. Güneş açınca üzerleri buzlaşan camsı parlak bir tabaka ile örtülürdü karın yüzü. Üstü sert altı yumuşak olurdu. Bu karın üstünde yürününce, ayağın bastığı yer içeriye çöker, kırt-kürt’ diye ses çıkarırdı. Doğulu Türkmenlere, Kürt denmesinin nedeni buydu. Bölücülerin Kürt dedikleri, yüksek yaylalarda, karlık bölgelerde yaşayan Türklerin karda yürürken ayaklarından çıkardıkları sesin adıydı aslında.”

Kenan Evren bir söyleşide Kürtçe konuşma yasağını şu şekilde temellendiriyordu: “Ben Devlet Başkanı’yken bir köyde ilkokula gittim. Açtım kitabı, oku şunu, dedim çocuğa. ‘Kem-küm’ çoçuk okuyamıyor. Kızdım. Orada söyledim. Öğretmene döndüm; ‘Dördüncü sınıfa gelmiş Türkçeyi okuyamıyor, bu nasıl iş?’ dedim. Sonradan anlaşıldı ki, öğretmen de Kürt. Kürtçe yapıyor tedrisatı. Döndüm ve Kürtçe yasağını koyduk, Kürtçe tedrisat yapılamaz dedik. Ama biraz ağır yasak koyduk. Sonra bu yasak kaldırıldı, ama hataydı. Hata olduğunu sonradan anladım.”