12 Mart’ta bedeli devrimci gençlik, öğretmenler ödedi

12 Mart askeri darbesi, iç-dış odaklı etkileri, emperyal projelerle uyumlu sağ sivil iktidarlarının, otoriterleşmeye karşın başarısızlığa düştükleri gerekçeli, yenilenmeleri gereksinimine dönük, askeri darbeye başvurulmuş olmaları, darbenin kadrolarının içinden kamuoyuna yansımasa da iç dinamikler çelişkileriyle.. benzeşmektelerse de.. Ulaşılması hedeflenen sonuçları tam tersine.. 12 Mart, 27 Mayıs Anayasası ve özgürlüklerin önünü açan yasalarıyla, yaşanan sol toplumsal yükselişi yıkma hamlesi..

27 Haziran 2020 Cumartesi, 06:00
Abone Ol google-news

Darbenin yaşandığı gün de içinde öncesi ve sonrasında iç dinamiklerde saklı kalan çatışmacılıkların, cepheleşmelerin ürünü, aynı sayfalar içinde sığdırılmak zorunda kalınılan çelişkili önemli haberleri, taşları yerine oturtarak doğru okuyabilmek hiç de kolay değil.. Kazanılmış hakların, kurumsallaşmaların, yoka sayılamayacak çok ağırlıklı kendi içi dinamikleri, neden-sonuç ilişkilerinde, örgütlü toplumsal birikimlerin geri dönüşleri kolay sağlanamayacaktır.

İç-dış odaklı emperyal çıkarlardan yana, din ağırlıklı ırk soslu örgütlenmeler üzerinden operasyonların başarılı kılınabilmeleri, emperyal güç merkezlerinin giderek bilimsel teknolojik devrimlerin araçlarını daha da başarılı kullandıkları toplumları güdüleme güçleri, daha etkin terörü kullanma yöntemleri, sık sık çelişkilerin yumağında ters bile tepebilecektir. Bir hüzünlü anı, Aziz Nesin öncülüğünde aydınların çok sık başvurdukları muhtıralardan birinin daha verilebilmesi adına yaka paça götürülmüştüm. Meclis’te parti grup başkanlarını ziyaret etmekteydik..

Tam da geçmişin MTTB başkanlarından, DP’nin grup başkanı Rasim Cinisli’nin odasında aydınlanmacıların ortak imzalamış oldukları, demokratik haklar kaygılarına ilişkin metnin bir örneğini veriyor, çay kahvemizi içiyorduk ki.. Radyo haberlerinde, 12 Mart darbesinin öncü askeri muhtıralarından biri okunmaktaydı.. 12 Mart muhtırasının sonrası gelişmelere Nihat Erim’in Başbakan ilan edildiği 20 Mart tarihli Cumuhuriyet’in birinci sayfasının haberleri ile girmek, 23 Mart’la devam etmek öğretici olabilir.

DENİZ GEZMİŞ’İN YAKASI BIRAKILMAYACAK

20 Haziran günlü Cumhuriyet’ten tanıklıklar sayfamızda, akıl karıştıran sıcak gelişmelerin gündem bombardımanı içinde, Deniz Gezmiş’in devrimci öğrenci gençlik adına bedel ödetilecek simge isim olarak önceden seçildiği, üzerinden hangi boyutlarda komplolar, tuzaklar kurulmakta olduğunun haberler üzerinden kimi örneklerini paylaşmaya çalışmıştım. Hani zorlama tanıklıklarla Ankara İş Bankası Emek Şubesi soygunun faili olarak ilan edilmesi, üzerinden boza pişirilen haberlerin üretilmesi zincirinin halkaları örülüyordu ya..

İçişleri Bakanı ellerinde kanıtlar varmış gibi, Deniz Gezmiş ve ortak suçlu ilan edilen soyguncu arkadaşları operasyonlarında işleri, askeri feribotla Karadeniz’de aramaya kadar vardırmıştı ya.. Taze ilk haberimiz 12 Mart darbesi sonrasından, 20 Mart günlü Cumhuriyet’ten. Haberimizin girişi “Adalet Bakanlığı, İlkelerimiz arasında adam öldürmek yoktur’ diyen Deniz Gezmiş’in cezaevinde her tür tehlikeye karşı çok sıkı korunmasını, savcılıktan istemiş, aynı nitelikte bir telgraf da Yusuf Aslan için Sivas savcılığına gönderilmiştir” cümlesi ile başlıyor. Haberin devamı sayfasında uzun uzun, Türk Halk Kurtuluş Ordusu üzerinden, sonrasında iddianamelere yansıyacak senaryoların halkalarının tüyoları veriliyor..

Kendi adıma yine çok sevdiğim için 14 Nisan günlü Ali Ulvi’nin karikatürünü paylaşmaktan vazgeçemeyeceğim. 15 Nisan günlü gazetemizin fotoğraflı haberinde Nihat Erim hükümetinin o dönemlerde de kamuoyu oluşturmada çok işe yarayacağı varsayılan, gençparlak-uluslararası ünlü ekonomist olarak Atilla Karaosmanoğlu’nun fotoğraflı kimliği paylaşılmış. Haberin hemen altında yetki sorunlarını çözemiyor olsa da 274-275 sayılı yasalarla işleyen toplusözleşmeler üzerinde, Profilo’da 1300 işçinin greve çıkmasının haberi var. DİSK’e bağlı Maden-İş sadece benzeri koşullardaki işyerlerinde imzalamış oldukları sözleşmelerin hakları için direneceklerinin açıklamasını yapmış. Ankara PTT’de de Haberİş Sendikası’nın grevi başlamış. Tarihlerin çakışmasına isterseniz kaderin cilvesi diyelim.

Nadir Nadi, 23 Nisan yıldönümü yazısında “Atanın mirası” üzerinden duruş dersleri vermiş. Sevgili Hocamız İlk Meclis’in kâtipliğini de yapmış bilim insanı olarak “İlk Meclis’ten tablolar” başlıklı yazı dizisini başlatmış. Paylaşma şansımız yok. Meraklılarına arşive başvurmalarını öneririm. Kaderin bir başka cilvesi olsa gerek bir sütun arayla, İnönü ile Bayar’ın kol kola girmiş oldukları fotoğraf karesi var.

Kuşkusuz Yassıada yargılamaları sonrasında yaşı nedeniyle de bağlantılı idam hükmü yememiş, Demirel iktidarı döneminde de siyaseten aklanması gündeme alınmış Bayar için Demirel’in girişimi ile her zamanki gibi demokratik adımlardan kaçınmayan İnönü’den olumlu yanıt gelmişti. Haber bu konuya ilişkin son gelişmelerin açıklanması üzerinden.

11 İLDE SIKIYÖNETİM İLAN EDİLİYOR

27 Nisan günlü bu önemli haberlerin sayısını da aynen paylaşmak zorunluluğumuz var. Sayfanın dibinde radyoların Ankara’ya canlı yayına bağlandıkları bilgisinin yanında, ünlü bir yabancı düşünürün, azgelişmiş ülkelerin siyasi rejimlerinde, “Liberal ve otoriter rejimler” kurgulanmasının analizi var. Daha doğrusu uzun açıklamaları, ayrıntılarıyla devam sayfasına kalmış. İlhan Selçuk sessiz kalabilir mi?

“Hoş geldin Tanzimat kafası” başlıklı ağır yargılanması ile gazetenin 10 günlüğüne kapanmasına yol açan cezalandırmaları getirmiş. Söz konusu gelişmeleri 4 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinin 11. sayfasında, Doğan Nadi’nin ölümü sonrası, tek başına kalan Nadir Nadi döneminin gelişmeleri içinde özetle paylaştığımdan, yılların gelişmelerine ilişkin tanıklıklar kronolojisinin içinde sadece not yinelemesi ile yetineceğim. Gazetemiz 9 Mayıs gününe kadar 10 günlüğüne kapalı kalıyor.

İlhan Selçuk’un tutuklanmasına karar veriliyor. 9 Mayıs günlü Pencere köşesinin içinde, “Bu köşenin yazarı arkadaşımız İlhan Selçuk, öteki sütunlarımızda da belirttiğimiz gibi, sıkıyönetim makamlarınaca tutuklanmıştır. Bu nedenle, bugün İlhan Selçuk’tan bir yazı yayımlayamamaktayız.. Arkadaşımızın, en kısa süre içinde bu köşede yazma olanağına kavuşması candan dileğimizdir. CUMHURİYET” çerçevesi içindeki açıklamaya yer veriliyor.

FAKİR BAYKURT GÖZALTINA ALINDI

10 Mayıs tarihli gazetemizin yayımlanmış bu haber kupürü, gençlik yanında öğretmen örgütlenmeleri öncelikle sendikaların da 12 Mart’ın hedef tahtasında öncelikli yer alacaklarının, aslında aldıklarının belgesi.. Çünkü açıklanmamış duyumlarla çok yaygın öğretmen sendikaları çatı içinden operasyonların ardı arkası kesilmeksizin başlamış olduğu, durum ve ortamlara göre de doz farklı işkencelerin gündeme girdiğinin bilgilerine ulaşıyorduk..

Baykurt’un gözaltına alındığı haberinin içinde, “saçsakal kesilmede bir emir olmadığı açıklamasının yapılması” yeterince ilginç değil mi? 16 Mayıs günlü Cumhuriyet’in birinci sayfası ise Sendikalar Yasası’nın bazı maddelerinin anayasaya aykırı olduğuna ilişkin, Anayasa Mahkemesi raportörlerinin görüşlerini paylaşıyor. Nadir Nadi günübirlik gündem üzerinden anayasa üzerinden görüşlerini aktarıyor.

Banka soygunları üzerinden, provokasyon kokan birbirinden çarpıcı haberler, veznedarın tabancasının incelenmesine uzanan bilgilendirmeler manşetten paylaşılacak kadar önemli. Öğretmen tutuklamaları, yargıçların baskılarına ilişkin haberler yarışıyor. 19 Mayıs tarihli Cumhuriyet yine paylaşılmalı ki, hükümet bildirisi üzerine yaşanan gelişmeler algılanabilsin. 19 ilde, 427 kişi gözaltına alınırken bilge bilim insanları, yazarların, sendikacıların isimleri yarıştırılmış gibi. İdam tasarısının bile hazırlanmakta olduğu duyurulmuş.

22 Mayıs günü Erim, kaçırılan Elrom’un hayatta olduğunu duyurmuş. Anayasa Mahkemesi’nin kararı ile MNP oybirliği ile kapatılmış. İnönü, Erim ile görüşmüş. 4 ünlü profesör daha, 6 doçent, 3 asistan ile birlikte gözaltına alınmışlar. Nadir Nadi yine günübirlik “Bir partinin kapatılmasını konu alan yorumunu paylaşmış.

Siyasal İslamcılığın sömürülmesi ile CHP’ye yönelik yıllardır sürdürülen yıpratma siyasetlerinin değerlendirmesini yaptıktan sonra, siyasal İslam üzerinden topluma yönelik sistematik baskılar, siyasetleri de eleştirdikten, çarpıcı uygulamalardan örnekler verdikten sonra, MNP’yi kapatmakla akıl yolunun bulunabileceğine ilişkin kaygılarını paylaşmış. “Akıl yolunu bulabilecek miyiz” sorgulamasını yapmış. 23 Mayıs Pazar günü yayımlanmış bu sayfayı da özel anılarla bütünleştirmek üzere sizinle paylaşmak dileğindeyim..

26 Mayıs tarihli Cumhuriyet’te sıkıyönetimin iki ay daha uzatıldığı haberi paylaşılırken, “gözü kapalı neredeyse bütün okuryazarları tutuklama usullerinden vazgeçilebileceği açıklaması yapılıyordu. Elrom’un öldürülmesine ilişkin tutuklamaların haberi de yer alıyordu. 29 Mayıs günlü Cumhuriyet haberinde ise Nadir Nadi’nin Fransız TV’sine verdiği, güncel gündeme ilişkin görüşler özetlenmişti.

Nadi, soruları yanıtlarken son anarşik olayların, sayısı pek az olduğu tahmin edilen bir grupça tertip edildiği izlenimini paylaşmış, hükümetten beklenen reformların bu yüzden geciktirilebileceği kaygılarını dile getirmişti.

İŞVERENLERİ KIZDIRAN SAYFA

15-16 Haziran büyük işçi direnişi sonrası gelişmelerde, direnişçi işçiler ile birlikte, sahip çıkan Cumhuriyet gazetesi, Nadir Nadi yönetimi de hedef tahtasında.. Yine 4 Nisan tarihli Nadir Nadi döneminde yaşananlara ilişkin özet söyleşide, 15- 16 Haziran sonrası süreci kısaca özetlerken, tanıklık etmiş bilim insanı ismi de vererek, özellikle ve de öncelikle iş ve işçi sayfası üzerinden işveren sendikası kaynaklı gelen tepkileri, ilan boykotu önerilerinin benimsenmesini aktarmıştım.

Gazete yönetimi söz konusu gelişmeler üzerinden çalışanlara dönük sorunlarını paylaşmamışlardı. Boyutu hakkında anlamlı bilgim ve fikrim de yok.

12 Mart’ın hemen ardından, aile içi operasyonla, Nadir Nadi’nin yönetimden ayrılmak zorunda bırakılmasının ancak tanığı olduk. Sonrası Nadir Nadi’nin ilkeleri çerçevesinde toplanmış tüm yazarları, çalışanları ile yaşanan büyük, bir yıllık ayrılışın sonuçlarını paylaştık. Cumhuriyet okurları dünyada örneği yaşanmamış büyük bir dayanışma örneği ile gazetenin tirajını, okur boykotları ile diplere çektiler.

Bir yıllık ayrılış onurlu ortak dönüşle taçlandırıldı. Gazetenin yazarlarının düşünce özgürlüklerinin, okur dayanışmasının gücü ve desteğinde yaşatılabilmesine ilişkin formüller üretildi.

Sonrasını tarih süreçlerinin akışı içinde paylaşabilmek dileği ile “İş ve işçi hareketleri” sayfamız üzerinden neden bu kadar büyük gürültü koparıldığının anlaşılmasına ilişkin yerimizin elverdiği ölçülerde sayfalarımızdan kesitleri sizlerlerle de paylaşmak isterim..

Sınıf bilincini, hak arama direngenliğini kırmaya dönük bir sayfa üzerinden minik minik haberlerin yarattığı tabanda tepkiler, bilinç algılaması, işçi sınıfı dayanışma reflekslerini hafife alamamanın belgeleri olarak elbet..

ROBERT KOLEJ’DEN BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ’NE

Bilenler bilir, üç kuşaktan tanıklıklar söyleşisinde de Faruk Pekin’in yaşamöyküsüne yer vermiştim. Harun Karadeniz, Çetin Uygur ve Faruk Pekin, Engin Dağıstanlı, Mete Akalın gibi arkadaşlarıyla birlikte 68 kuşağına geçişin öncüleri arasında sacayağı gibiydiler.

1960’ın devrimci gençlik öncülerinde İstanbul Üniversitesi kadrolaşması başı çekerken, onlar İTÜ odaklı alan kıyışında başı çekmişlerdi. Faruk Pekin özel yüksekokullar karşıtı eylemlerde bu kadronun içinden, Boğaziçi Yüksekokullar bölümünün başkanı öğrenci lideri kimliği ile Robert Kolej’in geleceğinin özerk üniversite olması savaşımına öncülük yapmıştı.

Boğaziçi kampusunda toplumdan soyutlanmış gibi algılanan yüksek öğrenim öğrencilerini, özer üniversite savaşımının odağında eylemlere, etkinliklere yönlendirmenin sonrasında, yaptıkları çalışmaların sonuç ürünlerini 28 Eylül 1970 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayımladığımız bir dizinin içinde paylaşmıştık.

Üç günlük bir ihtar boykotu eylemlerinin ardından 1970 yılı nisan ayında kolej mütevelli heyetinin Amerika’da yaptığı toplantıdan yabancı bir yüksekokul olarak faaliyetlerini sürdüremeyeceği kararı çıkmıştı. Türkiye’de özel yüksekokullar için kapatılma kararı çıkmıştı. Geleceğin ne olacağı bilinmiyordu.

Öğrenciler geçmiş tarihi ile çok zengin kütüphaneleri, arazileri içinde tepedeki yüksekokulun özerk üniversiteye dönüşmesi için kamuoyu oluşturmayı kafaya koymuşlardı. Türkiye kökenli işveren örgütlenmeleri ise bu geniş alanların koleje devredilmesini, Aranvutköy’deki kolej bölümü alanı içinde ise özel sektöre uzman yüksek eğitimli eleman yetiştirecek bir kurumu benimsemişlerdi. Amerikalılar ikircikliydiler. Yazı dizisinde işte bu gelişmelerin bütünlük içinde paylaşılması söz konusuydu. Robert Kolej gerçeğinde Osmanlı yönetim süreçlerinde, azınlıklar üzerinde de etkin siyasetlerin üretilmesinde hep etkin rol üstlenmişti.

Kütüphanelerde, arşiv çalışmalarında Osmanlı siyasetinde oynanmış bu etkin rollere ilişkin bol bol kayıtlar da vardı. Uzatmadan söz konusu dizi içinde dört gün boyunca paylaştığımız verilerin bütünlüğünde, yaşanan tartışmaların çarpıcı sıcaklığı izlenebilir. Kolej kökenli işverenler güçlü bir vakıf şemsiyesinde sessiz çalışırlarken, öğrenciler eylem ve direnişleri ile özerk üniversite yolunda çabalarını kesmediler. 1971 yılına ilişkin sayfalarımızda bu dizinin sonrası gelişmelerin de haberleri var.

20 Şubat tarihli haberimize göre, sonunda öğrenci eylemleri istenen sonuçları üretiyor, Robert Kolej yüksek kısmı yerine özerk Türk üniversitesi kurulması kararı çıkıyor. Ancak dönemin siyasal çalkantılarının etkileri bilinmez, kargaşa ortamında hem Amerika hem de Türkiye taraflarında alınan kararın yaşama geçirilmesine yönelik somut adımlar gelmiyor.

1971 kuşağının gençlik önderleri de iki taraflı yönetimleri somut adımlar atmak için zorlamak üzere yine eylem kararlarını uygulamaya sokuyorlar 2 Nisan 1971 tarihli haberimize göre Robert Kolej 4 günlüğüne kapatılıyor. Okulda huzursuzluklar artınca da 5 Nisan tarihli yeni habere göre kolejin bir aylığına kapatılması kararı alınıyor..