2014 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Patrick Modiano üzerine...

Daha ilk romanlarından başlayarak edebiyat ödülleriyle tanışan Fransız yazar Patrick Modiano 69 yaşında Nobel Ödülü’ne layık görülürken on beşinci Fransız yazar olarak Nobel edebiyat ödüllerinin tarihine geçti. Nedret Tanyolaç ÖZTOKAT'tan, Modiano üzerine bir değerlendirme...

20 Ekim 2014 Pazartesi, 14:32
Abone Ol google-news

Fazla "Fransız" bir Nobelli

Daha ilk romanlarından başlayarak edebiyat ödülleriyle tanışan Fransız yazar Patrick Modiano 69 yaşında Nobel Ödülü’ne layık görülürken on beşinci Fransız yazar olarak Nobel edebiyat ödüllerinin tarihine geçti. Fransız basınından öğrendiğimiz kadarıyla ödülün ülkesi olan İsveç’te yaşayan torununa bu onuru ithaf ettiğini açıklayan Modiano, yayımcısı Gallimard’a "Neden beni seçtiler?" sözüyle ilk tepkisini vermiş, ilk şokun ardından, gençliğinde okuru olmaktan zevk duyduğu, Gide, Camus, Sartre gibi Nobel’e değer görülmüş Fransız yazarlarla aynı düzeyde algılanmasının kendisini nasıl onurlandırdığını dile getirmiş.

Nobel Ödül komitesi, Patrick Modiano'nun "Kavranması en güç insan yazgılarını anlatma ve Fransa’nın işgal dönemini gözler önüne serme konusunda bellek olgusunu sanat olarak kullanması"nı onurlandırmak amacıyla ödüle değer bulunduğunu açıklarken İsveç Akademisi daimi sekreteri Peter Englund da Patrick Modiano’yu "çağımızın Marcel Proust’u" olarak niteledi. 

1945’te işçi kenti diye de anılan, Paris yakınlarındaki Boulogne-Billancourt’da mütevazi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Modiano, sessiz ve derinden atıldığı yazarlık serüvenini Nazi Almanya’sında yaşanan Yahudi faciasında (Shoah) yaşamını yitirenlerin anısını canlı tutma çabasıyla sürdürürken savaş sonrası yaşamaya devam eden bireylerin kimlik arayışını yapıtının temeline yerleştirdi. Romanları sık sık ödüllerle taçlandırıldı.

NOBEL'İN "SÜRPRİZ" SAHİBİ

1968’de La Place de l’Etoile ile Roger-Nimier ve Fénéon Ödüllerine, 1972’de Les Boulevards de la ceinture ile Fransız Akademisi Büyük Roman Ödülü’ne, 1978’de Rue des boutiques obscures ile Goncourt Ödülü’ne, 2000’de Paul-Morand Edebiyat Büyük Ödülü’ne tüm yapıtlarıyla, Georges Simenon’un aynı adlı romanına ithafen 2005’te yazdığı Pedigree romanı ile Prix des Libraires'ye (Kitapevleri Ödülü), 2010’da tüm yapıtlarıyla Cino del Duca Dünya Ödülü’ne, 2012’de Avusturya Devleti Avrupa Edebiyatı Ödülü’ne değer görüldü.

2008 yılında aynı ödülü kazanan Jean-Marie Gustave Le Clézio’dan farklı olarak roman evrenini evrensel, küresel çapta insan yazgısını kuşatan, belirleyen, yaralayan olaylar ya da dönüşümlerden çok Fransız yakın tarihinin gerçekliğinden aldığı öğeler üzerinde kurdu. Kabul ya da inkâr edilen Yahudi kimliği, Gestapo’yla işbirlikleri, geçmişten kopma ve geçmişle yüzleşme gereksinimi, karanlık geçmişlerin gölge ve izleri yapıtının temelinde yer aldı. Kimlik arayışı bazen polisiye, bazen bir serüven anlatısı, bazen de otobiyografik anlatı biçimlerinde karşımıza çıktı.
J.M.G. Le Clézio sömürge, göç ve savaş gibi çatışma durumlarını evrensel ölçekte anlatmayı yeğlerken Modiano birebir Fransız toprağını ve tarihini seçti. Belki bu nedenle Le Figaro Kitap Eki yöneticisi eleştirmen-yazar Etienne de Montetty geçen hafta İstanbul Üniversitesi’nde verdiği konferansta, Modiano’nun Frankofon-Fransız yazar kimliğine dikkat çekerek Nobel Ödülü almasının zorluğuna işaret ettiği gün ve saatte İsveç Akademisi böyle "sürpriz" bir sonucu açıklıyordu. Kuşkusuz haberi alır almaz bu sonuca inanmakta güçlük çeken Patrick Modiano da eleştirmen Etienne de Montetty gibi fazla "Fransız" olduğunu düşünüyordu.

TARİHLE BULUŞMA VE ONU YENİDEN OKUMA

Ne olursa olsun, gerek Yahudi karşıtı bir Avrupa’da yaşıyor olmanın gerek Yahudi asıllı babasının işbirlikçiliği ve düzenbazlıklarıyla yüzleşmenin getirdiği travmalarla sarsılmış çocuk bilincinin edebiyatta anlatım bulması ve anımsamanın, belleğin, bireysel belleklerin bir araya gelmesiyle oluşan ortak belleğin roman uzamında yer almasının insan ve toplum yazgılarını kucaklamanın kaçınılmazlığını gösteren Modiano da yurttaşı Le Clézio gibi bakışını insan gerçeğine yöneltir.
Üstelik, "Hangi gerçeklik?" diye sorgulayarak inanmak istediğimiz, inanmayı reddettiğimiz ya da gölgesiyle yetinmeye razı geldiğimiz gerçekliğin köklerimize uzanan varlığını anlatıyor Modiano. İkinci Dünya Savaşı sonrasının geçmişten kopmuş (örneğin belleksel travmalarla) ve anımsayamadıkları geçmişin ardındaki bireylerin, yirmi birinci yüzyılın bireylerinden ne derece farklı ya da uzak görülebileceğini akla getiriyor. Paul Ricoeur "kimliğin kırılganlığı" diyor belleğin kırılganlığından söz ederken ve kırılganlığın nedenlerini "başkası ile olan karşılaşmanın tehdidi", "şiddetten kalan miras" ve "zaman ve kimlik ilişkisinin zorluğu" olarak sıralıyor (Hafıza Tarih Unutuş, Çev. E. Özcan, Metis 2011). Günümüzün en derin sorunlarından tarihle buluşma ve geçmişi yeniden okuma olanaklılığı roman uzamında bir kez daha okurun dikkatini çekiyor.

Yazar, eleştirmen, edebiyat araştırmacısı Eric Orsenna’nun bir televizyon programında belirttiği gibi "edebiyat, tarih kitaplarından çok daha güzel anlatır tarihte olanları, bize daha yakın bir düzeyde aktarır ve anlaşılır kılar tarihsel gerçekliği." Fransız edebiyatında Patrick Modiano parlak biçemi, usta kurgusu, yetkin roman sanatıyla geçmişi, geçmişle kopuk ilişki ağlarını roman evreninde yenien kurarak toplumsal yaraları görünür kılan bir aydın ve bir yazar olarak kabul edilir; bugün de bu tavrıyla selamlanıyor.