39. İstanbul Film Festivali: “5 Kusursuz Sayıdır”

Igort’un ilk uzun metrajlı filmi “5 Kusursuz Sayıdır” 39. İstanbul Film Festivali’nin online seçkisinde izlenebilir.

20 Mayıs 2020 Çarşamba, 10:29
Abone Ol google-news

Igor Tuveri, ya da herkesin onu bildiği adıyla Igort, 1970’li yıllardan bu yana çizgi romanlar yaratan bir yazar ve çizer. Onun 2002 tarihli kendi çizgi romanından yine kendisinin uyarladığı ilk filmi olan “5 Kusursuz Sayıdır” (“5 è il numero perfetto”) bu yılki İstanbul Film Festivali’nin online seöçkisinde yer alıyor. İlginçtir, bir gün önce sinemacılığı kadar ödüllü bir yazar oluşuyla da tanınan Fabienne Berthaud’nun filmi vardı programda, hemen ardından da aslen bir illüstratör ve yazar olan Igort’un filmi geldi. Her ikisi de kabulümüzdür.

Igort’un Napoliten noir’ı olarak nitelenen ve Venedik Film Festivali’nde gösterildiğinde özellikle görselliği sebebiyle övülen filmi daha ilk karelerinden itibaren has bir noir olduğunu gösteriyor. Meraklısı muhakkak “5 Kusurusuz Sayıdır”ın çizgi roman versiyonunu da okumuştur ve belki yapacakları karşılaştırmalar ilginç sonuçlara varacaktır ama ben kaynak kitabı okumamış biri olarak ve daha çok noir referanslarıyla önümdeki filme baktığımda öncelikle çok büyük bir keyif aldığımı ve Igort’un sinemaya yapacak başka katkılarının da olduğunu düşünüyorum. Biraz şu Marvel bazlı süper kahraman odaklı çizgi roman uyarlamalarından uzaklaşmak bile karantinadan çıkıp iki tur sahilde yürümek kadar ferahlatıcı geliyor insana.

BİR İNTİKAM HİKÂYESİ

Oğlu öldürülünce emekliliğini askıya alarak sahalara dönen namlı kabadayı (ki Napoli söz konusu olduğuna göre namlı mafioso demeli) Peppino karanlık bir bodrum katına gömdüğü silahlarını çıkarır ve intikam için kolları sıvar. Aslına bakarsanız filmin konusuna dair bilinmesi gereken hemen her şey bu tek cümlede var. Uzun uzun detaylara girip işin keyfini bozmaya gerek olmadığını düşünüyorum doğrusu, sert bir viski kıvamındaki bu güzel avantürün. Bir noir’da olması gereken hemen her şeyin fazlasıyla mevcut olduğunu (hatta hâlâ eskisi kadar güzel Valeria Golino’nun bir çeşit “femme fatale” rolü üstlendiğini bile söylemek mümkün), bunun da ötesinde filmde belki de ancak bir çizerin tahayyül edebileceği derin perspektiflerle bezeli müthiş kareler olduğunu, renklerin  ve ışığın atmosferin yaratılmasında çok önemli bir rol oynadığını ve yer yer spagetti western geleneğine atıf yapan harika sahnelerin gözümüze çarptığını da ekleyelim. Üstelik güzel bir noir gibi karmakarışık bir hikâyesi var filmin ve kimse aslında göründüğü gibi değil; daha ne olsun.


Filmin en önemli kozlarından biri de başroldeki yaşlı mafioso Peppino’yu canlandıran Toni Servillo elbette. İtalyan sinemasının bu büyük yıldızı (sinemaseverler “La Grande Bellezza”dan hatırlayacaktır, en azından) yine müthiş bir içgörü ve incelikle ele aldığı karakterin trajik tarafını öne çıkarıyor ve intikamını alsa da bir “kaybeden” olduğu gerçeğini asla bize unutturmuyor. 5’in neden kusurusu olduğunu anlattığı (“İki kolum, iki bacağım, bir de yüzüm var; yani beş parçayım”) sahneden tutun da, filmin sonlarına doğru oturduğu berber koltuğunda attığı tirada ve Napoli’nin en namlı ailelerinden birinin başı olan adamla karşı karşı gelip de büyük bir sükunetle gözlerinin içine baktığı sahneye kadar akıllarda kalacak bir çok ana imza atıyor Servillo. Tabii tipik bir noir geleneği olan dış sesin de ona ait olduğunu söyleyelim.

“Her şeyi yanlış yaptığını anlamak ne kadar berbat bir şey” diyor bir yerde Peppino. Onun bu trajik cümlesi karaktere ve yaşadıklarına uyuyor, doğru, ama Igort’un filmi çekerken hiç de yanlışa düşmediği gerçeğine ters düşüyor, bu da bizim mutluluğumuz olsun işte.