4. Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali sürüyor: Ne izlesek?

4. Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali’nin ikinci ve ulusal ayağı 5 Mayıs’a kadar devam edecek. Henüz geç kalmış sayılmazsınız. Festivalin internet sitesine kayıt olarak ücretsiz izleyebileceğiniz ulusal ve uluslararası seçkiye sizler için göz attık.

03 Mayıs 2021 Pazartesi, 11:58
Abone Ol google-news

Bu yıl 4’üncüsü düzenlenen Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali’nin ikinci etabı 22 Nisan’da başladı. “Eski normal”de İzmir’de düzenlenen festival, pandemi nedeniyle çevrimiçine taşındı ve 5 Mayıs’ta sona erecek.

Ulusal ve uluslararası seçkilerde yer alan filmleri, festivalin internet sitesine kaydolup, ücretsiz olarak izleyebiliyorsunuz. Ekip, pandemi koşulları izin verirse 25-30 Haziran’da İzmir’de sinemaseverlerle buluşmayı planlıyor ve “Süper Kahramanlık tam da bunu gerektirir!” diyor.

Festivalin direktörü, yönetmen Gülten Taranç’la kısa bir sohbet gerçekleştirdik ve seçtiğimiz bazı filmleri sizler için derledik.

Gülten Taranç

Taranç, her şeyin “İlkler Unutulmaz” temasıyla, 11 yönetmenin filmleriyle İzmir’e gelmesiyle dört yıl önce başladığını söylüyor.

Atölyeler, paneller ve gösterimlerin ardından üçüncü yılda festivale dönüşmüş iş. Başta bireysel bir çaba olarak başlayan festival, kolektif bir organizasyon halini almış. Direktör yardımcısı Duygu Kocabaylıoğlu, uluslararası koordinatörler akademisyen Zeynep Merve Uygun ve Dr. Ebru Beyazıt’ın ekibe dahil olmasından sonra Kadın Yönetmenler Derneği’ni İzmir’de kurmuşlar.

Pandemi nedeniyle bu yıl fiziki olarak bir araya gelememenin üzüntüsünü yaşadıklarını söyleyen Taranç, “Fakat bu yılı ulusal ve uluslararası olarak daha çok yayılmak adına avantaja döndürdük. Çevrimiçi film gösterimleri, atölyeler, paneller, söyleşiler düzenleyerek yurtiçi ve yurtdışında festivalimizin tanınmasını sağladık. Bu aslında bizim ileride gezici bir festival olmamıza fayda sağlayacak diye düşünüyorum” diyor.

Festival, yönetmenlerle yapılan çevrimiçi buluşmalarla sürüyor.

Ebru Beyazıt, ekibe dahil olduktan sonra East Anglia Üniversitesi ve Britanya Türk Kadınları Derneği ve Kosova’daki Gerçek Derneği ile festival ekibini bir araya getirmiş. Bu vesileyle Türkiye’den filmlerin çevrimiçi gösterimine İngiltere ve Kosova’da mart ayında başlamışlar. 30 ülkeden 150 film başvurusu almışlar. Balkan temsilcileri Nena Popovic duyuruyu yapmada o kadar başarılı olmuş ki nisan ayında Balkanlar için ayrı bir yarışma açmışlar.

VAR OLMA MÜCADELESİ

Taranç, dört yılın sonunda festivalin geldiği yere ve hislerine dair şunları söylüyor:

“Beni yalnızca kariyer olarak değil insan olarak çok geliştirdi. Çok kısa bir dönem asistan olarak çalıştım sektörde ve bu dönemi festivali düzenleyerek telafi ettim. Kadın yönetmenlerin duruşlarını görmek, onlarla sohbet edebilmek, onlarla arkadaş olabilmek benim için çok değerli çünkü İzmir’de çok kısıtlı imkânlarla çok büyük işler üretmeye çalışırken yalnız olmadığımı gördüm. Bu yıl en büyük kazancım ikinci filmimin yapımcısını festival sayesinde bulmak oldu. Sevgili Eylem Atakav ile uzun yıllardır tanışıyorduk, hem East Anglia Üniversitesi ile işbirliğimizde bize çok yardımcı oldu hem de Karoline Pelikan ile yönettikleri Lifeline belgeseliyle uluslararası seçkimizdeydi. Aynı dönem ikinci uzun metraj filmim Salyangozlar ile Köprüde Buluşmalar’da yarışıyordum, Eylem Atakav yapımcılığımı üstlenmeyi kabul ettiğinde dünyanın en mutlu insanı oldum. Dünyaya aynı yerden bakabildiğim biriyle, filme de aynı yerden bakmak çok keyifli bir süreç. Zaten bu durum Köprüde Buluşmalar Ödülü’nü almamızı sağladı. Film yaparak, şarkı yazarak var olduğumu hissediyorum. Bu yüzden ekip arkadaşlarım yalnızca iş arkadaşlarım değiller. Beni olduğum gibi kabul eden samimi insanlarla iş yapıyorum. Günde 16 saat çalışıyorum ve yanımdaki insanları ailemden fazla görüyorum. Biz sadece film gösterimi yapan bir festival değiliz. İşbirliklerinin doğması bizler için çok önemli ve dört yıl içinde birçok işbirliğinin doğmasına vesile olduk, bunun katlanarak artmasını diliyorum.”

Ana Yurdu

Senem Tüzen’in ilk uzun metrajlı ve ödüllü filmi Ana Yurdu’nun başrollerinde Esra Bezen Bilgin ve Nihal Koldaş rol alıyor. Film, yazdığı kitabı bitirebilmek için kısa süre önce ölen anneannesinin köydeki evine yerleşen Nesrin ve kızını köy evinde bir başına bırakmak istemediği için Ankara’dan gelen öğretmen annesi Halise’nin ilişkisine odaklanıyor. Ana Yurdu, sinir atakları, gülme krizleri ve komşuluk ilişkileriyle çok tanıdık; sakin ritmini son anlara kadar koruyan, telaşsız bir film.

2 Düğün 3 Hikaye

Yönetmenliğini Seren Kaspi’nin üstlendiği bir kısa film “2 düğün 3 hikaye”. İstanbul’da yaşayan Yahudi bir ailenin 3 jenerasyon boyunca değişen evlilik anlayışlarını yönetmenin kendi sesinden dinliyoruz. Yönetmenin aile arşivinden görüntülerle, 1968 ve 1993 yıllarında İstanbul Karaköy’deki Neve Şalom Sinagogu’nda gerçekleşen düğün merasimlerine tanıklık ettiğimiz bu kısanın finalinde, Kaspi’nin anneannesinden mutluluğun formülünü öğreniyoruz.

Amina

“Amina” yönetmen Kıvılcım Akay’ın ilk uzun metraj belgeseli. Dünya prömiyerini 43. Atlanta Film Festivali’nin Uluslararası Yarışma bölümünde, Türkiye prömiyerini ise 38. İstanbul Film Festivali’nde gerçekleştiren belgesel kızının ihtiyaçlarını karşılayabilmek ve para kazanabilmek için Senegal’den Türkiye’ye göç eden Amina’nın hikâyesine odaklanıyor. Çekimleri İstanbul ve Senegal’de yapılan belgeselin ana karakteri Amina, İstanbul’daki bir tekstil firmasında hem satış personeli hem de mağaza modeli olarak çalışıyor ve bir gün iyi bir model olabilmenin hayaliyle yaşıyor.

Bilmemek

Yönetmen Leyla Yılmaz’ın 2011 yapımı “Bir Avuç Deniz”in ardından çektiği ikinci filmi “Bilmemek”, orta sınıf bir ailenin yaşamına odaklanıyor. Ödüllü filmin başrollerinde Senan Kara, Yurdaer Okur ve Emir Özden yer alıyor. Devlet hastanesinde doktor olan anne Selma ve bir deniz taşımacılığı şirketinde orta düzey yönetici olan baba Sinan, birbirine karşı tahammülü kalmamış, mutsuz bir çift. Selma ve Sinan’ın bu mutsuz evliliği sürdürmelerinin tek nedeni ise 17 yaşındaki su topu oyuncusu oğulları Umut. Ailesinin evdeki gerginlikten uzak tutmaya çalıştığı Umut’un dengeli hayatı, takım arkadaşlarının çıkardığı eşcinsel dedikodularının ardından sarsılmaya başlıyor. Umut’un takım arkadaşlarının yargılayıcı sorularını yanıtlamayı reddetmesiyle işler kontrolden çıkıyor ve lince kadar gidiyor. Anne Selma ve baba Sinan ise, çocuklarının maruz kaldığı zorbalığı Umut’un ortadan kaybolmasıyla öğreniyor.

Ankebût

Ankebût’un yönetmenliğini, ilk uzun metrajlı filmi “Kaygı” ile dikkat çeken ve üç farklı metrajdan Cadı Üçlemesi’nin ilk filmi Cadı Üçlemesi 13+’yı geçen yıl izleyiciyle buluşturan Ceylan Özgün Özçelik üstleniyor. Film, sekiz yıl boyunca şiddetine maruz kaldığı eşini öldüren Name Öztürk’ün kâbuslarına ortak oluyor. Yönetmen Özçelik, verdiği bir röportajda duruşma salonundaki bir anı şu ifadelerle anlatıyor: “Salondaki tüm kadınlar ona seslendik aynı anda. Name bize döndü. Gülümsedi. Bakışı, o an orayı yıkacak ve yeni bir dünya inşa edecek kadar kudretliydi. Hafızama kazındı.”

Ovacık

Yönetmen koltuğunda Ayşegül Selenga Taşkent’in oturduğu “Ovacık” belgeseli “Komünist Başkan” olarak tanınan Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu’na odaklanıyor. Maçoğlu, Türkiye Komünist Partisinden seçilen siyasi tarihteki ilk belediye başkanı. Film, Ovacık Belediyesi ve Ovacık halkının gündelik hayatını, Başkan Maçoğlu'nun başlattığı sürdürülebilir tarımı kendi kendine yeten bir ekonomiye çevirme çabasını ve halkla ilişkisini anlatıyor. Filmin sinopsisinde Ovacık için şu ifadeler kullanılıyor: “Ovacık ilçesi çoğunluğun bilmediği, kültürel ve insani değerlerin çok önemsendiği, barışın, sevginin ve dayanışmanın desteklendiği, eğitim ve üretimin sıfıra yakın bütçelerle hayata geçirildiği bir yer.”

Hem Müslüman Hem Feminist

Türk Müslüman feminist, araştırmacı yazar Konca Kuriş’i çoğu insan, 98’de Mersin’deki evinin önünden kaçırılması ve Ocak 2000’de Hizbullah’ın Konya’daki evinin bodrumunda cansız bedeninin bulunmasıyla hatırlayacaktır. Video haber ve içerik üreticisi, yönetmen Nebiye Arı imzası taşıyan “Hem Müslüman Hem Feminist”, Kuriş’in hikâyesiyle başlıyor ve o günden bu yana Türkiye’de Müslüman kadınların eşitlik mücadelesinin kısa tarihini, İslami feminizm kavramına neden ihtiyaç duyulduğunu ve günümüzde Müslüman feministlerin sayısının artmasını irdeleniyor.

Töz

Yönetmenliğini Neşe Uğur Nohutçu’nun üstlendiği “Töz”, 2016 yılının haziran ayında, ayrıldığı erkek tarafından falçatalı saldırıya uğrayan ve ölümden dönen seramik sanatçısı ve akademisyen Tuba Korkmaz’ın hayatını anlatıyor. Kormaz, sanatçı ve anne kimliğini merkezine alan belgesel için Cumhuriyet Pazar’a verdiği röportajda, şunları söylüyor: “Birkaç yıla dışarıda olacak, tekrar peşime düşer mi endişesi var evet. Cezayı çekiyorlar belki ama oradan, iyileşerek çıkmıyorlar... Kadına şiddet meselesinde aslında birçok şeyin konuşulmadan pas geçildiğini görüyorum. Yasal olarak sürekli bir şeylerin yapıldığı söyleniyor ama yapılmıyor.”

Her Şeyin Diğer Tarafı

Sırp yönetmen Mila Turajlic’in ödüllü filmi “Her Şeyin Diğer Tarafı” (The Other Side of Everything), bir ailenin, bir evin ve bir ülkenin hikâyesini aktarıyor. Belgrad’daki bir apartman dairesinin içindeki kilitli kapı, bir aileyi 70 yılı aşkın süredir geçmişlerinden ayrı tutuyor. Yönetmen annesiyle samimi bir sohbete başlarken, evlerinden geçen siyasi fay hattı, tarihin perili olduğu bir evi ve ülkeyi ortaya çıkarıyor. Sırbistan'da bir ailenin kayıtları, büyük kargaşa zamanlarında bir aktivistin kavurucu bir portresine dönüşüyor ve her neslin kendi geleceği için savaşma sorumluluğunu sorguluyor.

Yaşam Hattı (Lifeline)

Yönetmenliğini Eylem Atakav ve Karoline Pelikan’ın üstlendiği bu kısa, karantina zamanı Birleşik Krallık’ta aile içi şiddete yönelik hizmetler sektörünün pandemiyle nasıl baş ettiği ve sektörün cephede çalışanlarının neleri tecrübe ettiği sorularının peşine düşüyor. Film, Zoom üzerinden ve karantina sonrası dönemde gerçekleştirilen geniş bir röportaj serisi ile, aile içi şiddet hizmetlerinin önde gelen çalışanlarının kendi seslerini ve görüntülerini, ilk kez ve ilk elden, sunuyor.