80. yılda Köy Enstitüleri-1

Adı konmamış bir eğitim bayramıdır köy enstitüleri. Cumhuriyet, yeni yazı dizisiyle eğitim destanını özel belgeler ve tanıklıklarla evinize getiriyor.

20 Nisan 2020 Pazartesi, 06:00

TONGUÇ’UN ÖZEL ARŞİVİNDEN CUMHURİYET EĞİTİM TARİHİ BELGELERİ 1

Işık Kansu

ANADOLU GÜNEŞİ

Cumhuriyet Türkiyesi’ne özgü devrimci eğitim, uygarlaşma, bilgisizlikten sıyrılma atılımı olan Köy Enstitülerinin kuruluşunun 80. yıldönümü. Köyün aydınlatılması düşüncesi ve çabasının, zaferden hemen sonra, özellikle de Cumhuriyetin ilanından sonra devrimci kadroların üzerinde duyarlıkla eğildiği konulardan biri olduğu bilinir.

Vasıf Çınar’dan başlayarak Mustafa Necati, Reşit Galip, Saffet Arıkan gibi milli eğitim bakanlarının her biri, yakın kadroları ile birlikte Köy Enstitülerine evrilecek olan köyde ve köy için eğitim seferberliği sürecine önemli katkılar sunmuşlardır.

Köy Enstitüleri, Hasan Âli Yücel’in milli eğitim bakanlığı, İsmail Hakkı Tonguç’un da ilköğretim genel müdürlüğü döneminde yaşama geçmiş, Anadolu’nun ters giden tarihine bir güneş gibi doğmuş, daha sonra bu ışıklanma, tutucuların, gericilerin ve emperyalist sömürgenlerin çıkarları uğruna balçıkla sıvanmıştır.

Köy Enstitülerinin Tonguç Babası, yalnızca bu kurumun kurucusu olmakla kalmamış, görev yaptığı her aşamada, önemli gördüğü neredeyse her belge, bilgi, mektup vb. resmi yazışmalarından birer örnek alarak ya da asıllarını biriktirerek eğitim tarihimize önemli bir kalıt bırakmıştır.

Oğlu Engin Tonguç, yaşama veda etmeden önce babasının bu kalıtını sonsuzlaştırmak adına İsmail Hakkı Tonguç Belgeliği Vakfı’nı kurmuş ve bu belgeleri o vakfa devretmiştir. Köy Enstitülerinin 80. yılında gazetemizde yayımlamaya başladığımız bu dizi yazıda, işte o vakıfta bulunan 10 bini aşkın belgenin arasından seçtiğimiz önemli saydığımız kimi rapor, yazışma ve fotoğraflara yer vereceğiz. Belgeler, neredeyse bir avuç Cumhuriyetçi eylem ve düşün insanının; çağdışı, eğitimden yoksun ve çaresiz bırakılmış, yoksul, bağımlı bir toplumu, gönlü ve aklı birleştirerek hangi koşullarda çağın düzeyine yükseltmeye çabaladıklarını göstermesi bakımından ders verici niteliktedir.

İLK KEZ GÜN IŞIĞINA ÇIKIYOR

Cumhurbaşkanı Atatürk’e 1930 yılında sunulan “Maarif Programımızın Esasları” raporu:

KÖYLERDE OKURYAZAR VE ÜRETİCİ YETİŞTİRMEK İÇİN KÖY YATILI OKULLARI AÇILACAK.

İsmail Hakkı Tonguç Belgeliği Vakfı’nda bulunan ve ilk kez gün ışığına çıkan Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’e, 1930 yılında sunulan “Maarif Programımızın Esasları” adlı raporda, köy çocuklarına ve köy okullarına özel önem verildiği görülüyor.

Özgür, bağımsız ve laik Cumhuriyeti geliştirecek yurttaş yetiştirme ilkesinin benimsendiği vurgulanan raporda, bireye yeteneği ve becerisini en yüksek düzeyde ilerleteceği bir eğitim derecesine yükselmesini sağlamak ve eğitim sistemini demokratikleştirmek amacına yer verildi.

Derste çocuklara bilimsel anlayışın ve düşünüşün verilmesi gerektiği kaydedilen raporda, köylerdeki eğitim ile ilgili şu belirlemelere yer verildi: “Köylerde mektep binası, Köy Kanunu’na tevfikan (uyularak) halk tarafından ve idare-i hususiyenin (özel idarenin) yardımı ile vücuda getirilmektedir. Köylerde ilk tahsilin inkişafına (gelişmesine) mani olan mühim sebeplerden biri binasızlıktır. Bunun önünü almak ve kısa birzamanda köylerde okuttuğumuz çocukların nispetini (oranını) şehirlerde okuttuğumuz çocukların nispetine çıkarmak için vilayetlerin inşaat tahsisatından (ödeneğinden) köy mektepleri inşaatına muavenet (yardım) kısmını her sene bir miktar daha arttırmak esas gayelerimizden biridir.”

Raporda, nüfusu uygun olan köylere her yıl daha fazla öğretmen gönderileceği, nüfusu az olan ya da okul yapılamayacak olan dağınık köylerde çocuklara eğitim vermek için gezici öğretmenler örgütü oluşturulacağı gündeme getirildi.

Benzer 19 köyde, köy yatılı okulları açıldığı vurgulanan raporlarda, köy yatılı okullarının, köylerde okuryazar ve daha iyi üretici insan yetiştirme amacına yönelik olduğuna dikkat çekildi. Köy ve kasabalarda yeni Türk harflerini öğrenmiş olanlar için okuma odalarının açılmaya başlandığı aktarılan raporda, 1929’da köy odalarına 60 bin kitap gönderildiği bilgisine yer verildi.

1935’te yapılan İlk Eğitim ve Öğretim Komisyonu Çalışma Raporu:

‘İLKOKUL’, ‘İLK HALK OKULU’ DİYE TANIMLANIYOR

Kadın-erkek eşitliği: Nakış, dikiş yerine erkek ve kız öğrenciler için “aile bilgisi” dersi. Köy ilk halk okullarının eğitim ve öğretim planına, çevre koşullarına uygun sağlık, tarım ve zanaat dersleri konulması öngörülüyor.

Köy Enstitülerinin kurulması için öncül adımların atılmasına olanak sağlayan Saffet Arıkan’ın Milli Eğitim bakanlığı döneminde, ilkokullara “ilk halk okulu” adı verilmesinin gündeme getirildiği belgelendi. İsmail Hakkı Tonguç’un özel belgeliğinde yer alan ve Arıkan’ın Milli Eğitim bakanı, Tonguç’un da ilk öğretim Genel Müdürü olduğu 1935 yılına “İlk Eğitim ve Öğretim Komisyonu Çalışma Raporu”, Köy Enstitülerine doğru evrilen sürece ilişkin önemli ipuçları veriyor.

Kendi el yazısı ile düzeltmeler yapması nedeniyle Tonguç’un kaleminden çıktığı anlaşılan rapora göre, CHP’nin 4. büyük kurultayında kabul edilen programın “ulusal eğitim” bölümü, çeşitli Avrupa ülkelerinin ilkokul programları, uluslararası eğitbilimcilerin yazdıkları kitaplar gibi kaynaklardan yararlanan komisyona, Milli Eğitim Bakanlığı incelemek üzere kimi işler veriyor. Bunların arasında, “Köylerdeki okullarda sağlık, yaşayış ve içinde bulunduğu çeven (çevre) şartları ile ilgili olarak tarım ve zanaat fikirleri verilecektir” hedefi de bulunuyor.

Raporun ilerleyen sayfalarında, köy okullarının, eğitim ve öğretim planı ve ana ilkeler açısından kent okullarını programından belli başlı bir ayrılık göstermediğinin altı çiziliyor ve şu ayrıma gidiliyor:

“.. teşkilatındaki özgülük, hayat, tabiat ve yurttaşlık bilgilerine ve iş dersine köyde verilen farklı mahiyet, sağlık, tarım ve zanaat fikirleri ile köy çeveni (çevresi) şartlarının zaruri (zorunlu) kıldığı bir ayrılık gösterilmiş ve buna ait bir fasıl (bölüm) konulmuştur.”

Köy okulları için bir ders ve öğretim planı hazırlandığı ifade edilen raporda, köy çocuklarına ilişkin hedefler şöyle belirleniyor: “Okulsuz köy çocuklarını okutabilmek için santral halk okullarında açılacak pansiyonlar için öğrenek (ders) projesi hazırlandı.

Gerek sömestrli okullardaki yaşı uygun, gerek diğer köy halk okullarından birinci devreyi bitiren zeki ve yetenekli köy çocuklarının devlet hesabına köy tarım, zanaat, öğretmen okullarında ve daha yüksek okullarda okutulmaları için yalnız ikinci devresi bulunan bir bölge okulları tipi kabul ve buna ait proje hazırlandı.”

HALK OKULU

Raporda, ilkokullar için “ilk halk okulu”, köy ilk okulları için de “köy halk okulu” nitelemesi yapıldığı özellikle dikkat çekiyor. İlk halk okullarının amaçları ve ilkeleri şöyle:

- Halk okuluna devam eden çocukları, kuvvetli cumhuriyetçi, ulusçu, halkçı, devletçi, laik, devrimci yurttaşlar olarak yetiştirmek.

- Halk okulu, talebesinin (öğrencisinin) fikir ve bedence gelişmesine öncü verir (öncelik verir). Onları sağlam vücutlu, şen ve gürbüz yurttaşlar olarak yetiştirmeye, karakterleri bakımından da ulusal derin tarihimizin gösterdiği yüksek derecelere çıkarmaya çalışır.

- Halk okulu, eğitim ve öğretiminde güdülen amaç, bilgiyi talebeye maddi hayatta başarı elde ettiren bir aygıt haline getirmektir.

- Halk okuluna devam eden her vatandaşa, modern iş hayatının önemli araçlarından faydalanabilmek, bilgi ve becerilerini kazandırmak ve bu bilgi ve becerileri kendinden başkalarına faydalı kılma şuurunu kazandırmak. İlk halk okulunun teknik işlerine ilişkin önerilerin de yer aldığı raporda, eşitliğe özel özen gösteriliyor.

Ev idaresi, nakış, dikiş dersleri yerine “aile bilgisi” adlı ders kabul ediliyor. Bunun gerekçesi de şöyle açıklanıyor: “Bu dersin erkek talebeye de gösterilmesi şartıyla müfredat yeniden düzenlendi. Yalnız kızlara özgü işler yaptırılırken erkek talebenin de aile bilgisi dersiyle ilgili resim ve iş ile meşgul edilmesi uygun görüldü.”

80. YILDA KÖY ENSTİTÜLÜLER ANLATIYOR-1

Mustafa Gazalcı

YARINA ÜMİTLE YÜRÜYENLER....

1940’lı yılların koşullarında eğitmenler, öğretmenler, gezici başöğretmenler; dağlardan kır çiçekleri toplar gibi o yoksul halk çocuklarını, Türkiye’nin 20 yerine dengeli olarak dağılmış eğitim güneşinin, Köy Enstitülerinin altına topladı.

Enstitülerin kuruluşu 17 Nisan, adı konmamış bir Eğitim Bayramı’dır. Köy Enstitüleri (KE), Cumhuriyet tarihinin en önemli eğitim destanıdır. Bu destanın 80. kuruluş yıldönümü. Ne yazık ki planlanan etkinlikler koronavirüs nedeniyle iptal edildi. Biz bu ortamda, bu kurumları yaratanlara karşı bir ölçüde borcumuzu ödemek istedik.

Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç zamanında açılan 20, Van’da 1948’de açılan Ernis ile sayıları 21’i bulan 165 mezunla yaptığımız anket ve konuşmaların kimilerini değiştirmeden aktarmayı düşündük. Dizide, 2015’te “Mezunları Üzerine Bir Araştırma, Köy Enstitüleri Sistemi” adıyla Bilgi Yayınevi’nden yayımlanan kitabımız için hazırlanmış anket sorularına verilen çarpıcı yanıtlardan bir bölümünü bulacaksınız.

Mezunlar, yokluk, yoksunluk içinde, kimisi yürüyerek kimisi eşekle, kimisi kamyonla engelleri aşa aşa okullarına geldiklerini anlatıyorlar. Enstitülerde okul binalarını kendilerinin yaptığını, iş eğitimi içinde ürettiklerini, özgürce okuduklarını, eleştirdiklerini, sanatla uğraştıklarını aktarıyorlar.

HÜSRANA ÇEVRİLEN YILLAR

Ortaya bu eğitim destanın nasıl var edildiği çıkıyor. Ardından destanın hüsrana çevrildiği yıllar geliyor. Mezunlar, yetişip kişiliklerini buldukları yuvalarının bozulmasına, yıkılmasına içleri kanayarak tanıklık ediyorlar.

Bu kurumları kimin bozduğunu, yıktığını da vurguluyorlar. Bu yanıtları verenlerin bir bölümü yaşıyor. Bir bölümü de ne yazık ki aramızdan ayrıldı. Orhan Veli Kanık’ın şiiri onları şöyle ölümsüzleştirmiş: “Ellerinde nasır/ Yüzlerinde nur./ Yarına ümitle yürüyenler.” Evet, onlar yarına büyük umutlarla yürüdüler, ne yazık ki tomurcukken kurumları yok edildi.

Ancak Köy Enstitülerinin ilkeleri, düşüncesi 80 yıl sonra da dimdik ayakta. Yarının aydınlık eğitim düzenini kuranlar bu sistemden çok yararlanacaklar. Çünkü Köy Enstitülerinde uygulanan ilkeler, evrensel eğitim değerlerine uygun ilkeler.

KIZLAR OKUSUN DA ERKEKLER SINAVSIZ OLSUN

Ayşe Baysal- İvriz Mezunu(1950)

- Köy Enstitülerine (KE) kayıt sürecini kısaca anlatır mısınız?

1945, kıtlık ve yokluk yılları... İlkokulu bitireli 2 yıl oldu. Benim küçüğüm kız kardeşim yeni bitirdi. KE ilk mezunları köylere öğretmen olarak dönmeye başlamıştı. Onların yaşam koşulları köydekilerden çok iyiydi. Herkes erkek çocuğunu KE’ye göndermek istiyor. Dinsel baskı kızların okutulmasını engelliyor. Bunu gören yöneticiler, bir kız getiren erkek öğrencinin sınavsız kabul edileceğini duyuruyor. Bu duyuru köyde erkek çocuğunu enstitüye göndermek isteyen aileleri, çocuğunun okula gitmesini sağlayacak kız çocuk aramaya yöneltiyor. Ben köyde iş yapamayan, hastalıklı biriyim. Kardeşim ise daha güçlü idi. Oğlunu okula göndermek isteyen bir akrabamız babama baskı yapmaya başladı. Kızlardan biri oğluna yoldaş olarak gitmeliydi. Annemin “bu nasıl olsa köyde işe yaramıyor, Allah belki bir kısmet verir” düşüncesiyle benim enstitüye gitmeme karar verildi. Kardeşim dinsel baskı sonucunda okumaktan mahrum oldu. Ermenek ilçesinin Uğurlu köyünden yürüyerek Karaman’a, oradan da trenle İvriz Köy Enstitüsü’ne ulaşmamın macerası kısaca böyle oldu.

- KE’de verilen eğitimin niteliği nasıldı?

KE’deki eğitim yaparak, yaşayarak öğrenmeydi. Böylece ezbercilikten uzak davranış değişikliğine esas olan çağdaş bir eğitim sistemiydi. Teorik derslerde kafa gelişirken, öğrenilenler iş eğitimiyle davranışlara yansıyordu.

- Enstitüleri kim kapattı?

Çıkar çevrelerin baskısından ürken o yılların yöneticileri (özellikle CHP’nin kalantorları ve DP’nin maskeli politikacıları) KE’yi kapattı.

- Bugünün koşullarına uyarlanmış Köy Enstitüleri olsa çocuğunuzu bu okullara gönderir miydiniz?

Seve seve.

- Beğendiğiniz üç eğitimcinin adı?

Mustafa Necati, Hasan-Âli Yücel, İsmail Hakkı Tonguç.

- Cumhuriyet döneminde beğendiğiniz üç siyasetçinin adı?

Atatürk, H. Â. Yücel, Dr. Refik Saydam

- KE üzerine ne söylemek istersiniz?

Taassubun baskısından ve işkencesinden çıkarıp aydınlığa kavuşturan KE’ye ve kurucularına şükranlarımı sunmaktan başka ne diyebilirim. KE’de edindiğim temel ilkeleri 45 yıllık eğitimcilik, öğretmenliğim, bireysel yaşamımda uygulayabildiğim için mutluyum.

(Ayşe Baysal sonra beslenme alanında profesör oldu.)

KAPATANLAR EĞİTİM CİNAYETİ İŞLEMİŞTİR

Yazar Talip Apa- Çifteler KE Mezunu (1943) YKE (1946)

- Köy Enstitülerine (KE) kayıt sürecini kısaca anlatır mısınız?

10 Kasım 1938’de Atatürk’ü kaybettiğimiz gün Çifteler Köy Öğretmen Okulu’na yazıldım.

- KE’de verilen eğitimin niteliği nasıldı?

Çok değişikti, ilginçti, yeterliydi.

- Enstitüleri kim kapattı?

Kapatanlar son 50-55 yılın partileri, politikacıları. (Anketi 2002’de doldurdu.)

- Bugünün koşullarına uyarlanmış Köy Enstitüleri olsa çocuğunuzu bu okullara gönderir miydiniz?

Gönderirdim, evet

- Beğendiğiniz üç eğitimcinin adı?

İ. Hakkı Tonguç, Hasan-Âli Yücel, M. Rauf İnan.

- Cumhuriyet döneminde beğendiğiniz üç siyasetçinin adı?

Atatürk, İ. İnönü, Hasan Âli Yücel

- KE üzerine ne söylemek istersiniz?

KE’yi kapatanlar eğitim cinayeti işlemişlerdir. Türk halkına en büyük ihaneti yapmışlardır. Türkiye 80 yıl sonra, bugün geri kalmış ülke olmaktan kurtulamamışsa nedeni enstitülerin kapanmasıdır.