Acının ve özlemin ilacı: Gripin

Gripin, beş yıllık özleme son verdi. Yeni albümde acı ve özlem yoğunlukta. Soru sormaya devam ediyorlar.

16 Şubat 2018 Cuma, 23:00
Abone Ol google-news

Gripin, beş yıl aradan sonra ‘Nasılım biliyor musun’ adlı yeni albümüyle sahnede. 10 şarkıdan oluşan albümde, aşk, özlem, hüzün, öfke, en çok da yanıt bekleyen sorular var: “Sor bana sor. Aklın başında mı diye” ya da “Aklından neler geçiyor? Başın kimlerin omzuna düşüyor...” “Acemisiyim mutluluğun” itirafının ardından, başka bir şarkıda isyan duygusu öne çıkıyor: “Dur be dünya, zaten canım sıkkın. Dönme dünya ne olur. Bırak çıksın çivim...” Dijital platformlarda ilk ayda 4.5 milyonu aşkın dinlenme oranı yakalayan albümün hazırlık süreci ise iki buçuk yıl sürdü. Albüm kitapçığında ise her şarkıya özel birer görsel var... Grup üyelerinden Birol Namoğlu, Arda İnceoğlu, İlker Baliç’le yeni albümü konuştuk.

- Müzik piyasasındaki dijitalleşme, albüm satışlarının azalması sizi nasıl etkiledi?

Birol Namoğlu: Albüm satışları azalınca, ‘single’ öne çıktı. Biz de yaptık. Önceki albümüzde yer alan ‘Beni boş yere yorma’ single olarak çıktı. Başarılı da oldu ama albümün kendimize daha uygun olduğunu hissettik.

İlker Baliç: Beş sene önceye göre, müzikler, yasal sitelerden dinleniyor. Müzik kalitesi olarak da plak ve CD ile dijital yarıştırılamaz. Misal ben eski kasetlerimi atamıyorum. Dijital çağın iyi yanı ise her şeye ulaşabiliyor olmamız. Diğer taraftan, ulaşabildiğimiz her şeyin değerini biliyor muyuz? O önemli.

- Albümdeki şarkılara ait şekiller merak uyandırıyor...

B.N: Murat’ın (Başdoğan) fikri. İnternette video izlemiş. Şarkıların ilk notalarının yani karar seslerinin frekanslarının titreşimlerinden üretilen şekiller... Biz de deneyi gördük. Bir çubuğun üzerine lehva üstüne de toz koyuyorlar. Aletlerle o frekansı veriyorlar. Ve o tozlardan şekiller ortaya çıkıyor. Biz de şarkılarımızın notalarına göre o şekillerden koyduk. Bazı insanlarda kokuları veya duydukları şeyleri renk olarak algılama durumu varmış. Bu şekilde renk skalası oluşturmuşlar. Biz de aynı notalarla başlayan şarkılara, skaladan renk seçtik.

- Müzik sizin için her şeyden önce mi geliyor ?

B.N.: Gelemiyordu uzun bir süre. Askerden sonra tamamen müziğe dönme kararı aldık. Albümler de güzel gitti.

İ.B.: Hayalimiz buydu. Bir grubun aile geçindirecek kadar para kazanması uzun sürüyor. Bizde de uzun sürdü. Üçüncü albümde ancak....Gripin oldu mu derseniz hayır olmadı. Son gün oldu diyeceğiz. Hedef son güne kadar çalmak.

- Grubun Gandalf’ı, sihirbazı kim?

B.N.: Bizde Gandalf hariç her şey var. Legolas, Frodo var. İlk albümdeki resmi Froda’ya çok benzetiriz. Gandalf hepimiz birleşince oluyor gibi. Daha çok Voltron tarzı ilerlemeyi tercih ediyoruz. Biliyorsunuzdur belki bu kadroya ulaşma hikayemiz inanılmaz. Bir akşam bar programına iki saat kala bir arkadaşımız ayrıldı. Murat’ın bizi dinlediğini, gitar çaldığını biliyorduk. Repartuarın yarısını biliyordu. O çaldı o gece.. Ertesi hafta davulcumuz yoktu. İlker diğer grubuyla çalıyordu. İlker’e yaklaşıp şöyle dedim: ‘Şu şarkıları biliyor musun?’

İ.B: ‘Bilmiyorum’ dedim. ‘Olsun fark etmez gel çal’ dedi. (Gülüyorlar) İyi ki de öyle olmuş.

B.N: Arda da zaten çoçukluk arkadaşımız. Çocukluğumuz futbol aynarken, rakip takımlarda birbirimizle kavga etmekle geçti.
Arda İnceoğlu: Aynı takımda zevkli olmuyordu. (Gülüyorlar)

İ.B.: Arda içimizdeki en yetkin müzik adamı.

A. İ.: Klavyeden sonra bas gitara geçtim. İkisinde de iddialı değilim.

B.N.: Bir çok pozisyonda oynayan bir arkadaşımız varsa o da Arda’dır. Hepimizin yeri ayrı Arda’nın da yeri ayrı. Son albümde de en çok emeği olanlardan biridir.

- Emre Aydın’la sorun yaşamıştınız... Müzisyenler arası ilişkiler ne durumda?

B.N.: Bizim camiada, insanların birbirine saygısı vardır. Emre Aydın’la bir husumet oldu ama gün gelir otururuz belki, tartışırız.

İ.B: Dinleyiciyken albüm alıp, ‘Çok kötü olmuş’ diye yorum yapabiliyorsun. Albüm yaparken o yorumu yapmak çok zorlaşıyor. Biraz geri basıyorsun. İş çok zor çünkü...

- Müziğinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

B.N.: Rock müzik yapmıyoruz. İçimizden gelen müziği yapıyoruz.

İ.B: Albümlerimizde türler çok iç içe geçmiş durumda. Sınıflandırma söz konusuysa da onu dinleyenlerin yapması daha doğru olur. Bizim kendimizi bir sınıfa koyma isteğimiz yok.

A.İ: Müzik işte. Dinlersin, beğenirsin ya da beğenmezsin. Yeni grupların, özellikle de son beş, on senedir çok fazla arayışa girip, sound ararken şarkıyı, ruhu kaçırdıklarını düşünüyorum. Müzisyen olarak ne yapmışlar diye dinliyorum ama ruhen beni besleyecek bir şey bulamıyorum. Sound ararken şarkıyı kaçırmak bu.

- Dinleyicilerinize yeni haberler var mı?

B.N.: Ben döküntüler diyorum, şarkılardan arta kalanlardan bir kitap hazırlıyoruz. Bitti gibi...

- Neden hep melenkoli diye sorsak...

B.N.: Eğlendiğimizde oturup şarkı yazasımız gelmiyor. Eğlenceli bir şarkı da yapamıyoruz. Denesek de olmuyor. Belki de üzüntümüzü öyle atıyoruz içimizden. Dünyada yeterinden fazla acı var. Yakalanıyoruz acıya. Seviyoruz da herhalde.

İ.B.: Aslında her şey var biz de ama sürekli değişimi seven insanlar değiliz.

- Günümüz dünyasındaki ayrışmalara, kutuplaşmalara ne diyorsunuz?

B.N.: Dünyanın ömrü milyarlarca yıl, bizimki ortalama 70. Biz hepimizin mutluluğu için uğraşmalıyız. Bu 70 yılı mutlu mesut, beraber, barış içinde yaşamalıyız diye düşünüyoruz. Bu her konu için geçerli. Bu müzik için de, kendi kavgalarımız için de geçerli. Boyut olarak da süre olarak da çok küçüğüz ama çok büyütüyoruz kendimizi.