‘Analara kıymayın efendiler!’

Şiirimizde ana-baba imgeleri sık kullanılır. Çocukluğun konuşulduğu yerde bu kavramlardan uzaklaşılamaz. Ancak yaşamdaki durum da aynı olduğu için, işlenişinde ve içerikte kadınların şiirleriyle erkeklerin yazdıkları genellikle ayrışır. Erkekler için ‘Anne’ kavramı çoğunlukla sıcak kucak, sevgi limanı, korunak, okşama, sevme yeri iken; şair kadınlarda baskıcı öğretmen, düzeltmen, yönetmen konumunda görünür. Kızlar babalarını koruyucu, kahraman hatta Tanrı katında görürken, erkeklerle babalar arasındaki rekabet çoğu kez onulmaz yaralara götürür. Her iki cins için anne ev, baba da evlerin direği görüntüsünü günümüzde de hâlâ sürdürmektedir.

30 Nisan 2021 Cuma, 00:04
Abone Ol google-news

“Ömrüm hep iki sesli/ bağırıyor gecelerle gündüzler/ namus namus namus/ sus otur sus otur sus/ babamın olmadığı yerde/ annem babam oluyordu”

Arife Kalender

‘OĞUL’ ŞİİRİ

Anne şiirlerinde ilk aklımıza gelen, yıllarca müzik olarak da dinlediğimiz Nevzat Çelik’in, “Beni burada arama/ Kapıda adımı sorma/ Saçlarına yıldız düşmüş/ koparma anne/ ağlama” dizeleridir. Sonra da Ahmet Erhan’ın, “Anne ben geldim, üstüm başım/ uzak yolların tozlarıyla perişan/ çoktan paralandı ördüğün kazak/ üzerinde yeşil nakışlar olan” diyen ‘Oğul’ şiiridir.

Refik Durbaş, “Annemin öldüğü yaşı çoktan geçtim/ suyun vefası ve acılar/ bir de gökyüzü/ çocuklarım olsa da” dizelerinde annesini anarken; Ataol Behramoğlu, “Bana bir sigara verin annem öldü/ Bu sabah öldü beşe doğru sanırım/ Allah allah ne var bunda şaşıracak canım/ Annem öldü diyorum hepsi bu” dizeleriyle ölümün doğallığını kabullenmiş görünerek acısını hafifletmeye çalışır.

M. Ergin Kılıç, “İnsan annesi ölünce küçücük kalıyor” derken; başka bir şiirde “Bulunur annelerin acılarının failleri/ belki değil mutlak/ tatil olur/ cumartesileri” dizeleriyle Cumartesi Anneleri’ni anar. “Anneleri/ mutfakta kalan son bakır sahanı/ Aliminyum olanıyla değiştirdi” dediği şiirde İsmet Özel, yaşamdaki değişimi söyler.

Şeref Bilsel, “babam tütün ve merhamet kokuyordu” dizeleriyle babasını anarken, annesi için “Annem hiçbir şey yapmıyordu ölmekten başka” der. Erol Özyiğit, “Ev sokakla aramda bir yazı/ annem beni odalara açan ayraçtı” dizelerini yazar. Yavuz Özdem, “Annem yaşlı bir gölde yunmuş gibi/ Saçları bembeyaz” dizeleriyle betimler.

SAKLI GEÇMİŞ

Kenan Sarıalioğlu, “Yüzyıllardır babamı beklerim/ Barut dumanları içinde diyor çocuk/ Avluda biber kurutur annem” derken; Barış Erdoğan, “Bir el uzansa anne/ özgür ve barışça/ umut varmış ya anne/ uçurum üzerindeki ince ipe koydukları” dizeleriyle barışın zor geleceğini sezinletir.

Serdar Koçak, “Açardım penceremi/ ruhum uçsun göğe/ ağlardı annem/ su getirince içerdim/ ben doğurdum annemi/ bukleleriyle oynardım” dizeleriyle anar. Emrullah Alp ise “Size annesiz ağrı getirebilirim/ Sıtmalı bulantılar/ Sirke suyunda paçavra/ Mutlak diş üstüne karanfil” dizeleriyle anlamı farklı kullanır.

Mustafa Fırat, “Kuzeyde aşkın uğultusu sarkarken/ gözlerimden akıyor çocukluğum ve annemin ecza buğusu” der. Gökhan Arslan, “anneliği karaladığın çizgisiz defterde sakla beni/ biliyorsun, şiir kız kardeşidir kendinin” derken; Hıdır Işık, “Yüzleştim kendimle, annemle babamın/ ölümüne yakışan şiirim” dizelerini yazar.

YAS!

Cemal Süreya’nın annesi kendisi çok küçükken öldüğü için, babasının ölüm acısı daha baskın gelir ve “Sizin hiç babanız öldü mü/ Benim öldü bir kere kör oldum/ Yıkadılar, aldılar, götürdüler/ Babamdan ummazdım bunu kör oldum…” dizelerini yazar. Can Yücel’in babası Hasan Âli Yücel’e yazdığı, “Hayatta ben en çok babamı sevdim” şiirini herkes bilir.

Şair kadınlar ‘anne’ sözcüğünden çok anneliğin bedensel, ruhsal, toplumsal durumlarını, sabrı, doğumu, çocukların büyümesini, onları barış içinde yaşamasını şiire taşırlar. Sennur Sezer, “Evliyim/ İki çocukluyum/ Ozanım/ Düzeltirim/ Çocuklarımdır/ Bütün çocukları dünyanın” dizeleriyle annelik duygusunun evrenselliğinden söz eder.

Gülten Akın, “En küçüğü telli bebek yed’aylık/ Vurgun yemiş serilmiş bir köşeye/ Bir ölse, diyor anası, bir ölse/ Hangi bir ülkenin/ Hangi bir yerinde/ Hangi bir ana/ Bebeğini ölsüne tutuyorsa/ Batmıştır o ülke/ Ölüm girmiştir temeline” dizeleriyle yoksulluktaki analığı, çocuğu sorgular.

BASKI!

Melisa Gürpınar, “Şiir bir yolculuktur/ demiştim bir gün anneme” dizelerinde annesiyle sohbetini şiire taşırken; “Geceyarısı Notları” kitabında, kızına yurdumuzdaki kadınların zor yaşam koşullarından söz eder. Baştan sona bu kitapta kızıyla yaşamı paylaşan annedir Gürpınar.

“Devletin ve babamın jandarmasıydı annem” demiştim bir şiirimde. Eril dünyanın kurallarını en çok da anneler uygular kızları üzerinde. Çiğdem Sezer, “Sesim dünyanın duvarlarına/ çarpıp bana dönüyor/ anne beni düşünme/ içime ektiğin ağaç/ tersine büyüyor” derken; Emel İrtem’in, “Hiç de hayata ait değil kahkaha/ Annem demişti mukayyet ol ağzına” dizeleri anne baskılarına güzel bir örnektir.

Benzer söylemle, “Sıfatsız” şiirimde, “Kalktı kaşı annemin sonra yerine indi/ anneannemden doğru oturuşlar öğrenmiş/ kız çocuklarının kundağındaki namus resimlerini/ niteleyip iteleyerek ilkin annemi terk ettim/ oydu beni sıfatlara zorlayan, oydu sıfatsız kılan” demiştim.

AŞKREVAN!

Betül Dünder, “Naz dedim babama... dedi: yaz!/ Yanmak için unutulmuş bir barakadır hakikat/ ve hazin bir hazine olarak sunulur/ yeryüzüne bütün kızlar” dizeleriyle kız çocuklarının toplumsal koşullarına gönderme yapar. Nur Saka, “ah bir eksiği tamamlarcasına/ doğururlar doğururlar da/ aşkrevan içinde bizi/ çekilir aşktan çekilir gibi bir akşam/ usulca hayatımızdan” dizeleriyle doğurganlıktan söz eder.

Suna Aras, “Anneanne ya/ Sen ne anlarsın aşktan, öyle ya yaşını başını almış kadın/ mutfağa dön en iyisi” dizeleriyle, babaanne ve anneannelerin yaşamdan uzaklaştırılmasını, annelerin her zaman mutfakta olması gerektiğini eleştirir. Nâlân Çelik, “eyvah-yine sorular sordum baba/ sen yoksun büyükannem de/ beni kimler nereye sürer” dizeleriyle, kız çocuklarının soru ve düşünme konularındaki yasaklarını söyler.

“Annem ki aynasında/ beni gördüm/ yüzü süt bir bebeği emziriyordu/ ellerine parmak takmış, gözüne renkler/kanın nakışını vurmuş soluğuna/ dokuz ay ona gizli, ona açık hayaller/ beni gördüm” dizeleriyle söylemiştim anneliği.

“Analara kıymayın efendiler!”