Anlatılan mültecilerin hikayesi

“Yaşananlar korkunç bir kabus gibiydi” diyor Ahmet, “Ama bu sadece benim hikayem değil, yüzlerce insan bunu yaşadı ve yaşamaya devam ediyor.”

08 Ocak 2016 Cuma, 17:38
Abone Ol google-news

Suriye’deki savaştan önce petrol mühendisi olan Ahmet Smair, bir zamanlar ayda 12.000 dolar maaşla Suudi Arabistan, Ürdün, Romanya ve Kazakistan’da çalışıyordu. “Bana gelip orada çalışmam için yalvaran ülkelere girmem şimdi yasak.” diyor 41 yaşındaki sığınmacı. Smair, geçtiğimiz 101 günde Edirne’den Aydın’a, Erzurum’dan Tekirdağ’a, neredeyse ülkenin tüm Geri Gönderme Merkezleri’ni(GGM) gezdi. Aylan Kurdi’nin hayatını kaybettiği tekneden son anda inen, Edirne’deki yürüyüşün ardından Kırkpınar’daki alkollü gardiyanlar tarafından ağır bir şekilde dövülen, açlık grevleri yapan, parasına ve pasaportuna el koyulan Smair, 31 Aralık günü Çorlu Havalimanı’nda Erzurum’a geri götürülmeyi beklerken, bir gardiyan tarafından ‘serbest bırakıldı’. Smair darp edilmesinden ardından çekilen fotoğrafını, gardiyanlar hakkındaki şikayetine Edirne Valiliği’nin verdiği cevabı, Erzurum’da takmaya zorlandığı plastik damgayı, oradaki Suriyelilere zorla imzalatılan sınır dışı kağıtlarını Cumhuriyet ile paylaştı. “Yaşananlar korkunç bir kabus gibiydi” diyor Ahmet, “Ama bu sadece benim hikayem değil, yüzlerce insan bunu yaşadı ve yaşamaya devam ediyor.”

‘Üç gün boyunca idrarımdan kan geldi’
 
Ahmet Smair, Edirne’de 24 Eylül’de tutuklanan 154 kişiden biriydi. Edirne GGM’de 72 saat tutulduğu sırada Orada bulunan Özel Güvenlik görevlilerine ‘Neden buradayım’ ve ‘Ne zaman çıkacağım’ gibi sorular soran Smair, akşam saatinde alkol aldığını iddia ettiği görevliler tarafından feci şekilde darp edildi. Smair yaşadıklarını şöyle anlatıyor, “Dışarıdan müzik duyuyorduk. İçeriye alkol aldıklarından emin olduğum gardiyanlar girdi ve bana saldırdılar. 10’dan fazla kişi beni yerde tekmeledi. Böbreklerim zarar gördü, sonraki üç gün boyunca idrarımdan kan geldi.” Ahmet konuyla ilgili şikayette bulundu, fakat sonradan öğreneceği üzere Edirne Valiliği, “Darp edildiği iddiasını doğrulayacak herhangi bir bilgiye, belgeye rastlanılmaması nedeniyle idari yönden yapılacak herhangi bir işlem olmadığı” kararını verecekti. Çünkü Ahmet, darp edilmesinden sonraki 7 gün boyunca hastaneye götürülmedi. Smair ve diğerleri ertesi gün otobüslere bindirilip tekrardan “İstanbul’a gidiyorsunuz vaatleriyle” Aydın Geri Gönderme Merkezi’ne götürüldüler. Aydın’daki GGM’deki bir hemşire, Ahmet’e ‘doğruyu söyleyen tek kişiydi’; “Morlukların geçmesini bekliyorlar, seni bu şekilde hastaneye götürmeyecekler.” 
 
Mendil 30, terlik 50 lira
 
154 kişi, sonraki 3 haftayı Aydın’da geçirdi. Aralarında 26 kadın ve bir tanesi ciddi şekilde hasta olan 5 çocuk vardı. 26 saatlik “sancılı” bir otobüs yolculuğundan sonra Erzurum, Aşkale’ye vardılar, ya da Ahmet’in tabiriyle Guantanamo’ya... “14 Ekim’de Erzurum’a vardık. 10 metrelik dikenli telle çevriliydik. Ölmememize yetecek kadar yemek veriyorlardı. Mutfakta fareler geziyordu. Eğlence ve spor alanı vardı ama kullanmamıza izin yoktu. Sürekli aynı soruyu soruyorduk, ‘Neden buradayız? Ne kadar kalacağız?’ Telefon yasak, sigara yasak, ailemizle ya da herhangi bir avukatla konuşmak yasak. Açlık grevine başladık.” Aşkale’deki gardiyanlar açlık grevini sona erdirmek için grubu dörde böldü. Ahmet Smair, kendileri bu şartlar altındayken, kaçakçılıktan yakalanan bir kişinin Erzurum İl Göç İdaresi Müdürü'ne para vererek özel imtiyazlara sahip olduğunu iddia etti. Aşkale’den kurtulan bazı mülteciler, daha önceki görüşmelerimizde bazı kaçakçıların yemek siparişi verdiğini, telefon ve sigara kullanabildiğinden bahsetmişti. Ahmet, çaresizlikten kendilerini öldüreceklerini söyleyen mültecilere güvenlik görevlilerinin ‘Öldürün, sıkıntı değil, sizi şu yan tarafa gömeriz’ cevabını verdiğini belirtti. “Bir mendil paketini 30 liraya satıyordu görevliler, terlik ise 50 lira” diye anlatıyor Smair, ve ekliyor; “Avrupa tarafından verilen fon ile inşa edilen bu yeri bir hapishane gibi işletiyorlardı.”
 
Tek başına açlık grevi
 
Ahmet Smair’i 12 Kasım’da tek başına Erzurum’dan Tekirdağ’a transfer ettiler. Erzurum’dakileri ise 26 xKasım’da sınır dışı etmeye başladılar. Yorgun düşen kadınlar ve bazı aileler, kağıtları çaresizlikle Erzurum’da imzaladı. Kağıtları imzalamayı reddedenlere ise Suriye sınırına kadar götürüldükten sonra ‘Ya bunu imzalarsınız, ya da Erzurum’a geri dönersiniz’ denildi. Erzurum’ Tekirdağ’da tek başına kalan Ahmet, darp edilmesiyle ilgili çıkacak kararı bekliyordu. “Dosyanın işleme konulmaması” kararı, 6 Aralık’ta çıktı, fakat Ahmet’i 18 gün daha orada tuttular. “Bu sırada tek başıma tekrar açlık grevine başladım, hastaneye götürdüler, ilaç almayı reddettim. Bana her gün ‘Yarın buradan çıkıyorsun’ diyorlardı.” Sonunda 31 Aralık günü Ahmet’i tekrar Erzurum’a göndereceklerini söylediler. “Bir gardiyan beni Çorlu Havalimanı’na götürdü, kelepçeli değildim. Kimliğim dışında her şeyimi geri verdiler. Güvenlik görevlisi beni yalnız bırakıp 45 dakikalığına tuvalete gitti, sonra geri geldi ve dua etmeye gideceğini söyledi. Kapının arkasından beni izlediğini gördüm, sanki gitmemi bekliyordu. 1 buçuk saat sonra tekrar gelip kız arkadaşıyla buluşacağını, ama kaçmamam gerektiğini söyledi. ‘Firar yok, firar yok’ diyordu, ama dosyamı da benimle bırakıp gitti. Bende oradan çıkıp gittim.” Yılbaşına 101 günlük esaretin ardından özgür bir insan olarak giren Ahmet Smair, gelecekte onu neyin beklediğini bilmiyor.