Baharda San Francisco

12 yıl sonra yeniden ABD’ye gidiyorum, İstanbul-San Francisco uçuş süresi 13 saat... Serinde olsa güneşli bir hava karşılıyor bizi. Altı günlük gezinin yarısı çalışmakla geçecek, ama haftasonunu gezmek için saklıyorum. Gıda alanında önemli bir laboratuvar olan Ulusal Gıda Labrotuarı ile işbirliği olanaklarını görüşeceğiz. Türkiye’den ABD’ye önemli ölçüde artan bir gıda ihracatı var. Bu konuda nasıl birlikte çalışacağımızı değerlendireceğiz.

27 Nisan 2019 Cumartesi, 22:10
Abone Ol google-news

San Francisco’nun doğusunda, 65 km. uzağında Livermore kasabasına akşam üzeri varıyorum. Genel olarak trafikte arabaların 12 yıl öncesine göre küçüldüğünü fark ettim. Lokantalardaki tabaklarda ve porsiyonlarda da küçülme var. Dünyanın en obez insanlarının yaşadığı ABD’de her şey tüketime odaklanmış durumda. Reklamlar, mağazalardaki satış aktiviteleri hep “daha az öde, daha iyi yaşa” şeklinde vurgulanıyor. Süpermarketlerde sunulan gıdaların çeşitliliği fazla. Hemen her lokantada menüdeki yemeklerin kalorisi de belirtilmiş. Hakikaten önemli bir uygulama. Ama kaloriye bakanın çok da fazla olduğunu sanmıyorum.

Cumartesi günümü San Francisco’ya ayırdım. Livermore’den 75 km. yol yaparak, önce Golden Gate köprüsüne gidiyorum. San Francisko’yu karşıdan seyrediyorum. Hafif sisli görüntüsü büyüleyici. Azılı mahkûmların eskiden kaldığı hapishanenin bulunduğu meşhur Alcatraz Adası yılların yorgunluğunu gidermek için sanki körfezin sularına kendini bırakmış gibi. Golden Gate köprüsünden geçerek San Francisco sokaklarında arabayla tur atıyorum. Yokuşlarda tırmanan tramvaylarla karşılaşıyorum. Lombardini caddesindeki etrafı çiçekli kıvrımlı yoldan aşağı iniyorum. Ardından “Union Square”e geliyorum. İnsanlar çimenlerin üzerine serilmiş, ilkyaz güneşinin tadına varıyor. Yorgunluğumu gidermek için gözüme kestirdiğim Ghirardelli Çikolata Fabrikası’na yöneliyorum. Dondurması da meşhur. Sıra beklerken kalorisi 1100 olan çikolatalı dondurmayı seçiyorum. Suçluluk duygusundan kurtulmak için Golden Gate Parkı’nın yollarına atıyorum kendimi. Sonra sahile inip meşhur San Francisco (Fisherman’s Wharf) iskelelerini dolaşıyorum. Çok kalabalık, dünyanın her yerinden insan var. Sokak şarkıcıları yerlerini almış. Özellikle Pier 39 en çok ilgi gören liman bölgesi, etrafında restoranlar ve hediyelik eşya satan dükkânlar sıralanmış... Gün artık akşama dönmeye başladı. Karanlık olmadan Livermore’ye, otele dönmem lazım.

Pazar günü öğleden sonra Livermore Bankhead Şehir Tiyatrosu’nda “Lonesome Traveller” adlı konser var. Ama öncesinde istikamet Livermore’un 15-20 km. uzağındaki Valley. Her yer yemyeşil, bisikletliler yollarda, burası dağların arasında kalmış bir göl. Kimi piknik yapıyor, kimisi balık tutuyor, kimileri tekneleriyle göle açılıyor.

Konser, Amerikan halk şarkılarının 1920-1970 dönemi içindeki gelişimini konu alıyor. Halk müziğinin (folk music), Amerikan kültür geleneğinde çok önemli bir yeri vardır. Konserin gitaristi ve solisti Peter Yarrow, 1960’larda kurduğu Peter, Paul&Mary grubu ile tanınmış, Joan Baez, Bob Dylan’la geçmişte yaptığı düetler de var. 81 yaşında berrak sesi ve halk şarkılarına getirdiği yorumlar yoğun alkışla karşılanıyor. “Where all the flower gone?,” “Blowing in the Wind” gibi birçok şarkıyı izleyicilerle birlikte söylemesi, görülmeye değerdi. Salonda belki 400 kişi vardı. Gelenlerin çoğu 60 yaşın üzerindeydi. Belli ki gençliklerinin şarkılarını dinlemeye gelmişler.

Bağlara ziyaret

Ziyaretimin son günü Dr. Wilfredo Ocasio, geniş üzüm bağlarına gitmeyi önerdi. Livermore pek tanınmasa da önemli bir üzüm yetiştirme ve bu nedenle de şarap üretim bölgesi. Dağların eteklerine kadar, geniş alanlara yayılmış üzüm bağlarından olan Wente Vineyards bölgenin en büyük ve en eski üzüm ve şarap üretim yerlerinden. 1883’ten beri aralıksız üretim yapıyor ve bugün 5. kuşak yönetiyormuş.

Bahçede otururken Kaliforniya’nın bahar güneşini içimizde hissettik. Doğanın içinde bağların arasında insan bir kez daha yaşadığının farkına varıyor.
[email protected]