Baykal'dan sert açıklamalar

CHP Deniz Baykal, grup toplantısında dün Habur Kapısı'ndan giriş yapan PKK'lilerden bazılarının serbest bırakılmasına da değinerek "Ergenekon davasında neyle suçlandıklarını bilmeyen gazeteciler, profesörler aylardır cezaevinde" şeklinde tepki gösterdi. Baykal'a CHP'liler ayakta alkışlayarak destek verdi.

20 Ekim 2009 Salı, 11:08
Abone Ol google-news

CHP Başkanı Deniz Baykal, Meclis grup toplantısında son gelişmelere değindi. Baykal, Azerbaycan meselesinden Ermenistan protokolüne, Ergenekon davasından Başbakan Tayyip Erdoğan'ın görüşme talebine kadar birçok konu hakkında konuştu.

İşte Baykal'ın konuşmasından önemli notlar:

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, 14 Ekim'de Bursa'da oynanan Ermenistan-Türkiye futbol maçındaki Azerbaycan bayrağı krizine ilişkin sert tepki gösterdi. Baykal, "Daha dün PKK bayraklarıyla sınırda binlerce insan, güvenlik güçlerinin gözlerine baka baka, o bayraklarla gösteriler yapıyorlar. Bunların hepsini içinize sindiriyorsunuz; ama kardeş Azerbaycan'ın bayrağını Bursa'da bir maçta bulundurmasını yasaklama gereği duyuyorsunuz. Gücünüz sizin PKK'ya yetmiyor da Azerbaycan'a mı yetiyor?" diye sordu.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin grup toplantısında, AKP'ye ağır eleştirilerde bulundu. Ermenistan'la imzalanan protokollere tepki gösteren Baykal, Azerbaycan'la olan ilişkilerin de "artık bir nezaket, bir üslup sorunu olmanın ötesine geçmeye başladığını" söyledi. Baykal, "Geldiğimiz noktada maalesef kim haksız kim halkı tartışmalarının başlatılmak istendiğini görüyorum. Türkiye bu Ermenistan sınır kapısının açılması konusunu, maalesef kendi özel ilişkilerini durumlarını dikkate almadan çok yanlış yönetmiştir ve bir sorun çözeceğiz derken, çok daha önemli, çok daha ağır bir büyük sorunla Türkiye'mizi karşı karşıya bırakmıştır. Gerçekten üzüntü verici bir olaydır. Kaş yapalım derken göz çıkardık. Birilerinin telkinleri doğrultusunda, birilerini 'mutlu edeceğiz' diye, durduk yerde gerekmeyen çok ciddi sıkıntıların ortaya çıkmasına neden olduk" dedi.

Kendilerinin, 'sakın ha Azerbaycan'ı küstürecek bir şey yapmayın' dediklerini, Azerbaycan'ın, Kafkasya için Türkiye için ne kadar önemli olduğunu ve ilişkilerin iyi tutulmasının reel siyaset konusu olduğunu vurgulamaya çalıştıklarını ifade eden Baykal şunları dedi:
"Birileri Azerbaycan'ı görmüyor, Ermenistan'ı görüyor, dayatma yapıyor; ama sen Azerbaycan'ı görmemezlikten gelemezsin. Dünya görmese de Türkiye Azerbaycan'ı görecek. Bakan geldi 'imzalamayın' dedik. İmzaladılar. Şimdi öğreniyoruz ki Meclis'e de imzalandıktan sonra gönderiliyor. Böyle tartışmalı bir protokol AB ilişkilerinde 2004 yılında katma ek protokol olarak imzalanmıştı Brüksel'de ve biz imzalamayın demiştik. Rum limanlarından çıkan gemilerin, uçakların gelmesini ön gören bir protokol. Yapmayın dedik, yaptılar. Ama dikkatinizi çekerim, o protokol hala Meclis'e hala gelmemiştir. O meşhur protokolü Meclis'e sevk etmemişlerdir. Hala duruyor. Peki şimdi ben soruyorum, o Rum limanlarıyla ilgili protokolü sevk etmediniz de, bunu niye Meclis'e sevk ediyorsunuz?"

"Gücünüz PKK'ya değil de Azerbaycan'a mı yetiyor?"

CHP Lideri Baykal, 14 Ekim'de Bursa'da oynanan Ermenistan-Türkiye futbol maçındaki Azerbaycan bayrağı krizine de değinerek, "Sınır krizi yetmiyormuş gibi bir de bayrak krizi yaşandı. Valilik doğrudan harekete geçti, biz bizzat valiye baskılar yaptık. Ama bir defa bu iş çıkmış oldu ve Azerbaycan bayrakları toplatıldı. Daha dün PKK bayraklarıyla sınırda binlerce insan, güvenlik güçlerinin gözlerine baka baka, o bayraklarla gösteriler yapıyorlar. Bunların hepsini içinize sindiriyorsunuz, ama kardeş Azerbaycan'ın bayrağını Bursa'da bir maçta bulundurmasını yasaklama gereği duyuyorsunuz. Gücünüz sizin PKK'ya yetmiyor da Azerbaycan'a mı yetiyor?" diye sordu.

"Bu da bir ibret tablosudur"

CHP Lideri Baykal, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın cenaze töreninde, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in daveti üzerine Ermenistan devlet temsilcilerinin de geldiğini hatırlatarak, söz konusu olaya, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün sert tepki gösterdiğini, Gül'ün şu sözlerine dile getirerek anlattı:
"O zaman ki muhalefetin sözcüsü, şimdinin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül şöyle diyordu; 'Hükümet bu politikasıyla, Ermenistan devlet yetkilerini çağırmasıyla, geleceğimizi gerçekten ipotek altına almıştır ve öyle ipotek altına almıştır ki, Ermenistan Cumhurbaşkanı sizin yüzünüzün ne kadar yumuşak olduğunu bildiği için gelmeye cesaret etmiştir. Siz bana bir ülke gösterin ki kardeşleriniz katledilecek ve onlar katledilirken, Avrupa'nın haritaları bellidir, ancak Ortadoğu'nun haritası belli değildir, Kars'ın Ermenistan'ın olduğunu söyleyenlerin, bütün bunlardan sonra siz de elini sıkacaksınız'. Bu da bir ibret tablosudur. Yani hangi gün doğru söylüyor? Herhalde diyecek ki, Çankaya'ya çıkınca oradan böyle gözüküyor. Acı bir tablodur, önemli bir konudur."


"Bu bir senaryodur"

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, PKK'lilerin dün dağdan inerek Habur sınır kapısında devletin üst makamlarınca karşılanmasını, "acı tablonun ilk ayağı" olarak nitelendirdi.
CHP Lideri Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, uzun bir süreden beri konuşulan bir konunun altında neyin yattığının, dün ortaya çıkan görüntüyle yavaş yavaş anlaşılmaya başlandığını ifade ederek, "Bir açılım tartışması bütün Türkiye'de hükümet işi gücü bıraktı, varsa açılım yoksa açılım, nedir söyleyin diyoruz bir şey söylemiyorlar, bir süreç diyorlar, ucu açık diyorlar, siz de gelin diye bileni bilmeyeni işin içine sokmaya çalışıyorlar, bunun altından bir şey çıkacağı belli derken dün neyin çıktığını gördük. Bence dünkü tablo fevkalade açıklayıcıdır ve pek çok şey kendisini göstermiştir. Bu açılım tartışmasının içinde ne yatıyor, bunun ilk ayağı ortaya çıkmıştır" diye konuştu.

Hükümetin demokratik açılım çalışmalarını 'niçin gizli götürdüğünün' de ortaya çıkmış olduğunu öne süren Baykal, " Niçin hazmettire hazmettire bu konuyu halledeceğiz dediklerini şimdi daha iyi anlıyoruz ve niçin DTP'nin İmralı'yı muhatap alın dediğini şimdi anlıyoruz. Yol haritasının niçin açıklanmadığını şimdi anlıyoruz. Dün artık resmen görülmüştür ki, İmralı'dan gönderilen yol haritası uygulamaya konulmuştur. Dün ortaya çıkan olay tek taraflı olarak birilerinin Irak'ın dağlarında karar almasıyla ortaya çıkan tablo değildir. Bir karşılıklı mutabakatla görüşerek belirleyerek olmuştur. Emniyet genel müdürlüğünün kadroları orada, MİT tepeden tırnağa orada, devlet tam kadro orada. Birilerini bekliyor, birilerini karşılıyor" dedi.

Dünkü tablonun "bir senaryo" olduğunu söyleyen Baykal şöyle devam etti:
"Birileri bu senaryoyu yazdı. Zamanlaması sahneye kim ne zaman girecek belli. Yol haritası ne? Yol haritası işte bu. Bunu ön görüyor. Ama sadece bunu değil dikkatinizi çekerim. Şimdi bu tablo göstermiştir ki İmralı'nın yol haritasını AKP iktidarı uygulamaya başlamıştır. Onları buraya gönderen talimatı kim verdi? Nereden gitti o talimat? Niçin indiler onlar? Birileri inin dedi. Siz inin, şuradan siz şuradan siz inin dedi. Sizde bunu bilerek orada bütün devlet yetkilileri orada onları kucakladınız. Oraya gelenler buraya şartlarını duyurmaya geldiler, teslim olmaya gelmediler. İçişleri bakanı dedi ki anayasa değişikliği söz konusu değildir açılım değildir. Sen milleti parçalayabilirsin diyor, ağzına Türk milleti sözünü almaktan hep kaçınıyorsun diyor, şimdi gel şunu parçalayıverelim, milli bütünlük diye bir şey yok diyor. İşte bu Türkiye'yi parçalamanın yoludur. Şimdi karşı karşıya bulunduğumuz tablo budur."


AKP-PKK-DTP Projesi

CHP Lideri Baykal, hükümetin, 'Biz teröre karşıyız, PKK'yı muhatap almayız' laflarına rağmen, uygulamada onlarla iş tutmaya başlamasının, silahla mücadele edenlerin bir noktada amaçlarına ulaşabileceklerini düşünmelerine yol açtığını belirterek, "Türkiye'den ayrışmayı isteyen dağdakileri sen muhatap alırsan, millet devlette bu insanlarla iş tutuyor demeye başlar ve sıkıntıların sonu gelmez" diye konuştu. Baykal, dün dağdan inen PKK'lılara işaret ederek şöyle devam etti:

"Bu gelenler niçin geldiler? Bunun anlamı ne? Eğer Türkiye'nin üzerinde bir pazarlık yapıldı da bu pazarlığın avans ödemesini yapmak için. Bu insanlar buraya geldilerse bu işin anlamını milletimizin çok iyi değerlendirmesi gerekir. Gelenler biz bu işi bıraktık, yeter arık çektiğimiz bunun sonu yok, istemiyorum demiyor. Talimatla yetkiyle otoriteyle mektupla taleple müzakere etmeye geliyor. Biz şu ana kadar Türkiye'ye yönelik projeler karşısında dirençli bir mücadele verdik ve bunu şu ana kadar engelledik. Ama bundan sonra ne gelecek göreceğiz. Türkiye'yi ayrıştırmaya yönelik projelerin karşısında biz CHP olarak en etkili muhalefeti sürdürmeye devam edeceğiz. Bu bir AKP-PKK-DTP projesidir."

 

Erdoğan'a cevap

Baykal, kameralı görüşme teklifinin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından ahlaksızlık olarak değerlendirilmesine de tepki gösterdi.

Başbakan Erdoğan'a "Ağzından çıkan laflara dikkat etsin" diyen Baykal şunları kaydetti:
"Görüşme talebini Başbakan yaptı. Özel olarak görüşme ihtiyacını hisseden Başbakan oldu. 'Sizinle görüşelim' dedi. Biz de dedik ki 'olur, günü geldiğinde kamuoyunun bu görüşmeyi en doğru şekilde izlemesine imkan verecek bir biçimde kayda alınması suretiyle gel görüşelim'. Yani kapalı kapılar arkasında, kimsenin hiçbir zaman gerçeğini öğrenemeyeceği, her türlü dedikoduya, spekülasyona, saptırmaya açık ne olduğu belirsiz bir görüşme böylesine kritik bir ortamda, tarihi bir noktada, Türkiye'nin geleceği ile ilgili önemli konuların ortaya çıktığı bu ortamda ikimiz arasında yapılamaz. Ne söylediğimiz kayda geçmelidir dedik ve bunu yazılı olarak Başbakan bir mektupla bildirdik. Başbakan mektubu aldı, inceledi ve sonra teşekkür etti. Ve dedi ki; 'görüşeceğiz, kendisiyle konuşmamız gereken konular var'. Teşekkürü aldık. Görüşmeyi kabul ettiğini öğrendik ve beklemeye başladık. Yani 5 gün geçtikten sonra Başbakan anlaşılan doluya koymuş almamış, boşa koymuş dolamamış, bugün çıktı görüşmeyeceğim diyor. Takdir onun yani görüşeceğim diyen sensin, görüşmekten vazgeçen sensin. Şimdi vazgeçiyor da vazgeçerken sukunetle görüşmeyeceğim demiyor, böyle bir görüşme önerimizi ahlaksızlık diye niteliyor. Değerli arkadaşlarım bir defa her kim ki, iki lafının birinde ahlak, namus, dürüstlük der, bir dakika durun orada diyeceksiniz. Ahlak, namus, dürüstlük işi lafla olmaz. O kadar sık ahlak namus, dürüstlük diyenin de kuşkuya açık bir taraf olduğu toplumun genel izlenimidir. Yarası olan gocunur. Şimdi Başbakan reddediyor, teklif eden sensin, gelmeyen sensin. Bunu kamufle etmek için ahlaksız diye suçlamış. Arkadaş ahlaksızlık konusu şimdi mi aklına geldi? Ben sana yazılı mektubu gönderdim, aldın, okudun, 'teşekkür ederim, görüşeceğiz' dedin. O zaman ahlak konusu yoktu da şimdi mi, ahlak konusu ortaya çıktı? Bu ne biçim laf. Bir Başbakanın böyle önemli konularda kendi gerilimini, sıkıntısını bastırmak için durduk yerden ahlaksız gibi lafları bu kadar rahat kullanması, yakışmıyor."

Baykal, Başbakan Erdoğan'a kapısının her zaman açık olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:
"Ama sen diyorsun ki; 'kapın sadece bana olsun', ben de diyorum ki; 'hayır kapım millete de açık, sana da açık, millete de açık'. Benim kapım açık, buyur, içeceğin çay olsu. Bir çayı senden esirgeyecek değiliz. Ne istersen emrine amade. Senin gönlünü hoş tutmak için her şeyi yaparız. Ama senin yanlışlarını paylaşmayız, senin yanlışında işbirliği içinde olduğumuz izlenimini vermene müsaade etmeyiz, etmeyiz.. Başbakanın derdi benim düşüncelerim mi? Benim düşüncelerim zaten yazılı, konuşmalarımda var, hepsini biliyor. Senin derdin, kendi yanlış yolunu herkes seninle birlikte paylaşıyor izlenimini vermek, e ben de o izlenimi vermek istemiyorum. O için o buluşmanın kayıt altında olmasını istiyorum. Günü geldiğinde kayıt ortaya konulabilsin isterim, 'hayır, ben senle kapalı kapılar arkasında konuşacağım, ne konuştuğumu ben bileceğim' yok öyle şey, 70 milyonun bileceği şekilde geleceksen gel, açık kapım bekliyorum seni. Tenhada buluşmak yok. Gerçek ortada, Başbakan kendi meydan okuyarak, 'ziyaretinize gelmek istiyorum' diye yaptığı teklifin gereğini yerine getirememiş olmanın ezikliği içinde. Ağzından çıkan laflara dikkat etsin. Bak biz bir şey söylemiyoruz, söylediği laflarla onu baş başa bırakıyoruz."


 
Cumhurbaşkanı'nın MGK teklifi

CHP Lideri Baykal, Cumhurbaşkanı Gül'ün ana muhalefet partisinin de Milli Güvenlik Kurulu'nda yer alması önerisinin, gerçekleşmesinin mümkün olmadığını ifade ederek şu değerlendirmelerde bulundu:
"Ortada bir ihtiyaç olduğu anlaşılıyor. CHP'nin düşüncelerine görüşlerine ihtiyaç olduğu devletin en yüksek mercilerindeki toplantılarda CHP ne düşünüyor, bunu öğrenmeye ihtiyaç olduğunu görüyorum ve buna da saygı duyuyorum. Ama MGK'nın Anayasal bir konumu vardır. Kimler katılacak, neler konuşulacak, konuşulanlar nasıl aktarılmayacak, bu yasal bir çerçeveye oturtulmuş. Kimlerin geleceği belli. Hükümet ve askeri bürokrasi bir araya geliyor, Cumhurbaşkanı başında bulunuyor. Ortadaki görüşmelerin ne anlama geldiğini de Sayın Cumhurbaşkanı bir bildiri yazdırarak kamuoyuna duyuruyor. Organları dejenere etmeyelim. Dünyada hangi ülkede ana muhalefet böyle bir MGK'nın üyesidir. Biz siyasetçiyiz. Bizim demokrasi de önemli bir konumumuz var. Önümüzdeki seçimlerden CHP çıkar, o zaman CHP MGK'da yerini alır ve düşüncesini söyler. Gayri tabi yollara girmeyelim, işi doğal mecrasında çözelim. Eğer ihtiyaç varsa, milletimiz bunu takdir eder. Bizde bu doğrultuda yetkili olarak o heyetin içinde bulunuruz. Bir şaka yapmama izin verirseniz; belki de AKP'li yöneticiler, MGK'da bir yerimiz olsun diye muhalefet partisini de oraya taşımaya çalışıyorlar."


Deniz Feneri operasyonu

Baykal, Deniz Feneri Davası'yla ilgili Türkiye'deki yargı sürecinin harekete geçtiği haberlerini almaya başladıklarını da ifade ederek, "Aslında bu Deniz Feneri ile ilgili soruşturmanın nasıl yürütüldüğüne bakınca, insan demek Türkiye'de bazı soruşturmalar bu dikkat bu özen bu sorumluluk duygusu ve bu iyi niyet anlayışıyla gerçekleştirilebiliyormuş duygusu içine giriyor" diye konuştu.


Zamlar ve KEY ödemeleri

CHP Lideri Baykal, Türkiye'nin 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük daralmayı yaşadığını söyleyerek, ekonomik olarak 149 ülkenin arasında 139. ülke konumuna gelindiğini kaydetti.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, AKP hükümetinin ekonomi politikalarını eleştirdi. Bütçe açığına değinen Baykal, "İşin temeli oradan başlıyor. 10.4 milyar bütçe açığı ön görülmüştü. Şimdi ortaya çıkan rakam 63 milyar Türk Lirası. 'Bu bütçenin bir anlamı yok' diye bütün bunları anlattık" dedi.

Bu yılın 9.5 ayı boyunca Türkiye'nin 'fiilen bütçesiz olarak' yaşamak durumunda kaldığını belirten Baykal şunları dedi:
"Türkiye'nin bütçesi o kadar hayal aleminde düzenlenmiştir. Kriz 'Teğet geçti teğet geçti' demişlerdir; ama ekonomi ağır bir tahribat yaratmıştır. Bütçe yüzde 4 büyümeyi ön görüyordu. Şimdi hükümet yüzde '6 küçüleceğiz' noktasına gelmiştir. 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük daralmayı yaşıyoruz. Ekonomik olarak 2002'de 149 ülkenin içinde 29. idik. Şimdi sondan onüçüncüyüz. AKP gelirken 29., AKP giderken, 136. Bu tablonun arkasında AKP'nin zaman zaman ortaya çıkan yanlış politikaları, umursamazlığı temel neden olarak yatmaktadır. Önemli tercihleri ortaya koyamayan, gerçekçiliği tartışmalı bir bütçe karşımıza çıkmıştır. Hiçbir vergi koymayacağız, vergi oranlarını artırmayacağız diye açıklamalar yapmıştır. Ancak ön görülen vergi artışını izah etmek mümkün değildir."

Türkiye'de doğalgaza yapılan yüzde 22.5, petrol ürünlerine yapılanlar ve elektriğe yapılan yüzde 10'luk zamların karşısında memurun da çok ciddi bir gelir kaybına uğrayacağının açık olduğunu kaydeden Baykal sağlık alanında da tepkilerini dile getirdi. Baykal şöyle devam etti:
"Sağlık alanında yeni ve sıkıntılı bir tablo gelişmekte. Önce 'herkes doktorunu hastanesini seçecek. Hiçbir hasta para ödemek zorunda kalmayacak. O kapsamda olmayanlara imkan sağlanacak' diye yola çıktı. Ama şimdi artık katılım payı denilerek hastanın sağlık harcamalarında yer tutması harekete geçirildi. Burada ilginç bir nokta var, katkı payı açıkça istenmiyor. Mesela aile hekimine gittiyse, eczaneye sen bu 2 TL'yi tahsil et diyor. İlaç satarken de ek katılım payını eczaneler tahsil etmektedir. Üniversite hastanelerde 3 TL, özel hastanelerde de 3 TL'dir. Bazen de vatandaş ver bunun makbuzunu demektedir, ancak eczacı da tahsil yaptığını söylemektedir. Bunlar üzüntü verici tablo. 2010 yılında bu tablo daha da sıkışacaktır. Çünkü bütçenin devresi güvenden uzaktır. Türkiye önümüzdeki dönemde de halkın daha da sıkıntı çekeceği bir tabloya doğru yönelmiştir. Türkiye sabit sermaye yatırımında da 57 ülke arasında 45'nci olmuştur. 2008 yılında sabit sermaye yatırımları yüzde 4.64 gerilemiştir. Bunlar gelecekteki ekonomik sıkıntıların nasıl şekillenmekte olduğunu bize gösteren verilerdir. CHP olarak biz bu ortamda önem taşıdığı için KEY ödemelerindeki probleme herkesin dikkatini çekmek istiyoruz. Türkiye'de maalesef gerçekçi bir değerlendirmeyle 5.8 milyon insan KEY alacağını tahsil edememiştir. Bu yasa da yürürlüğünün sonuna gelmiştir. Bizim derhal harekete geçmemiz gerekiyor."


Ergenekon davası

Baykal, dün Habur Kapısı'ndan giriş yapan PKK'lilerden bazılarının serbest bırakılmasına da değinerek "Ergenekon davasında neyle suçlandıklarını bilmeyen gazeteciler, profesörler aylardır cezaevinde" şeklinde tepki gösterdi. Baykal'a CHP'liler ayakta alkışlayarak destek verdi.