Beethoven: Ateşli bir Cumhuriyetçi, inançlı bir devrimci

Yeni bir yıla girdik. Herkese mutluluk, huzur getirsin diliyorum. Bol müzikli, bol notalı bir yıl olacak bu yıl. Malum, 2020 Beethoven Yılı ilan edildi. Bu büyük besteciyi anlatmak için kuşkusuz bir yıl yetmez, anlamak için de. Yine de tüm bir yıl boyunca bu büyük müzik devrimcisinin eserleriyle, yaşamından ayrıntılarla içlidışlı olacağız. Ne büyük bir mutluluk.

09 Ocak 2020 Perşembe, 12:27
Abone Ol google-news

Günümüzde neredeyse herkes için kolayca söylendiğine bakmayın, “devrimci” sıfatını kazanmak zordur. Beethoven, sadece müziğiyle değil, müziğin bestelenmesinde de dinlenmesinde de değişiklikler yarattığı için devrimci kabul edilir. Çünkü gerçekten “devrim”  olarak tanımlanacak işlerdir yaptıkları.

Bugün ortaya atıldığı dönemdekinden farklı anlamda bilim literatürüne ait olan devrim sözcüğü, Kopernik’in keşiflerine atfen kullanılan bir kavram olarak yerleşti dilimize. İşinde öncü, dönüştürücü, kendinden sonrakilere yapıp ettiklerinde yol gösterici kişilere devrimci denmesi bu nedenledir. Copernicus bilimde ne yaptıysa Beethoven da aynısını yaptığı için bu büyük besteciye devrimci demek elbette doğrudur.

SADECE MÜZİKTE DEĞİL

Ancak, Beethoven sadece müzik açısından değil toplumsal anlamda da devrimcidir. Toplumsal saf tutmada iyi, insani, ne kadar değer varsa onun yanında olduğunu da ekleyelim. İçinde yaşadığı toplumsal koşullara, o koşulların yaratılmasında payı olanlara tutumu hep sert olmuştur büyük bestecinin. Hayattayken, ününün de hayli doruğundayken yapılan bir tabloda (görmüştüm ama adını anımsamıyorum ne yazık ki) bu yanını çok güzel resmetmişlerdir. Bilenler vardır kuşkusuz, müziğini sunarak (hayatta kalabilmek için başka çaresi yoktur) para kazandığı soylulara tutumunu yansıtan bir tablodur bu. Resimde büyük Goethe, Arşidük Rudolph ile İmparatoriçe bir gezide gösterilir. Goethe Kraliçe’ye saygıyla yol gösterirken, (aman ha bu Goethe’yi asla küçültmez), arka plandaki Beethoven onları görmezden gelir. Bu tabloda Beethoven olduğu gibi yansıtılmıştır. Tüm yaşamı boyunca doğuştan ayrıcalıklı olanlara karşıydı çünkü.

Mutlu bir çocukluk geçirdiği söylenemez. Flaman kökenli bir aileye mensup olan Ludwig van Beethoven’ın (16 Kasım 1770 Bonn doğumludur) babası Johann’ın son derece sert biri olduğu söylenir. Mutsuzluğunun, daha sonraki içe kapanmalarının nedeni babasıdır derler. Beethoven 11 yaşındayken okulunu bıraktığında ondaki yeteneği ilk keşfeden, genç Ludwig’i Bach’ın eserleriyle tanıştıran kilise orgcusu Gottlob Neffe’dir. Oysa birçok çağdaşı Beethoven’ın çocukluğunda hiç de bir yetenek sergilemediğini söylerler. Neffe’ye hepimiz teşekkür borçluyuz.

Ancak babasının Beethoven’dan, dehası çocukken ortaya çıkan bir Mozart çıkarmaya çalıştığı, bu nedenle en iyi hocalardan, aralarında Haydn da vardır, ders aldırttığı bilinir. Ne var ki çocukken elbette bir Mozart olmayan Beethoven’ın henüz beş yaşındayken bir halk konserinde başarısız olması baba Johann’ı herhalde büyük hayal kırıklığına uğratmış olmalı.

RENGİNDEN ÖTÜRÜ LAKABI VARDI

Fiziksel olarak yakışıklı sayılmazdı Beethoven: büyük bir kafaya, Romalılara özgü bir burna, hiç taranmamışçasına dağınık, gür saçlara sahipti. Koyu tenli olduğu için lakabı da “İspanyol”dur bu arada. Elbette dillere destan olmuş bir sakardır da. Beethoven, müziği için yaşayan bir adamdı, dünyevi konforlarla ilgilenmiyordu. Özel hayatı düzensizdi. Evi derler, her zaman bir karmaşa içindeydi, etrafta yiyecek parçaları olurdu her zaman.

Büyük sanatının değerlendirmesini yapacak bir çapım yok elbette. Bu tarafını konuyu iyi bilenlere bırakarak döneminin devrimci düşüncelerine yaklaşımından söz edeyim. Genç besteci, başından beri Fransız devriminin ateşli bir hayranıydı. “Devrimci ordu” içindeki yükselişinden haberdar olduğu Napolyon Bonaparte’ı insan hakları savunucusu sandı uzun süre. Öyle ki bir bestesini Bonaparte’a ithaf etmek istemiştir denir. Napolyon’a ilişkin fikri 1802’de değişir ancak. Bir arkadaşına yazdığı mektuptan haberdarız. “Napolyon’un, Papa ile anlaşma imzalamasıyla her şey eski haline döndü” diye yakınır bu mektupta. Gelişmeleri ne kadar yakından izlediğinin de bir örneğidir bu mektup.

DEVRİMCİ SENFONİ

Devrimci ruhunu en iyi yansıtan eseri Beşinci Senfonisi’dir. Açılışının bir müzik eserinde rastlanabilecek en mükemmel açılış olduğu konusunda hemfikir olmayan yoktur. Avusturyalı ünlü orkestra şefi Nikolaus Harnancourt bu senfoni için, “Bu müzik değil; siyasi bir ajitasyon. Bize sahip olduğunuz dünya iyi değil. Değiştirin diyor” demiştir örneğin. Müzikolog John Elliot Gardener de Beşinci Senfoni’deki tüm ana temaların Fransız devrimci şarkılarına dayandığını söyler...

1796-7’de Beethoven, işitme duyusunu etkileyen menenjite yakalandı. 28 yaşında, ününün zirvesindeydi. Duyma yetisini kaybetme işaretleri 1800’lerde kendisini gösterdi. Bunalıma girdi, öyle ki intiharı bile düşündü. Özel hayatında hiç mutlu olmadı. Varlıklı patronlarının kızlarına (eşlerine de) âşık olma gibi bir huyu vardı, sonu her zaman kötü biten “aşklardı” bunlar.  Şöyle yazdı: “Sanat ve sadece sanat beni kurtardı! İçimde çimlenmekte olan şeylerin tümünü vermeden bu dünyayı terk etmem imkânsız görünüyor”. Beethoven sağırlığını -bir besteci için ne büyük bir felaket- bir avantaja çevirdi. İçkulağı, ona harika besteler yapmak için gerekli olan her şeyi sağladı.

27 Mart 1827’de Viyana’da 56 yaşındayken öldü. Müziği devrimciydi, çünkü ses yoğunluğu, daha önce müzikte hiç ifade edilmemiş olan “insan durumu”nun yönlerine ışık tutuyordu. Dokuzuncu Senfoni, son sözüydü. Halen zevkle dinlenir.

Beethoven yılı hepimize kutlu olsun.