Bekâr olmak yasak

Oteldekilerin, geceleri ormana götürülüp bayıltıcı silahlarla yalnızgezenler denen, normal-bekâr insanları avlayarak eş bulma serüvenlerini anlatan filme ilgisiz kalmak ne mümkün?

24 Aralık 2015 Perşembe, 20:27
Abone Ol google-news

Aile ve eğitim sistemi üstüne sarsıcı bir alegori niteliğinde, 6 yıl önceki o heyecan verici “Köpek Dişi”yle çıkış yapan Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos’un bu kez zengin bir kadroyla, daha büyük bir bütçeyle İngiltere’de, İngilizce çekerek uluslararası sulara açıldığı, bugün bizde de gösterime giren yeni filmi “The Lobster” (“İstakoz”), günümüze çok yakın bir gelecekte geçen, meraklısının kesinlikle ilgisiz kalamayacağı türden ve baştan sona sıra dışı, tuhaf, yer yer sürreal, matrak bir dünya kurarak ilginç bir distopik hikâye anlatan, avangard bir komedi denemesi.

Okullu yönetmen Lanthimos’un senaryosunu Efthimis Filippou’yla birlikte yazdığı, bekâr olmanın yasaklandığı ve bütün yalnız bekârların toplama kampı gibi, katı, kısıtlı kurallar altında yaşanılan özel bir otele yerleştirilip 45 gün içinde yeni bir eş bulmaya zorlandıkları filmde kahramanımız David (Colin Forbes), miyop bir kadınla (Rachel Weisz) başlayacak yeni ilişkisinde uyumu ve başarıyı yakalayamazsa kendi seçtiği bir hayvana (istakoza) dönüştürülecektir!

Temelde her şeye biat eden, tek tip insan yetiştirmenin önemsendiği günümüz dünyasının o yüce, kutsal evlilik kurumundaki o bütün saçma kuralları eleştirerek dalgasını geçen ve bir dış sesin özetleyici anlatımıyla süregelen filmde, köpeğe dönüştürülmüş kardeşi Bob’la birlikte görevlilerce otele konan David’e de uyumlu eş bulma zorunluğu dayatılıyor.

Önyargıları siliyor

Oteldekilerin, geceleri ormana götürülüp bayıltıcı silahlarla yalnızgezenler denen, normal-bekâr insanları avlayarak eş bulma serüvenlerini bir gün daha arttırdıkları filmde örneğin mastürbasyon yapmak, eşinden başkasıyla dans etmek, öpüşmek, sevişmek yasak!

İçinde yer aldığımız sistemi kıyasıya yerip hicveden bazı etkileyici sahnelere kıkır kıkır gülen seyircinin tüm önyargılarını silerek onu 2 saat süresince perdeye bağlayan bu “The Lobster”e ilgisiz kalmak ne mümkün?

David’e (tıpkı Lorca gibi) kendi mezarının kazdırıldığı ve sonunda aşkın yüceltildiği bir finale dümen kıran, çeşitli gözlem ve ayrıntılarla zenginleştirilmiş “The Lobster”, kuşkusuz günümüz dünyasına ilişkin bir alegori olarak seyredilmeyeokunmaya çok açık, sistemin saçmalıklarını kafamıza kakıp gözümüze sokan, kaçırılmaması gereken bir komedimsi distopya anlatısı sonuçta.