Ben bir dünyalı ile evliydim...

Ben bir dünyalı ile evliydim...

31 Mayıs 2016 Salı, 02:57
Abone Ol google-news

Mezarıma burada bir dünyalı yatıyor diye yazın diyerek vasiyet etti bize...

Bedri Koraman yeni bir renk ekledi bilinen renklerine gökkuşağının... Etrafındaki her şeyi, herkesi, gittiği her mekânı güzelleştirdi... Sevgi doluydu hep, insanları, dini, dili, rengi, cinsiyeti, milleti, mevkii ayırmadan severdi ve herkese ilk önce kalbi ile yaklaştı.

Okuma yazma bilmeyen çoban ile de saatlerce politika konuşur, koskoca bakanlar ile şarkı da söylerdi. Sokaktaki insan severdi onu.

Bana, oğluma, torunlarıma gurur duyabileceğimiz bir miras bıraktı. Bize, insanlara sevgi ve saygıyı, insanların sevgisini ve saygısını bıraktı. Ölümünden bir sene sonra gelen dostlara, telefonlara, dualara baktığımda, esasında Karun’un hazinesinden büyük bir hazineyi miras bıraktığını görüyorum.

Çok genç, 8 yaşında yetim kalmış, Bafra gibi bir köyden, (bir de şimdiki Bafra’ya bakın) annesine, burs buldum, devlet okutacak beni diye yalan söyleyerek Samsun’dan gemi ile atıldığı macera, geçen mayıs sonu çok sevdiği Bodum’daki evinde denize bakarak bitti....

Bitti mi, bilmiyorum...

Hiç gitmemiş gibi, hâlâ sabah erken kalkıp kahvaltı isteyecek diye bekliyorum... Hâlâ evde elektrik süpürgesi çalıştıracağım zaman, sanki yine kapatın şunu çalışıyorum, diye kızacak gibi..

Herkes Bedri’yi Cici Can’dan, siyasi karikatürlerinden, haftalık karikatürlerindeki muzip, çapkın kadınlardan tanıdı. Onun eserlerinin, yaptıklarının kıymetini anlatacak değilim, zaten biliyorsunuz.. Bilmeyen, görmeyen yeni nesil için üzgünüm....

Ama size anlatmak istediğim gerçek, insan, etten kemikten olan Bedri.

Bedri severdi.... Sevdi mi güzel severdi... Size sevdiğini hissettirirdi. Onla ilk defa Dürnev tanıştırdı beni... Kariyerinin zirvesinde, bir yıldız gibi parlıyordu. Ne bileyim, o zamanlar öyle sanmıştım, daha bile yükseleceği yer varmış yıldızının....

Sesiyle, şarkılarıyla, centilmenliğiyle, esprileriyle beni benden aldı... Hani ben de fena sayılmazdım o zaman... Etrafında bütün bayanların bal tabağına üşüştüğü gibi toplandığı... 40’ını devirmiş, evlenmiş boşanmış, dul... Hani annelerin kızlarını korumaya çalıştığı cinsten.. Yok olmaz dedim...

Yok olmaz dedim... Sonunda oldu... Ve 48 sene o Nil’in Bedrisi oldu... Ne iyi oldu... Çok güzel günlerimiz oldu, çok zor günlerimiz de... Bildiği doğrudan bir gün şaşmadı, eğilmedi, bükülmedi.... Hiçbir tehdide boyun eğmedi.

Türkiye’de duble yollar yapılsa da hayat aslında o kadar değişmiyor... Can’ı vurmaya geldiklerinde Dilek’in halini görünce ağladım.. Bilirim dürüst gazeteci karısı olmanın ne demek olduğunu. 1978’de Bedri’yi vurmaya geldiklerinde önüne atlamıştım, silah ateş almadı kurtulduk. Adam kaçarken ben çığlıklar atarak kovalıyordum. Tam yakalamıştım ki Bedri kolumdan tuttu, “Bırak gitsin, biz yaşıyoruz ya!” dedi.

Sadece o gece değil, nefes aldığı her gün biz yaşadık. Girdiği her mekânın enerji kaynağı, her masanın eğlencesi, her grubun temel direği oldu. O benim kocam, babam, çocuğum oldu.. Bazen gidenin arkasından ağlanır, gittiğinde... O gittiğinde onun arkasından minnet duydum. Benim olduğu için, onun olduğum için, onunla son nefesine kadar beraber olduğum için...

Ben Bedri Koraman’ı tanıma şerefine nail oldum... Demiş ya şair: Herkesin yanına gitmek istediği birileri vardır; Gecenin üçü, Sabahın körü, Hatta cehennemin dibi olsa...