Benim memleketim

Berkun Oya’nın yazıp yönettiği yeni Netflix dizisi “Bir Başkadır” izleyiciyle buluştu. Türkiye’nin güncel bir fotoğrafını çeken dizi iç içe geçen hayatlar ve yolları kesişen karakterler aracılığıyla meselesini anlatan, yerli piyasada benzerini pek görmediğimiz bir iş.

12 Kasım 2020 Perşembe, 17:34
Benim memleketim
Abone Ol google-news

Ne zaman “Bir Başkadır” afişini görsem, ya da Netflix’te, sosyal medyada tanıtımına dair bir şeylerle karşılaşsam aklıma hep “benim memleketim” diye bitirmek geliyor başlayan cümleyi. Sevgili Ayten Alpman’ın benzersiz sesiyle ölümsüzleşen “Bir başkadır benim memleketim” dizesi nasıl işlemişse artık belleğimize, genlerimize hatta, Google’ın otomatik tamamlaması gibi beynim bu cümleyi tamamlayıveriyor kendi kendine. Dolayısıyla daha dizi başlamadan Berkun Oya’nın bir memleket panoraması yapacağını tahmin etmiş, bir “Memleketimden İnsan Manzaraları” geleceğini hissetmiştim. Çok da yanılmadığımı düşünüyorum. 

Defne Kayalar

GERÇEK VE DOĞRU

İşin ideolojik, politik açılımlarını bir kenara bırakalım, bu yazıda en azından çok girmeyeceğiz, ama Berkun Oya’nın “Bir Başkadır”da başardığı en önemli şey, kanımca, karakterlerinin ‘gerçek’liği, kendini ifade ediş biçimlerinin ‘doğru’luğu. Bu gerçek ve doğru sözcüklerini neden tırnak içine aldığımı sorabilirsiniz, haklı olarak; açıklamaya çalışayım. Televizyonlarda her gün onlarca dizi izliyoruz, yüzlerce karakterle tanışıp, hayatlarına bakıyoruz, ağlıyoruz, gülüyoruz… Peki oralardaki karakterler gerçek değil mi, kendilerini yanlış mı ifade ediyorlar? Kurmaca açısından bakacak olursak buna yanıt vermek çok zor değil: evet gerçekler, kendilerini yanlış ifade etmiyorlar. Bir takım maddi hatalar hariç kurmaca dediğiniz şey hemen her şeyi kaldırır zira. Ama büyük bir ekseriyetle o karakterler temsil ettikleri toplumsal yapının, ya da daha genişletelim, toplumun gerçekliği ile karşılaştırıldıklarında gerçek değiller, kendilerini doğru ifade etmiyorlar. Senaristlerin bilip gördüğü kadar, dahası cımbızlayıp bize aktarabildikleri kadar gerçekler ne yazık ki. Berkun Oya’nın televizyona iş yapan birçok senaristten farkı da burada beliriyor işte. Üstelik o sadece dijitalde değil, totale iş yapan konvansiyonel kanallarda yayınlanacak dizileri yazarken de buna dikkat eden bir senaristti (burada “Bir Başkadır”ın TV yıldızı Melissa’yı canlandıran Nesrin Cavadzade’nin bir sözüne atıf var, izleyenler fark etmiştir mutlaka). Yani Oya’nın yazdığı karakterler gerçekten de toplumdaki izdüşümleri gibi konuşuyor, onlar gibi yaşıyor, onlar gibi ilişki kuruyor. Bu o kadar önemli ki, ancak izleyip karşılaştırdığınızda anlayabiliyorsunuz aradaki farkı ve gerçek olanın kıymetini. 

Fatih Artman ve Funda Eryiğit

TOPLUMUN HEMEN HER KESİMİ VE SINIFI VAR BU HİKAYEDE

Berkun Oya’nın daha önceki işlerinde olduğu gibi “Bir Başkadır”da da birbirinden çok farklı ortamlarda yaşayan, neredeyse ayrı dünyaların insanları olarak tarif edebileceğimiz karakterler bir şekilde yolları kesişen ve hayatları öyle ya da böyle birbirine dokunan, birbirlerini değiştiren, dönüştüren varlıklara dönüşüyor. Bu Berkun Oya’nın bir yaratıcı olarak tercih ettiği ve büyük ölçüde de başarılı olduğu bir tarz. Yer yer zorlama durumlarla da karşılaştığımız oluyor belki ama izlediğimiz oyuncular o denli güçlü performanslar sunuyorlar ki, çoğu zaman bunları fazla dert etmiyoruz bile. 8 bölümlük bir dizi olan (ve devamı gelecek gibi de durmuyor, tam anlamıyla bir mini dizi bu) ve merkezinde sebebini anlamadığı baygınlıklar geçirdiği için psikiyatra sevk edilmiş temizlikçi Meryem’in bulunduğu “Bir Başkadır” Türkiye’de yaşayan hemen her kesimden ve sınıftan karakterlerin yer aldığı bir mozaik sunuyor izleyiciye. Beyaz Türk de var dizide Kürt de… fakir kesim de orta sınıf da ve zengin hatta ünlü de… Başı kapalı muhafazakarlar da var, dünyayı kendi gördüğünden ibaret sanan laik aydınlar da… İsyan eden genci de var, Jung okuyan imamı da… Baktığınız zaman ortada büyük bir gizem, çözülmesi gereken bir suç falan da yok aslında, yani dizi boyunca izlediğiniz şey hayatın, hayatımızın ta kendisi… Daha da ileri gidersek etrafımızda dönüp duran, bazen farkında bile olmadığımız, olduğumuzda ise bazen önyargılarımıza saplanıp kaldığımız için anlamadığımız, anlamak istediğimiz hayatlarla yüzleşiyoruz, kendimizle yüzleşiyoruz…

Settar Tanrıöğen ve Öykü Karayel

Dizinin başarısında büyük payı olan oyuncuları da anmamak olmaz. Berkun Oya’nın ‘olağan şüphelileri’ olarak bildiğimiz grubun en kıdemlilerinden Öykü Karayel dizide Meryem rolüyle tüm oyuncu kadrosunun bir adım önünde duruyor ve doğallık çıtasını o kadar yukarı çekiyor ki kelimenin tam anlamıyla yıldızlaşıyor. Bu anlamda Öner Erkan’ın canlandırdığı ve birkaç dakikadan fazla görmediğimiz en küçük rolden tutun da tüm rolleri benzer bir performans seviyesinde canlandıran oyuncu kadrosunda birini diğerine tercih etmek bir hayli zor. Defne Kayalar, Fatih Artman, Tülin Özen, Settar Tanrıöğen, Funda Eryiğit, Alican Yücesoy, Nesrin Cavadzade, Bige Önal, Derya Karadaş, Gökhan Yıkılkan gibi ana kadro olarak öne çıkan isimlere ‘yan’ rollerde Taner Birsel, Nur Sürer, Esme Madra, Nihal Koldaş, Sinan Tuzcu  gibi oyuncular eşlik ediyor. Burada adı geçen (ve bir şekilde atladığım) hemen tüm oyuncuların da en az bir çoğu zaman da birkaç çok önemli sahnesi var ve kolaylıkla şunu söyleyebilirim ki bu senaryo ve diyaloglarla oynamak şüphesiz her oyuncunun hayalidir. 

Tülin Özen

FERDİ ÖZBEĞEN İLE UNUTULMAZ DAKİKALAR

Son bir parantez de dizinin müziklerine ayırmak gerek. Cem Yılmazer imzalı özgün müziklerin güzelliği bir yana, dizide yer yer karşımıza çıkan farklı türlerdeki müzikler ve şarkılar da “Bir Başkadır”ın duygusal etkisini yukarıya çeken unsurlar. Hele bir Ferdi Özbeğen hommage’ı var ki, çok yakında yeni bir Ferdi Özbeğen patlaması yaşansa yeridir. Hiç beklenmedik bir anda karşınıza çıkacak Ferdi Özbeğen’i izler ve dinlerken kah gülümseyecek kah hüzünlenecek “Bir başkaymış gerçekten o günler” diyeceksiniz.

Bige Önal

Berkun Oya’nın bugün rahatlıkla Netflix Türkiye’nin şimdiye kadarki en iyi işi olarak niteleyebileceğimiz yeni dizisi “Bir Başkadır” adı üzerinde pek Türkiye’de çekilmiş dizilere benzemeyen, izleyiciyi entrikası, ikilemleri ya da aksiyonuyla değil, karmaşık yapısının içinde gizlediği küçük sürprizleri, yansıttığı toplumsal açmazların ötesine berisine dağılmış karakterlerinin tercihleri ve önyargılarımızla yüzleşmek için bizi zorladığı sahneleriyle kilitliyor ekran başına. Bu önyargılarla bizi yüzleştirirken kendi önyargılarına da yenik düştüğü anlar var bana sorarsanız, ama başlarda da dediğim gibi, belki bu konuyu ayrıca ele almak ve dört başı mamur bir şekilde tartışmak gerek. Onun da sırası gelecektir muhakkak.