Benimki büyük bir tutku: Kırtasiye fetişi

Kabul ediyorum, benim bir saplantım var. Beni bir kalem için saatlerce baktıracak, bir defter için kent kent dolaştıracak bir saplantı: Kırtasiye.

16 Ağustos 2021 Pazartesi, 15:58
Abone Ol google-news

Her kırtasiye tutkunu aynı değildir, kimisi kurşunkaleme, kimisi dolmakaleme, kimisi not defterine, kimisi keçeli kalemlere, renk renk silgilere, kalem kutularına hastadır.

Benim saplantım daha çok silgili kurşun kalem ve not defterleri üstüne yoğunlaşır. Hatta not defterleri konusunda mütevazı bir uzmanlık geliştirdiğimi bile söyleyebilirim. Hangi markaların nasıl kâğıtlar kullandıklarının, hangisinden çizgili, hangisinden kareli almak gerektiğinin, defter kapaklarının kalınlığının, sertliğinin, derisinin ya da dokusunun üstüne saatlerce konuşabilirim.

Örneğin İskoçya’da bundan yüz yıl önce, kâşifler ve gezginler için üretilmeye başlanan, aşırı hava koşullarına dayanıklı not defterlerine sahip olabilmek için titiz bir dedektif gibi çalışmıştım.

Bir de ziyaret ettiğim ya da yaşadığım her şehirde yerel üretim bir not defteri bulmayı kendime bir görev edindim. Kıyıda kalmış, esnafın ya da öğrencilerin kullandığı hesaplı, öyküsü olan defterleri bulmaya uğraşırım.

Bu görevimi yaklaşık iki yıllık sistematik bir soruşturmanın sonucunda İspanya’da da tamamlamış bulunuyorum. Hemen aktarayım…

ÇİN MAĞAZALARINDA ARADIM

Madrid’de yaşamaya başladığımda tarihi bir kafedeki camdan bir büfede kırçıllı bir defterle karşılaştım. Kapağı kartondan, eski tarz kırmızı bordürü olan bir etiket ve sırtında kumaştan bir ciltle bana göz kırptı. Uzun uzun bakıştık. Elime alma, sayfalarını karıştırma dürtümü aşamadığım için kafede çalışan birini çağırıp sordum.

Deftere doğru elini önemsizce sallayıp “Bunlar sadece dekorasyon, sanırım bir Çin mağazasından alındı” dedi. Israrlarıma rağmen camlı ve kilitli büfeyi açmadı.

Bir süre, ıvır zıvırların satıldığı Çin mağazalarını dolaştım. Defterden iz yoktu. Sonra bazı kırtasiyecilere daldım. Oradan da elim boş döndüm. Araştırmalarımı tam derinleştirmeye başlamışken Covid salgını hepimizi eve kapadı.

Ama o kırçıllı defteri unutmadım. Hayat yeniden bir başlasın, bulurdum onu mutlaka.

İşte sonunda bu ilkbaharda o kafeye yeniden giderek, bu sefer gerekirse müdürle konuşarak bu soruşturmayı tamamlamaya karar verdim. Kafedeki takım elbiseli adama yaklaşıp büfede duran defterleri sordum. Markasını bilmiyordu ama kafenin öğretmen sahiplerine aitti ve çok eskilerdi.

Büfeyi açabilir miydi? Hayır anahtar onda değildi. Cama iyice eğilip kırmızı kenarlı etiketin içindeki yazıyı okudum. Bir fotoğrafını çekip yazıyı büyüttüm. Miquel Rius yazıyordu. Bingo!

Miquel Rius hakkında araştırmalarımı hızlandırdım. Rius 1800’li yıllarda Barselona’ya yerleştikten sonra deftercilik işine girmiş ve bugün İspanya’nın önemli şirketlerinden biri olmuştu. Sitelerindeki defterlerin hemen hepsi modern görünümlü, cicili bicili plastik kapaklı şeylerdi.

BULDUĞUMU SANMIŞKEN

Benim kırçıllı modelden eser yoktu. Artık bu defterlerin üretilmediği umutsuzluğuna kapıldığım anda kataloglarına ulaştım. Kataloğun sonunda küçük bir bölümde karton kapaklı defterler karşımdaydı.

Sitelerindeki e-posta adreslerine bir mektup yazdım. Bir hafta yanıt gelmeyince telefonla aradım. Yanıt alamayınca ertesi sabah bir daha. Defterlere sahip olmak isteyen deli kadından çekinen yetkili bana Madrid’in merkezinde defterlerin satıldığı kırtasiyecilerin telefonlarını ve adreslerini verdi.

Koşa koşa gittim. Evet Miquel Rius satıyorlardı ama yeni modelleri. Sonra arkadaki tozlu raflardan bir tane defter çıkardı tezgâhtar. Aynı gördüğüm kırçıllı modeldi. Heyecanla elinden kaptım, parasını ödedim ve dükkândan çıktım.

Eve geldiğimde defteri incelerken yaptığım hatayı fark ettim. Bu bir Miquel Rius taklidiydi. Aynı modelde, benzer renklerde, klasik formatta yapılmış başka markaya ait bir taklit.

Kırtasiyeye gittim ve durumu anlattım. O da taklit olduğunu fark etmemişti. Ama Miquel Rius artık bu eski modelleri yapmıyordu ona göre.

Telefonumda taşıdığım kataloğu ona gösterdim ve sipariş etmek istediğimi anlattım. Genç adam tereddütle kabul etti, numaramı aldı ve beni arayacağını söyledi.

Aradan geçen 3 haftalık sürenin sonunda o telefon geldi. Miquel Rius defterlerim dükkândaydı. Elime aldığımdaki neşeyi, sayfalarının kokusunu ve bunca zamandan sonra kavuşmanın tatminini anlatmama gerek yok.

Şimdi Miquel Rius’lerim ziynet gibi sakladığım diğer defterlerin çekmecesinde yerini aldı. Kalemin sayfalarını gıdıklayacağı zamanı, sahiplerini mutlu etmeyi bekliyorlar.