Beşiktaş'ın yılı

Öyküsünde, emek ve fedakârlık var. Şenol Güneş’le takım oldular. Bursaspor maçıyla eşiği aştılar, futbolcunun mentörü futbolcu oldu, takımdaşlık ruhuyla şampiyonluk geldi.

16 Mayıs 2016 Pazartesi, 21:53
Abone Ol google-news

Bu senenin o sene olduğundan kim emin olabilirdi ki. Beşiktaş geçtiğimiz 4 sezona da aynı şampiyonluk umuduyla aynı şevkle başlamış, gençleştirilmiş mütevazı kadrosuyla göz doldurmuş, övgü toplamış ve fakat her seferinde son virajda nefesi yetmemişti.

Ama bu kez öyle olmadı. Üst üste biriken dayanışma duygusu, beraber akıtılan onca ter sonunda ödülünü de birlikte getirdi.

Alt değiştirme kusursuz

Bakın size küçük bir dedikodu: Şampiyonluğun ilan edildiği Osmanlıspor maçı öncesinde kucakta sahaya çıkan Sosa’nın nur topu ikizleri neredeyse şovu çalıyordu biliyorsunuz. Sosa’nın eşi ikizlerle birlikte rahat etmeleri için maç sırasında İkinci başkan Ahmet Nur Çebi’nin locasına alınıyor. Bebek bu ya, maçın en hararetli anında altlarının değişmesi gerekiyor. Genç anne panikte. Ama 2. Başkanı’nın eşi tecrübeyle imdada yetişiyor, iki dakikada operasyonu tamamlıyor. Ve sonra Sosa Çebi’ye sahadan mesajla teşekkür yollamış.

Her zaman her yerde böylesi olaylar yaşanmaz. İkinci başkanın eşi bir futbolcunun çocuklarının altını değiştirmez. Bu kulüpte başkanından futbolcusuna ve çalışanına kadar herkesin ne kadar büyük bir dayanışma içinde olduğunu, herkesin birbiriyle alt üst demeden nasıl yakınlaştığını, büyük bir aileye dönüştüğünü göstermesi açısından önemli.

Futbolcunun mentörü futbolcu

Ve Osmanlıspor maçı sonrası ayaküstü öğrendiğim bir başka olay: Cenk, Gomez’in takıma yerleşmesinin ardından forma şansı azaldığı için umutsuzluğa kapılıyor. Ona ilk desteği veren ve yeniden ayağa kalkmasına yardımcı olan kimmiş biliyor musunuz; bizzat Gomez. Cenk’i alıp yemeğe götürüyor, uzun uzun sohbet ediyorlar. Gomez tecrübelerini anlatıyor Cenk’e. Tabii ikisinin de Almanya yapısından yetişmiş olmalarının yardımı büyük. Ortak futbol dili Takım olmak için önemli. Bunlar dışarıdan görülmeyen ama takım kimyası açısından çok önemli şeyler. Takımdaşlıkta olmazsa olmazlar.

Büyük harfle ‘takım’ olmak

Profesyonellik de bir yere kadar. Kendisiyle yaptığım söyleşide Gordon Milne’in dediği gibi; antrenmanın ardından kulaklığını takıp lüks arabalarına binip çekip giden oyuncularla sahada sağlam bir takım ruhu yaratamazsınız. İşte Beşiktaş dört yıl önceden atılan temellerin üstüne sabırla taşlar koyarak bugüne gelirken duvarcı ipi, takım ruhuydu. Ve örnek olmak. Bütün maçlarda oynayan ve bu sezon hiç kart görmeyen Atiba Hutchinson bence ligin en değerli futbolcusu. Rıza Kaptan’ın izniyle ‘atom karınca’ diyeceğim ona. Her idmandan sonra bir saat stretching çalışıyormuş Atiba. Takımın en deneyimli yıldızı böyle yaparsa genç oyuncular kaytarabilir mi? Böylece 11 futbolcunun toplamının çok ötesinde bir güce ulaştı, büyük harfle yazılacak bir Takım oldu Beşiktaş. Elbette bunda gurbette stat stat dolaşılırken takımı birbirine kenetleyen Biliç’in payı da büyük.

GÖÇEBE KARTAL

Evet son üç sezonda çok büyük mazeretleri vardı Kartal’ın. Bir kere evsiz barksızdı. Gurbette dolaştı. Başka takımların soyunma odalarını kullandı. Başka takımların renklerinin fotoğraflarının olduğu koridorlardan yürüyerek sahaya çıktı. Önce her stadı olmayan İstanbul takımının yaptığı gibi Olimpiyat’ta oynamayı denedi. Taraftar gece yarılarına konulan maç saatlerine rağmen ta oralara gidip takımını yalnız bırakmamak için çabaladı. Hatta üç sezon önce Galatasaray derbisinde seyirci rekoru kırdılar. Ama sahaya atlayan bir kaç kişi -taraftar diyemiyorum- maçın iptaline yol açtı. Ve Beşiktaş için güzel başlayan sezon orada bitiverdi. Provokasyon gibi o olayın nedeni de amacı da hala anlaşılamadı. Ama anlaşılan o sene de Kartal’ın senesi olmadığıydı.

Stat umut vermiyordu

Ama her şey de bir yere kadardı. Taraftar en azından bir bölümü yavaş yavaş ayağını kesti maçlardan. Ve Yönetim yeni kiralık stat arayışlarına girdi. Bu arada her yıl “bir yıl sonra bitecek” denilen stat hiç umut vermiyordu. Ankara takımıyla Ankara’da bile oynadılar. Sonunda Başakşehir Stadı’nda karar kıldılar. Bu seçim bir istikrar kazandırdı Beşiktaş’ın oyununa.

Bu sezona da iç saha maçlarını Başakşehir’de oynayarak başladılar. Ta ki Beşiktaş Vodafone Arena’nın 11Nisan’daki açılış maçına kadar.

Çok bekledik be abi

Evet çok beklediler eve dönmek için. Ne var ki dönüş beklemeye değecek kadar muhteşemdi. Orada olabilmek o havayı koklayabilmek inanılmazdı. Hava demişken İnönü Stadı’nda Gençlerbirliği ile oynanan kapanış maçı öncesinde polisin yoğun biber gazına maruz kalan Beşiktaş taraftarları Bursaspor’la oynadıkları açılış maçı öncesinde de bol bol gaz yediler. Biz tribünde oturduğumuz yerde bile göz yaşlarımızı tutamamıştık mesela. O kadar yoğun gaz altında kalmıştık. Çoluk çocuk elinde bilet bir çok insan o kadar bekledikleri, o kadar hayalini kurdukları, o kadar bilet bulabilmek için çırpındıkları açılış maçına ellerinde bilet olduğu halde giremediler. Sonrasında yaptıkları şikayetler de yerini bulmadı. O gün neler oldu bir türlü anlaşılamadı. Beşiktaş Yönetimi bile taraftarlarına sahip çıkamadı. Yapan yaptığıyla kaldı. Biletli taraftarların maça giremediği o ilk açılış maçında her yerin hatta koridorların bile tıklım tıklım dolması ise Passolig’in amaçlarına ilişkin kafada soru işaretleri oluşturmaya devam etti.

Eşiğin aşıldığı Bursa maçı

Bu arada korkulan başa gelmemiş, bitişe yedi hafta kala 11 Nisan’da yapılan stat açılış tantanası Kara Kartalların Bursa’dan üç golle üç puanı almasını engelleyememişti. Ama hiç de kolay olmadı bu. Bursa çok hırslıydı, hocası Hamza Hamzaoğlu hiç alışmadığımız ölçüde sinirliydi, Beşiktaşlı oyuncular ilk kez bu kadar çok sayıda taraftarının önünde oynamanın şaşkınlığı içindeydi. Zaten Bursaspor 71. Dakikada skoru 3-2’ ye getirip farkı bire indirince son yirmi dakika bitmek bilmedi. Çünkü zorlu bir eşikti bu. Tamam iki gün önce Fenerbahçe Konya’ya kaybedince puan farkı beşe çıkmıştı ama açılış maçında kaybedilecek puanlar takımın psikolojisini fena halde bozabilirdi. Beşiktaş için 28. hafta bu nedenle önemli. Bu haftanın sonunda Beşiktaş gücüne güç katmış, buna karşın Fenerbahçe’nin kolu kanadı kırılmış, umudu bir başka bahara kalmıştı. Şampiyonluktan söz edilebilirdi artık ama edilmedi. Tılsım bozulmamalıydı. Çok beklenmişti. Biraz daha beklenebilirdi.