Bilge Karasu ile yazıda yaşamak

Bilge Karasu, edebiyatımızın özgün adlarından biri. Onu bu denli ayrıcalıklı kılan; yazının kurmaca gerçekliğini öykü, roman, deneme, anlatılarında zenginleştirici boyutlarıyla işlemiş olmasıdır. Karasu, yaşam ve yazı arasındaki bağıntıyı yeni bir dil yaratarak yaşanır kılan bir anlatıcıdır. Onun yazın coğrafyası, dil evreni yaşam ve adına çok şey söylemektedir.

28 Kasım 2020 Cumartesi, 10:20
Abone Ol google-news

Bilge Karasu’nun ait olduğu yazın ikliminin varoluş dönemi 1950’lere uzanır. İlk yazısını bu sürecin başında, ilk öyküsünü ise 1952’de Seçilmiş Hikayeler Dergisi’nde yayımlar. Troya’da Ölüm Vardı adlı ilk öykü kitabı da 1963’te okur karşısına çıkar.

45 yıllık yazın yaşamının birikimi olan yapıtlarıyla yaşam ve yazının kesişme, buluşma, ayrışma noktalarını sergileyen bir yazarlık tavrını ortaya koyduğunu söylemeliyim. Onun anlatılarının katmanlı yapısı yeni bir dil yaratmak çabasının ürünüdür. Bir dil yaratmak, yepyeni bir evren kurmaktır. Yazarın / sanatçının varoluş koşulu da bu değil midir? Karasu’nun yazın evreninin özgünlüğü buradadır.

ÖYKÜCÜLÜĞÜMÜZDE BİR ADA!

Onu, “öykücülüğümüzde bir ada” olarak nitelendirdiğim bir yazımda, o evrene bakışı şöyle dile getirmiştim: “Kendini kolayca ele vermeyen, dil yurdunda dolaştıkça her bir söz’ün, im’in anlamını kavramaya, anlamaya, anlamlandırmaya çalışılan bir çabayı gerektiriyor onun yazın coğrafyası. Ya da imlediğim gibi, onun ‘ada’sı.” (Varlık, Mart 1999)

Onu yitirdiğimiz 14 Temmuz 1995 öncesinde, belki giderayak bir incelikle, ilk deneme kitabı Ne Kitapsız Ne Kedisiz’in* ardından hemen, o eşsiz anlatısı Narla İncire Gazel’i** sunmuştu, bize. Altı Ay Bir Güz’ü*** ise yazık ki göremedi.

Karasu’nun yazın evreniyle erken buluşmanın keyfini yakalamışsanız, onun her yazdığının sizde, eminim ki derin anlamları vardır. Tutkuyla bağlandığınız bir yer’in bir insan’ın sizdeki anlamı gibidir. Sık sık dönülür. Doğrusu o izlerden Lağımlaranası ya da Beyoğlu’na kavuşmak...**** Karasu’nun ardında bıraktıklarını sevgi ve tutkuyla, bir simyacı gibi bir araya getirip okurlara sunan Füsun Akatlı’nın çabasına, Metis Yayınevi’nin özenine şapka çıkarmak gerekiyor.

ÖZYAŞAMSAL İZLEKLER, ANAHTAR METİNLER

Karasu’nun yazın evrenini bilenler için de yepyeni şeyler var bu kitapta, “Lağımlaranası ya da Beyoğlu”, “Anlatılar”, “Sese Yazılanlar” ana başlıklı üç bölümden oluşan kitabın ilk bölümündeki “Beyoğlu Üzerine Metin”, “Bir Söylencedir Beyoğlu”, “Lağımlaranası”, Karasu’nun ‘bireysel tarih’ine göndermeleri olan metinlerdir. Bir bakıma, yaşam ve yazı bağıntısının ipuçlarını da verir her bir metin.

Onun şu sözlerine tutunarak; “Çok sonra anlıyoruz geçiciliğin anlamını” (s.33), yol alınca; yerin anlamına, yaşanan, unutulan/yiten, anımsanan zamanın insan ömründeki izlerine dönüyorsunuz. Karasu’nun özyaşamsal izlekleri yer yer öne çıkardığı bu metinler, okuru için ‘anahtar metin’ler niteliğinde.

Ötesi, yazın coğrafyasının izlerini/izleklerini, katmanlı boyutlarını görebilmek için ilk elde okunması gerekenler olarak nitelendirmek istiyorum bunları. Bilge Karasu okuru için ilk adım metinleri evet. Yaşarken farkına varılamayanlara bakışı da içeriyorlar. Anılar, anıştırmalar... Nesnelerin, yaşanmışlıkların, belleğin tarihine dönüş… Anımsanan ve yiten zamanın burgacında bir yazarın otoportresini gözleriz.

İkinci Bölüm’ün metinleri (“Mesih”, “Kumsalda Bir Köpek”, “Ölümün Avlusu”, “Yataklar”, ”İsabey’den” (Fragman)) Karasu’nun yazın evreninin sırlı yanlarına ulaştırıyor bizleri.

Son bölümün üç metni (“Gidememek”, “Aşk”, “Sevilmek”) Karasu’nun yenilikçi bir yazar kimliğini belirgince ortaya koyuyor. İlk ikisi opera librettosu, sonuncusu da radyo oyunudur.

ÖLÜMÜNÜ TÜL MENDİL GİBİ TAŞIMAK

Bilge Karasu okurları için bir şölen diyebileceğim bu kitabın görünmez simyacısı Akatlı, bir başka Bilge Karasu kitabını da hazırlayarak okura sundu: Öteki Metinler.***** Hazırladığı ilk kitabın bu çalışma serüvenini dile getirdiği “Gün Battı, Yazık, Arkalarında” adlı sunuş yazısı bir başka değerbilirlik örneği.

Akatlı, bir yerde, şunları söylüyor: “Bilge, ölümünü tül bir mendil gibi’ hep cebinde taşıyan bir insandı. Başladığı her yazıyı, her kitabı, bitiremeden ölmesi olasılığına karşı; sanki benim ondan çok yaşayacağımın garantisi varmış gibi, bana emanet ede ede yaşadı. Büyütemeden terk etmek zorunda kalacağı evladını, kurda kuşa, yem olmasın diye, dostuna emanet eden sorumlu bir baba tedbirliğiyle Zaten hep, her konuda, kırk olasılığı bir arada hesaba katan bir bir tedbir kumkumasıydı o.”

Karasu’nun “düşünsel/kuramsal ağırlıklı denemeleri”nin bir başka anlamı ‘ben’ ve ‘öteki’ni, dili, yazarın konumunu, yazı-yaşam ilişkisini sorgulayıcı biçimde dile getirmesidir. Bir anlamda, Karasu’nun yazı coğrafyasına adım atmak için eşsiz bir kalıt!

Akatlı’nın deyimiyle; “Öteki Metinler, Ne Kitapsız Ne Kedisiz ile bir arada okunduğunda; düşünsel etkinliğinin merkezine yazı’nın ve yazın’ın sorunlarını yerleştirmiş, yaşama bakışını o odaktan beslemiş bir yazarın satırlarının arasına sinmiş ‘felsefe’si, tamamıyla olmasa da, anlamlı sayılabilecek bir ölçüde kavranabilecektir.” Diğer bir önemli yan ise, Karasu’nun ‘özel günlük’lerinin de bu kitapta yer almış olması.

KARASU: ‘OKUDUM, DURMAMACASINA…’

Onun şu sözlerine kulak vererek, bu şenlikli yolculuğa Öteki Metinler’den başlamalı, ne dersiniz?

“Ama, okudum. Yaşamım boyunca, durmamacasına; okumaksızın yaşayamayacağımı duya duya. Birçok şeyin ölüp gittiği - ölüp gittiği düşünülen - bu yaşımda bile, en çılgın çeşitliliği içinde okumalarımı sürdürmemek, usumdan geçirebileceğim en büyük ‘olmazlık’”.

Yazıda yaşamak, başka nasıl olabilir ki…

* Ne Kitapsız Ne Kedisiz / Bilge Karasu / Metis Yay. / 94 s. / 1994.

** Narla İncile Gazel / Bilge Karasu / Metis Yay. / 134 s. / 1995.

*** Altı Ay Bir Güz / Bilge Karasu / Metis Yay. / 84 s. / 1996.

**** Lağımlaranası ya da Beyoğlu / Haz.: Füsun Akatlı / Metis Yay. / 228 s. / 1999.

***** Öteki Metinler / Haz.: Füsun Akatlı / Metis Yay. / 140 s. / 1999,