Bir Batı Afrika ülkesi: Gana

Ben “Afrika” diye yanıp tutuşan gezginlerden değilim, bu coğrafya ile aramda özel bir bağ olduğunu da düşünmüyorum. Ama Gana'da farklı “bir şey” var…

12 Aralık 2020 Cumartesi, 16:00
Bir Batı Afrika ülkesi: Gana
Abone Ol google-news

Biraz şımarıklık gibi geliyor kulağa, farkındayım. Bir yandan canımızın derdindeyken, pasta yiyelim diye tutturmak gibi birşey bu. Eski gezilerin anıları, fotoğrafları, insanları canlanıyor zihnimde hep. Ne zaman gözlerimi kapasam, karşımda başka bir ülke.

İşte karşımda Gana. Afrika’nın bu bölgesine ilk gelişimden bir anı: Gana’da sokağa ilk çıkışım. Karşıma ilk çıkan resim, aynı kıyafetleri giyinmiş ve sokağa yerleşmiş olan bir kalabalık. Plastik sandalyelerde oturan yüzlerce insan. Düğün olduğunu düşünmüştüm, sonra yakalara iliştirilen yaşlı kadın resmine gözüm takılmıştı. Herkesin üniformayla geldiği cenazeye davet edilmişim meğer. 

ALTINA HÜCUM

Gana, bir Batı Afrika ülkesi. Burkina Faso ve Togo ile komşu. M.Ö. 1500’lerde ülkede insanların yaşadığına dair bulgular var. Yüzölçümü 238 bin km2, nüfusu 25 milyon civarında. Başkent Akra’da, çevresiyle birlikte 4 milyon insan yaşıyor. Ekvatorun birkaç derece kuzeyinde, ılıman iklim kuşağında. Dünya merkezine en yakın ülke aynı zamanda.

Gana’ya ilk olarak 3 ana kabile gelip yerleşmiş: Akan, Ewe ve Ga. 16. Yüzyılda’da, Akanlar tarafından “Aşanti İmparatorluğu” kurulmuş. 

Fakat bölgede altın var, kokusu da dünyanın dört bir yanından duyuluyor. Önce Portekizliler, sonra Hollandalılar, ardından 17. Yüzyıl’da da İngilizler, Danimarkalılar ve İsveçliler geliyorlar. 1874’te İngiltere sömürgesi olan ülke, “Güneşi Batmayan İmparatorluk” şemsiyesine giriyor ve “Altın Sahil” adıyla anılmaya başlanıyor.

1948 yılında, Cumhurbaşkanı Nklumak, “bu iş böyle gitmez” diyerek kendi partisini kuruyor. Halka boykot, grev ve kurallara uyumsuzluk aşıladığı gerekçesiyle, İngiliz yönetimi tarafından tutuklanıyor. Kargaşa bir 10 yıl sonra son buluyor, 6 Mart 1957 günü saat 12.00’da, özgür Gana Cumhuriyeti’nin kurulduğu ilan ediliyor ve Afrika’nın bu bölgesindeki ilk özgür ülke olarak tarihe geçiyor. Ülkeye isim olarak seçilen “Ghana”, yerel dilde “Savaşçı Kral” anlamına geliyor…  

AKRA SOKAKLARI

İlk gün, ilk sokağa çıkışım. Özgürlük anıtının olduğu meydanı, sömürge döneminden kalan birkaç güzel evi gördüm. Bayrağındaki siyah yıldızın Afrika bağımsızlığını, yeşilin doğal hayatı, kırmızının dökülen kanı, sarının da zengin madenleri simgelediğini öğrendim. Ülkenin en eski ve en prestijli üniversitesi olan Gana Üniversitesi’nin kampusunu gezdim. Kofi Annan emekli olunca memleketi Akra’ya dönmüş ve şimdi de Gana Üniversitesi’nin rektörüymüş. Vakit olsaydı, kapısına dikilseydim… Neyse, zaten başşehirdeki “görülesi” yerler bunlarla sınırlı. Biraz deniz kenarı, biraz ana caddeden sonra kendimi sokaklara bırakıyorum.

Garip; hemen “Para ver bize beyaz adam” durumları başlayacak zannederken hiç öyle olmuyor. Önyargı, insanın en zor sıyrıldığı şey… Yanımdan geçenler, ben yüzlerine bakarsam, başlarıyla hafifçe selam veriyorlar. Tüm tarih boyunca kölelik yapmış, “uysal köle” olmakla tanınmış bu ülkenin insanlarına, ilk andan itibaren saygı duyuyorum. Kendi kalıplarımdan, beyazlığımdan, önyargılarımdan utanıyorum.

Caddelerde korkunç bir trafik. İngiliz sömürgelerinde görmeye alıştığımız gibi sağdan akıyor. Kornalar ötmüyor, sakinlik her daim. Birkaç seyyar satıcı, sucu, gömlekçi dışında, sadece iki dilenciye rastladım bütün gün boyunca. Onların birini de sucu, “git sen de su sat, dilenmek çok ayıp” diye fena halde haşladı...

Sonra kalabalık çıktı önüme. Bir sokağa boylu boyunca yayılmışlar. Kadınlar siyah beyazlı ve sırf siyah şık elbiseler; erkekler aynı kumaşlardan gömlekler ve siyah pantolon giymişler. Bir kutlama gibi; ortada yemekler, bolca içki ve müzik.

Ne olduğunu anlayamadım, büyülenmiş gibi fotoğraf çekiyordum. Laf attılar, aralarına katıldım. “Cenaze” dediler. Neden sonra yakalara ilişmiş yaşlı kadın resmine gözüm takıldı. Mahallenin en yaşlısıymış, 93 yaşında bir hanımmış. Aileden olanların kıyafetlerinde mutlaka kırmızı bir aksesuar bulunurmuş… 

Ölen çok yaşlı olunca, yas da yok. Düğün gibi, bu en büyük kutlama kabul ediliyor. Muhakkak çok büyük masraf, hele fakirlik bu denli derinse. Mahalleli el atıyor, aile toplanıyor. Onların tabiriyle “geçiş”, en canlı, en şanlı şekilde kutlanıyor. Ruhların mekân değiştirmesi, hayatın döngüsü, en kalabalık ve görkemli şekilde kabul ediliyor. Ben ve nedense kendini benim gibi sokağa atmış bir Amerikalı, aile yakınları masasına davet ediliyoruz. Kızarmış tavuk ve elle yenen mısırlı bir tür pilavın tadına bakıyoruz… Fellini filmleri kurgusundaki sahnenin absürdlüğüne hiç şaşırmıyoruz...

ELMİNO VE MİLLİ PARK’A GİDİN

THY’nin Akra uçuşlarının başlamasının şerefine Gana’ya gitmiştik. Ben gezgin kategorisinden davetli değilim; oradaki büyük resepsiyonun sunucusuyum. Çalışmak için oradayım yani. Provalar, basın konferansları, gala gecesi var önümüzde. İş çok, ama yine de Gana ziyareti başkentle sınırlı kalmamalı. En kuzeyinden en güneyine mesafesi 820 km olan bu ülkede çok renkli çok yer var. Bir gün ittirip aralara sıkıştırıp dolaşıyorum. Elmino, veya Portekizce “maden” anlamına gelen şekliyle “El Mino”, müthiş bir küçük şehir. Nehirler, köprüler, rengârenk balıkçılar… Salı hariç haftanın her günü balığa çıkarmış halk. Salı günü de Deniz Tanrıçası’na ayrılmış, o rahat rahat yeni balıklar üretsin diye uzak durulmuş.

Günlük turdayım, otobüsten inmeme imkan yok. Kendimden geçmiş bir şekilde hayatı izliyorum. 1877’ye kadar ülkenin başkenti olan “Cape Coast”ı, kahverengimsi dalgalanan okyanusu seyrediyorum. “Buralarda ne güzel çekim yapılır” diye içimden geçiriyorum. İlk fırsatta!

Yol boyu trafik fecaat. Polis eskortumuz var; otobüsün önünden yolu açıyor. Hatta anlamadığım şekilde bazen geliş yönünden bir şerit kapatılarak ilerliyoruz. Kimsede ses yok…

Günlük tur noktalarından biri de Milli Park. “Canopy” denen ağaç köprülerde yürüyüş mükemmel. Bir de kökleri dışarıda ağaçlar var. Yok yok, böyle olmaz; buralarda uzun zaman geçirmek lazım. Hop Park, hadi ardından doluş otobüslere, sırada ne var? Kale! Nefes kesici. Kölelerin bekletildiği alanlar çok iç burkucu. Mimari bir şaheser değil, ama duygusuyla yüreğe oturucu...

HAVA HER ZAMAN GÜZEL

5 ayrı coğrafi bölgeye ayrılmış olan Gana’da iki mevsim yaşanıyor: Mart-Kasım arası yağmur dönemi ve geri kalan aylarda kurak dönem. Yağmur dönemi sıcaklık 25 derece civarında, en sıcak olduğu zamanlarda da 30 dereceyi pek geçmiyor. Ülke çocuklarının yüzde 83’ü okula kayıtlı; bu oranla Batı Afrika’nın en yüksek “okullu çocuk” istatistiğini elinde bulunduruyor. Eğitim harcamaları toplam bütçenin yüzde 5’i, okuma yazma oranı ise yüzde 65.

AFRİKA’NIN EN ÖZGÜR BASINI

Gana nüfusunun yüzde 25’i, yoksulluk sınırı kabul edilen günde 1.25 doların altında bir gelirle hayatını geçiriyor. Bebeklere “ne olur ne olmaz” diye ilk üç ay isim verilmiyor. Ortalama yaşam süresi 60. “Afrika Birliği” üyesi olan Gana’da, ana üç grup ama 100’e yakın değişik etnik grup yaşıyor. Ana dili İngilizce; herkes en az bir etnik dil daha konuşuyor. Eğitim ise İngilizce. CIA kaynaklarına göre nüfusun yüzde 69’u Hıristiyan, 16’sı Müslüman. Beyaz oranı yüzde 3. Yerel dinler ve inanışlar, gündelik hayatlarına yansımış. Kötü ruhlardan koruduğuna inanılan totemler, tüm evlerde yer alıyor. Geleneksel yapısına karşın, bütün Afrika kıtasındaki en özgür basın Gana’da. Zaman zaman yönetimle çelişen basına karşı güç kullanmak büyük suç.

ÇİNLİ MAHKUMLAR GANA’DA SERBEST

Gana altın, kereste, manganez ve ton balığı ihraç ediyor. Dünyanın ikinci en büyük kakao üreticisi. İki yıl önce petrol de bulunmuş. Gana, aynı zamanda Çin’le ekonomik bir işbirliği içinde. Milli Tiyatro’yu bile Çinliler yapmış. Çok da enteresan bir hikâye var: Çin, kendi işçilerini getiriyor; Çin’deki tutukluları. İnşaat bittikten sonra da, tutukluklar salıveriliyor ve iki ülke arası yapılan anlaşma gereği Gana’da göçmen olarak kalıyorlar. 

 ANAERKİL TOPLUM

Ganalılar, anaerkil bir toplum. Doğan çocuk, annenin ailesinden kabul ediliyor. Kadın, kocasından miras alamıyor. Sadece erkeğin ailesinin kadınları onun yasal mirasçıları. Soy, kız çocuklarla devam ediyor. Dillerinde “teyze” kelimesi yok; annenin tüm kızkardeşleri de “anne”. Erkek sanat yapıyor, evi kuruyor; kadın tüccar, balık satıyor. 600’den fazla Tanrı’ya inanılıyor. Yaşlılara çok büyük bir saygı var ve hiçbir toplum kuralının bozulmasına izin verilmiyor. Misal evlilik öncesi birlikte yaşayan bir çift, büyük şehirde değillerse, mutlaka toplumdan dışlanıyor. Erkekler doğdukları zaman sünnet oluyorlar. Kadın sünneti burada yok. Hamile kadınlara saygı sonsuz; ataların ruhlarının tekrar hayat bulduğunu düşünüyorlar. Başlık parası var, kız çocuğunun kıymetini daha da arttırıyor: Kırsal bölgede bir inek, beş koyun… Ayrıca evlenecek kıza damat ailesi üç kat kıyafet hediye etmek zorunda: Düğün, doğum ve cenaze elbisesi. Böylelikle, damat “ben sana hayatın tüm evrelerinde bakarım” demiş oluyor… 

Ne yapılır?

Evet, önce şu pandemiden sağ salim çıkılır. İnşallah. Sonrasında da normal hayat başlar başlamaz seyahatler başlar. 

Gana’da ne yaparız derseniz de, işte size birkaç ipucu: 

* Akra’da sokaklarda yürüyün. Sanat Pazarı’nı ve Kejetia Pazarı’nı mutlaka ziyarete edin. Sanat Pazarı’nda bol bol resim ve ağaç süsleme objeler var.

* Milli Müze görülebilir.

* Cape Coast Kale’si ve Köle Kaleleri mükemmel.

* Milli Park’a mutlaka gidin.

* Elmino müthiş bir şehir, büyülendim.

* Görmedim, ama Ahwiaa çok özel bir şehirmiş. Sükunetinin ruhları dinginleştridiği söyleniyor. 

* 5 mil uzunluğundaki Coco Beach, en bilinen plajı.

* Larabanga Cami’nin, 15. Yüzyıl’da yapıldığı söyleniyor. 

* Bir de yemek olayı var; pek parlak değil. İyi otellerdeki yemekler iyice. Bizim otelin Güney Afrikalı şefi, bize zeytinyağlı yaprak sarma ve şakşuka bile pişirdi; hiç de fena değildi hani. Onun dışında yerel yemekleri ben sadece tattım, çok bayıldığım bir lezzet olmadı.

Nasıl gidilir?

THY’nin, haftanın dört günü İstanbul-Akra uçuşu vardı. Pazartesi, salı, perşembe ve cumartesi günleri yapılan seferler, Lagos aktarmalı gerçekleşiyordu. Şimdi baktım, yine uçuyor sanırım.

Vize ve aşı 

Gana vizesi, Ankara’dan alnıyor. Pasaportlar kurye ile çok çabuk gidip geliyor. Uçmadan 10 gün önce sarı humma aşısı olmak gerekiyor. Bir de sivrisineklerin taşıyacağı hastalıklara karşı sinek kovucu spreyler ve haftada bir alınan ilaçtan edinmek şart. Gerçi abartıldığı gibi olduğunu sanmıyorum, ama gene de önlem almakta fayda var. Tabii bu koşullarda, bir de sarı humma aşısı olup Gana’ya gitmeyi kafaya koyan olur mu, orası da ayrı mevzu. Anladınız zaten, ben biraz sıkıldım da. Sizi de hayal dünyama sürükleyiverdim bugün. Kötü mü oldu?