Bir bellek egzersizi

Hareket Atölyesi Topluluğu “aHHval” isimli oyunlarıyla sezonu açıyor. “aHHval” Türkiye tarihini sivil perspektiften, beden dilini kullanarak yeniden yazıyor ve okuyor. Yaşanmışlıkları referans alıp kolektif hafızaya sorular soruyor. Oyuncuları yaşları 25 ile 70 yaş arasında değişen on kadın. Hepsi belleklerindeki soruların peşinden gidiyor. Seyirciye de kendi gerçeğiyle yüzleşmek kalıyor.

08 Kasım 2009 Pazar, 10:38
Abone Ol google-news

Hareket Atölyesi Topluluğu; son çalışmaları “aHHval” ile 10-11-12-14 ve 15 Kasım’da Garajistanbul’da sezonu açıyor. “aHHval” bir hareket tiyatrosu çalışması. Oyuncuları kadın, farklı yaşlardan ve birikimlerden gelen kadınlardan oluşan sıra dışı bir topluluk bu. Yaş aralıkları 25 ile 70 arasında değişiyor. Neredeyse 10 yıldır bir aradalar. “aHHval” özel bir oyun. Çünkü Türkiye tarihini sivil perspektiften, beden dilini kullanarak yeniden yazıyor ve okuyor. Kişisel hafızalardan, yaşanmışlıklardan kolektif hafızaya sorular soruyor. Dans ve metin bir arada. Metaforlar da çok.

Hareket Atölyesi’nin kurucusu Zeynep Günsur bundan on yıl önce gazeteye bir ilan verdiğini anlatıyor. Her yaştan, her meslekten kadınlar ona başvurunca da zamanla bu katılımcılardan çekirdek bir ekip ile Hareket Atölyesi’ni bu günlere kadar taşıdıklarını söylüyor. Onun için tüm çalışmalar öncelikle bedenlerin kendi içsel tarihi ve hafızasına dayanıyor; yani zihinsel açıklık, fiziksel yetkinlikten önce geliyor.

Atölye’nin bir diğer amacı; katılan herkes için farklı yaratıcı alanlar oluşturabilme niyeti. Günsur atölyenin ilk çalışmasını da anlatıyor; “ilk projemiz Ülke / Yolculuk / Hafıza adını taşıyordu. İç coğrafyalara -yolculuk- durumu ile uğraşan, belgesel ve kurgunun birlikte kullanıldığı bir sahne çalışmasıydı. Belgesel anlatım ile kurgusal anlatım iç içeydi. TCDD, Doğu Expresi görevlileri veya Kars’ta yaşayan biri, sahnedeki oyunculara katılır veya sahne kurgusu içinde yer alanlar gerçek halleriyle filmde belirirdi.”

 

Geçmişle yüzleşmek

Günsur, herkesin yaratıcı enerjisi ve kişiliği ile oyunda varolmasını hedeflediklerini, bu hedef için de çok çalıştıklarını söylüyor. Üretimleri bu yüzden kolektif. 25 ile 70 yaş arasındaki kadınların hayat deneyimlerinin de oyunu çok farklı yönlendirdiği ve zenginleştirdiği açık. Yani bu kaotik durum aslında onlar için büyük avantaj. Çünkü bireysel yaşanmışlıklar birbirine çarpıştırılıyor. Aralarında diş hekimi de var, mimar da, sosyoloji mezunu da...

Hareket Atölyesi oyuncuları seyircinin zihninde bıraktıklarıyla ilgileniyor. Günsur “Elbette” diyor, “sonuçta seyredenin hafızasında ne kaldığı önemli. Oyunda Tanıl Bora’nın Türkiye’nin Linç Rejimi isimli kitabından bir bölüm var mesela. Sonra Halide Edip Adıvar, Tezer Özgü ve Nilgün Marmara... Hepsinin çok güçlü duruşları olduğunu düşünüyorum. Politik metinlerde kişisel politikleri kadınlar, sıradan politikleri erkeklerin ağzından verdik. Özellikle bir kadın duruşu yaratma derdimiz olmadı. Linç rejimini anlatırken pembe elbiseli genç güzel bir kadının ağzından bir masalla başlıyoruz. İki kadın onu kurdelelerle çevirirken pembe bir yığına çeviriyor. Yani metaforları ve karşıtlıkları kullanıyoruz. Gerisi de seyircinin algı olasılıklarına kalıyor.” Hareket Atölyesi “bu ülkede hiçbir şey göründüğü gibi değil” mesajını verirken buralı olmakla kurdukları ilişkiyi keskin yargılardan kaçarak anlatıyor. Ama oyuncular taraflarını seçmişler. Bedensel ifadeye önem verirken de kalıplara mesafeliler. Tabii bu ekibi bir arada tutmak zor olmalı. Herkesin mesleği farklı, çalışma saatlerini ayarlamakta zorlanmaları kaçınılmaz, yaş farkı da önemli. Zira süreç ve bu iyi niyetli ortaklık onları bir arada tutmaya yetiyor. Hem bu ortaklık bir derdi anlatmanın ihtiyacından doğmuş.

Sibel Günsur, Zeynep Günsur’un annesi. Emekli bir öğretim üyesi. Kızıyla birlikte atölyede çalışıyor. Hikâyeyi bir de o anlatıyor: “Önce istemedim, amatördüm ki ben! Herkes kendi bedeniyle ne yapabilirse onu yaptı. 25 ile 70 yaş arasındaki fark büyük. Ama nasıl da güzel anlaştık. Hem ben gençlerle çalışmaktan, bu yaşta bedenimi keşfetmekten çok mutluyum. Yıllarca ben öğrettim gençlere, şimdi onlar bana öğretiyor ve tavsiyeler veriyor. Bu da çok önemli.” 29 yaşındaki Ece Ulutan da ekipte. Dansçı, bale öğretmenliği yapıyor. “İç enerjilerin yaşla ilgisi yok. Biz hayatı kullanıyoruz. Çok tanımlanabilir bir şey değil bu. Burada yakaladığımız zamansızlık çok özel. Hem bedenin unuttuklarını zihinle geri getirmenin keyfini yaşıyoruz” diyor. Leyla Okan ise iki yıl önce katılmış ekibe, plastik sanatlar kökenli bir sanatçı. Yani alanı içinde beden ve alan teması yoğun. Tasarıları da böyle. Okan, “Bedeninizi kullanmaya başlayınca bedenin dışında oluşturduğunuz işler de çok hissedilir oluyor. Bakmakla görmek arasındaki fark anlamlaşıyor. Buradaki yaratım süreci de kişisel birikimlerden çıkıyor, bu da demokratik bir şey” diyor, “Burada bir şeye takılmıyorsunuz, bir şeye dahil oluyorsunuz. Hem kolektif hem de özgür olabiliyorsunuz. Hissedilir olan da bu.”