Bir kent devrimi olarak Cumhuriyet

Atatürk’ün devrimci, dönüştürücü kent anlayışının izinde yeni bir yaklaşımı mutlaka yaşama geçireceğiz.

29 Ekim 2020 Perşembe, 05:30
Bir kent devrimi olarak Cumhuriyet
Abone Ol google-news

Rıza AKPOLAT

Beşiktaş Belediye Başkanı

Cumhuriyet devrimi insanlık tarihindeki en bütüncül devrimlerin belki de en önde gelenidir. Bütüncül olmasından kasıt, insanı, doğayı, yani yaşamın bütün unsurlarını içeren bir değişimi önüne koyması ve bunu gerçekleştirme çabasıdır. 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, büyük bir devrimci, toplum kuramcı ve eylem insanı olarak çağdaşlaşmanın zaman ve mekân ölçeğini çok iyi görüp buna ilişkin bir hareket tarzı gerçekleştiriyordu. Avrupa’da kentlerin çağdaşlaşmadaki yerini çok iyi analiz eden Atatürk, devrimin ancak kentsel bir mekânda gelişme dinamiğine sahip olacağını da çok iyi biliyordu.

MEKÂN VE İNSAN BETONA MAHKÛM

Bir belediye başkanı olarak ben, Atatürk’ün kente yaklaşımını üç düzeyde çözümlüyorum:

1. Kentsel planlama 

2. İnsan odaklı kentleşme 

3. Kır-kent dengesinin kurulması

Ankara’nın başkent seçilmesinin çok farklı nedenleri dile getirilmektedir. Ama bunlardan bence en önemlisi Ankara’nın bir devrim kenti olarak planlamaya uygun olması ve Cumhuriyet Devrimi’ni sembolize etmesidir. O yüzden Ankara devrimin perspektifinden mekânsal olarak tasarlanmıştır. Atatürk, insani gelişimi devrimin temel taşıyıcı unsuru olarak gördüğünden, kenti yurttaşların kendilerini en iyi biçimde gerçekleştirmesi için kurgulamıştır. Kültürel ve sanatsal mekânların tasarımı, insanların bunlara ulaşma kolaylığı insan odaklı kentleşmenin temel tasavvuruydu. 

Büyük devrimci Atatürk, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren tartışılmaya başlanan ve 21. yüzyılın temel politik pozisyonu haline gelen ekolojiyi, henüz 20. yüzyılın başlarındayken kır-kent dengesinin kurulması ekseninde yaşama geçirmişti. Toprakla bağı kopmayan, betona gömülmeyen bir kent aynı zamanda insanı üretici kılmakta ve yabancılaşmasını önlemekteydi. 

Bu anlayış bir kent devrimi olan Cumhuriyet’in temel hareket tarzıydı. Zaman içinde kentlerimiz ranta kurban edilerek bu denge ortadan kaldırıldı. Özellikle büyük kentlerde mekân ve insan betona mahkûm edildi. Son 25 yıla baktığımızda İstanbul başta olmak üzere ülkemizin pek çok kentini uzun yıllar boyunca yöneten zihniyetin; kent kimliğine, tarihine, kültürüne, kent ve insan ilişkisine vurduğu darbenin inanılmaz boyutta bir tahribat içerdiğini görüyoruz. Tarihsel dokusu yok edilen, kültürel birikimi yok sayılan kentlerimiz, ruhu çalınan birer heyulaya dönüştürülmüştür. 

İnsanlarımızın kente bu denli yabancılaştığı bir başka dönem olmamıştır. O nedenle mevcut iktidarın kent anlayışına karşı kentlerimizi yeniden ayağa kaldıracak ve kentsel devrimi gerçekleştirecek bir yönetim anlayışı zorunludur. 31 Mart ve 23 Haziran’da geniş toplum kesimleri bu kent anlayışını mahkûm ettiler. Yeni bir kent anlayışını, yeni bir yönetim biçimini, yeni yaşam alanları inşa edecek bir yaklaşımı talep ettiler. 

Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun büyük bir toplumsal ve siyasal ittifakla ördüğü bu süreç mutlaka başarıya ulaşacaktır. Kentlerimizi içine sürükledikleri bu anlayıştan kurtarmak için çok büyük bir çaba gerektiğinin farkındayız.

ÇAĞDAŞLIĞIN SEMBOL İLÇESİ

İstanbul’da Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu öncülüğünde kenti yeniden insan merkezli bir mekân haline getirmek, yaşayan ve yaşatan yeni kamusal alanlar üretmek için sosyal demokrat belediyeler olarak durmaksızın çalışıyoruz. Hiçbir şey için geç olmadığının ve her şeye yeniden başlayacak birikime ve potansiyele sahip olduğumuzun bilinciyle Atatürk’ün devrimci, dönüştürücü kent anlayışının izinde yeni bir yaklaşımı mutlaka yaşama geçireceğiz. 

Geride bıraktığımız yaklaşık iki yılda çok başarılı bir performans sergilediğimizi bütün kamuoyu yoklamaları ortaya koymaktadır. Beşiktaş’ta hayata geçirdiğimiz yeni kentsel toplumsal düzeni halkımız çok ciddi bir şekilde sahiplenmektedir. Ülkemizde çağdaşlığın, demokratik birikimin ve Cumhuriyet devrimini sahiplenişin sembolik ilçelerinden biri olan Beşiktaş’ta büyük devrimci Atatürk’ün izinde, onun kent anlayışı çerçevesinde çalışıyoruz. En güçlü cumhuriyetçi sahiplenişin mekânı olan Beşiktaş’ta toplumcu, halkçı bir yönetim kavrayışıyla ortak çözümler üretiyor ve yaşama geçiriyoruz. 

Bütün proje ve çalışmalarımızda toplumun tüm bileşenlerini sürecin içine katıyoruz. Meclis üyelerimizden muhtarlara, mahalli derneklerden sivil toplum örgütlerine bütün paydaşlarımızı davet ediyor, tartışıyor ve ortak çözümler üretiyoruz. Charles Dickens “İki Şehrin Hikâyesi” adlı başyapıtına “Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık hem inanç devriydi hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu...” tümcesiyle başlar. 

Bir taraftan otoriter popülist rejimlerin ülkeleri ve toplumları sürükledikleri çatışmalar, diğer taraftan insanlığın karşılaştığı en büyük salgınlarından biri olan Covid-19 salgını tam da Dickens’ın betimlediği bir düzeni önümüze koymaktadır. Bu salgın süreci halkçı ve toplumcu belediyeciliğin neden yaşamsal olduğunu bütün ülke ve toplumların önüne örnekleriyle koymuştur. Biz de bu süreçte Beşiktaş’taki bütün evlere ve işyerlerine girerek yurttaşlarımızın yaşamsal ihtiyaçlarını karşıladık ve dayanışma ağlarıyla Beşiktaşı’mızı sarmaladık. 

Cumhuriyetimizin “kimsesizlerin kimsesi” olduğu bilinciyle ve Genel Başkanımızın “Hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek” hedefiyle üretmenin, paylaşmanın gücüyle mücadele verdik, vermeye de devam ediyoruz. Cumhuriyetimizin yurttaşlık felsefesi, sosyal demokrasinin toplumcu ve halkçı yaklaşımının sentezi yeni bir kent anlayışını üretmeye zemin hazırlamaktadır. Biz betona değil bireyin gelişimine, yurttaşlığın devrimci bir iklimde yeşermesine katkı sunma çabasındayız. 

Cumhuriyetimiz 2. yüzyılına girerken ilk yüzyılın birikimini en iyi şekilde değerlendirip 2. yüzyıla bir perspektif sunma amacındayız. Bu nedenle iddia ile söyleyebilirim ki, Beşiktaş öncü ve cumhuriyetçi kimliği ile 2. yüzyıla en iyi biçimde hazırlanacak ve devrimi her alanda sahiplenmeye devam edecektir. Büyük devrimci Atatürk’e, O’nun “En büyük iki eserim” dediği Cumhuriyet ve Cumhuriyet Halk Partisi’ne kararlılıkla sahip çıkmaya devam edeceğiz. 

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.