Bir küreselleşme projesi olarak Göçen dünya düzeni- 3

ABD ve Batılı müttefikleri 2001’den öteye “şer ekseni” ilan edilen ülkelerde çıkaracakları savaşların hatta bazı ülkelerde iç ya da dış dinamiklerin yol açacağı Arap Baharları gibi karışıklıkların kitlesel göçleri tetikleyeceğini öngörmemişler midir?

21 Ekim 2020 Çarşamba, 02:00
Bir küreselleşme projesi olarak Göçen dünya düzeni- 3
Abone Ol google-news

ABD ve Batılı müttefikleri 2001’den öteye “şer ekseni” ilan edilen ülkelerde çıkaracakları savaşların hatta bazı ülkelerde iç ya da dış dinamiklerin yol açacağı Arap Baharları gibi karışıklıkların kitlesel göçleri tetikleyeceğini öngörmemişler midir?

Göçleri stratejik bir mühendislik konusu ve savaş silahı olarak düşünüp kullananlar için böyle bir ihmal, elbette mümkün değil. 

Peki, aynı ittifakın “üst aklı”, kitlesel göçlerin menzili haline gelecek ülkelerde yerel halkların bu göçleri istila olarak algılayacağını, dilini ve dinini paylaşmadığı yabancıların işini, ekmeğini paylaşmasından pek de hoşnut kalmayacağını bilmez mi?

Üst akıl bile olmaya gerek yok, tarih okuyan herkes bilir ki yoğun göçe maruz kalan toplumlardan bazıları, yabancı kitleyi önce ötekileştirir, ardından iter kakar, sömürür ve durduramazsa savaşır. Husumetin faşizme de geçit verebildiği bu savaşta, güçlü olan kazanır. 

Unutmayalım ki küresel kapitalizm de tıpkı yerel kapitalizm gibi doğanın bir numaralı yasasına uyduğu için bunca başarılı, yani “güçlü olan kazanır” temel kuralına dayanır: Diller, dinler, etniler, hatta müzik, resim, edebiyat gibi sanat akımları dahil kültürler de çarpışır ve büyük sermayenin küçük sermayeyi ezmesi; sanayi üretiminin zanaat üretimini yok etmesi, ucuz işgücünün pahalı işgücünü emek alanından kovması, böylece ucuza mal edenin pahalıya mal edeni piyasadan silmesi gibi, güçlü olan kazanır, kaybedeni de egemenliği altına alır. 

Dolayısıyla kapitalizmin evrenselleşmesine gerekli yeni dünya düzenini tasarlayan sınırlı sayıda karar mercileri (bunlara “süpranasyonal”, yani uluslar üstü yönderler ya da kısaca “üst akıl” deniyor); yerli toplumlarla kitlesel göç toplulukları arasındaki çatışmaları elbette hesaplamıştır.

Küreselciliğin patronları, ekonomi ve sosyolojinin gösterilen hedefe uygun adım yürümediğini, daha çok sardalya sürüleri gibi ansızın, hiç beklenmedik yönde ilerlediğini bilirler. Ama gerek çıkardıkları savaşları istedikleri mevzide, gerekse savaş istemedikleri bölgelerdeki “medeniyetler çatışması”nı kontrol altında tutabilmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

KONTROLLÜ ‘MEDENİYETLER ÇATIŞMASI’NA ÖZEL SÖYLEM: POLİTİCALLY CORRECT

Bu üst akıl, adı ister dinler savaşı olsun ister etniler ya da “Medeniyetler Savaşı”, demokrasileri zayıflatacak ve yer yer faşizme geçit verecek çarpışmalara hazırdır. 

Çünkü sular bulanmadan durulmaz. Çünkü yumurta kırılmadan omlet yapılmaz. Püf noktası, suları durulamayacak kadar bulandırmamak ve yumurtayı elden düşürüp heder etmemek, yani öngörülen çarpışmayı kontrol altında tutmaktır. 

PEKİ, BÖYLE BİR KONTROL SAĞLANABİLİR Mİ?

Küreselciliğin patronları, ekonomi ve sosyolojinin gösterilen hedefe uygun adım yürümediğini, daha çok sardalya sürüleri gibi ansızın, hiç beklenmedik yönde ilerlediğini bilirler. Ama gerek çıkardıkları savaşları istedikleri mevzide, gerekse savaş istemedikleri bölgelerdeki “medeniyetler çatışması”nı kontrol altında tutabilmek için ellerinden geleni yapıyorlar: 

Düşünün ki daha 1990’lı yıllarda, henüz 11 Eylül’ün hayali ve şer ekseni savaşları ortada yokken dillerin, dinlerin, kültürlerin barış içinde birbirine karışacağı melez dünya projesi için geliştirdikleri “politically correct” söylemi, evrensel çapta empoze ettiler. Raslantıya bakın ki Türkiye’de fevkalade politically correct “üst kimlik, alt kimlik” tartışması, bugün resmen 6, gayrı resmi olarak 8/9 milyona ulaşan sığınmacı akınına dair ufukta hiçbir belirti yokken başladı. 

Başta zamanın başbakanı Erdoğan, AKP hükümeti binlerce yıllık Türk kimliği yerine Türkiyeli üst kimliğini önerdiğinde, bizler bu öneriyi ulus devlete karşı, temelinde Kürtlere yönelik etnik ve federatif bir adım sandık. “Siyaseten düzgün” diye çevirebileceğimiz “politically correct” jargonun, ilerki yıllarda akını başlayacak yabancı göçmen ve sığınmacıları “ötekileştirmemek” adına dayatılan küresel projenin bir parçası, algı yaratma ayağı olduğunu anlamadık!

En azından ben anlamadım. 

Oysa 2018’de, göçmenlerin insan haklarını doğruluğu tartışılmayacak “politically correct” söylemle güvence altına alan Marakeş Anlaşması’nın amacı, resmen “güvenli, sürekli ve düzenli göçler sağlamak” ibaresiyle açıklandı. 

Yani küresel yönderler göçleri teşvik ediyor, daha çok göç istiyorlardı!

EZGİ İRGİL’E GÖRE SOSYAL VE EKONOMİK NEDENLER İÇ İÇE

Eşitsizlikler göçü

- Yaşadığımız yüzyılın birinci çeyreğinde artan göçlerin geniş genelinde savaştan kaçış mı, yoksa savaşı gerekçe göstererek ekonomik ya da sosyal mı olduğunu düşünüyorsunuz?

EZGİ ERGİL - Göçler savaş sebepli arttı olarak gözükse de sosyal ve ekonomik sebepleri görünen sebepten ayırmak güç. Bu nedenle son aşama göç etme kararı olarak ele aldığımızda, nedenlerinin çok çeşitli ve iç içe geçmiş sebeplerden kaynakladığını düşünüyorum. Pek çok kez üzerine yazılan eşitsizlik de en başlıca sebep olarak ortaya çıkıyor. Çünkü savaştan kaynaklı bile olsa insanların göç ettiği ülkeleri yine bu eşitsizlikler belirliyor.

- Göçmen yoğunluğu Avrupa ülkelerinde kültür çatışmasından başlayarak faşizme davetiye çıkarır mı?

Faşizm olarak konuşmam güç ama şimdiden de görülebildiği üzere aşırı sağ partilerin oy oranlarının artmasında bir etken olarak görülüyor, her ne kadar aşırı sağın artması sadece göç ile ilgili olmasa da. Buna ek olarak ülkeler giderek sıkılaşan göç politikalarını kabul ediyorlar. Ayrıca kültür çatışması olarak bahsettiğimiz olgu, genelde Avrupa’daki özellikle din ağırlıklı birtakım ezberler üzerinden gerçekleştiği için de bu kavram yerine olan çatışmalar, zenofobi kaynaklı demek daha kapsayıcı olur. Çünkü burada kültürel olarak farklılıklar olsa da genel olarak birbirinden farklı olmak, uzak durmak için yeterli bir sebep oluyor. Bir de eklemek istediğim önemli bir nokta, Avrupa merkezli bakış açısı yüzünden “göç Avrupa’da arttı” dense de aslında Avrupa’ya olan göç sınırlar arası olan göçün çok az bir kısmını oluşturuyor.

- BM’de göçmenlere dair kabul edilen “politically correct» jargonun Marakeş Anlaşması’nda olduğu gibi insan hakları ötesinde başka bir anlamı var mı?

“Politically correct” jargon yalnızca göçmenler için, değil şu an pek çok alanda kullanılan dili alışılagelmiş kalıplardan çıkarmak, seksist söylemleri değiştirmek ve benzeri alanlarda dili yeniden yapılandırmak için de kullanılan bir yaklaşım.

- Niçin Suriyeliler ile ilgili çalışma yapmayı seçtiniz?

Aslında Suriyeliler özelinde çalışmaya başlamadım. Önce Körfez ülkelerindeki kadın göçmenler, daha sonra Latin Amerika’daki benzer göç hareketlerini çalışmaya başladım. Daha sonra Türkiye’yi çalışmayı seçtiğim noktada, çalışmalarım Türkiyeliler ve Suriyeliler olarak ilerledi.

Ben günlük hayatta göçün etkilerini çalışıyorum. Günlük hayat derken sokakta, pazarda, parkta, ve benzeri kamusal alanlarda Türkiyeliler ve Suriyeliler arasındaki etkileşim ve bu alanların kullanımını inceliyorum.

*BÜ Siyaset Bilimi ve Uluslararasi İlişkiler mezunu.The George Washington Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı. Göteborg Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde doktora hazırlıyor.

Röportaj: Zehra Özdilek

SIĞINMACI PROFİLLERİ

‘4 LOKANTAMIZ VARDI’

- Nereden, hangi yıl, kaç yaşında Türkiye’ye geldiniz?

Adım Başa İsa, 25 yaşındayım. 8 yıl önce Suriye’nin Şam şehrinden geldim. 

- Doğduğunuz ülkede askerlik yaptınız mı?

Ben askerlik yapmamak için buraya geldim zaten. Ağabeyim Suriye’de muhalif, Esad’a karşı savaşıyor. 

- Suriye’de ekonomik durumunuz nasıldı?

Dört lokantamız vardı, Esad hepsine el koydu. Orada mal sahibiydim burada çalışanım. 

- Mesleğiniz var mı, varsa nedir?

Orada lokantacılık yapıyordum, burada da. 

- Ailenizle mi, yoksa yalnız mı geldiniz?

Annem ve eşim burada. Ağabeyim ve babam Suriye’de. 

- Kendinizi sığınmacı mı, yoksa göçmen olarak mı tanımlıyorsunuz? 

Kendi sarı kimliğimizi taşıyorum... (anlaşılamadı)

- T.C. yurttaşlığı aldınız mı?

Vatandaşlık almadım. 

‘BURADA HİÇBİR ŞEYİMİZ YOK’

- Nereden, hangi yıl, kaç yaşında geldiniz?

Adım, Ahmed Yahya Adil. 28 yaşındayım. Şam’dan geldim. 

- Doğduğunuz ülkede askerlik yaptınız mı?

Suriye’de askerliğimi yaptım. 

- Suriye’de ekonomik durumunuz nasıldı?

Orada durumumuz çok iyiydi. Evimiz, arabamız vardı; ama burada hiçbir şeyimiz yok. 

- Mesleğiniz var mı, varsa nedir?

Tuhafiyede çalışıyorum, bir mesleğim yok.  

- Ailenizle mi, yoksa yalnız mı geldiniz?

Ailemle geldim.

- Kendinizi sığınmacı mı, yoksa göçmen olarak mı tanımlıyorsunuz? 

.... (Cevap vermedi) 

- T.C. yurttaşlığı aldınız mı?

Vatandaşlık almadım. 

‘HAYAT OKULUNDAYIM’

- Nereden, hangi yıl, kaç yaşında geldiniz?

İsmim Ali Muhammed, 22 yaşındayım. Suriye’nin Halep şehrinden geldim.  

- Doğduğunuz ülkede askerlik yaptınız mı?

9 yıl oldu. Yaşım küçüktü geldiğimde, o yüzden askerlik yapmadım. Babam ve 6 amcam askerliğini yaptı. 

- Suriye’de ekonomik durumunuz nasıldı?

Oradayken ayakkabıcı dükkânımız vardı. Ben de okuluma gidiyordum. Burada okula gitmiyorum. Hayat okuluna gidiyorum. Yine ayakkabıcı dükkânında çalışıyorum. 

- Mesleğiniz var mı, varsa nedir?

Öğrenciydim. 

- Ailenizle mi, yoksa yalnız mı geldiniz?

Ailemle geldim.

- Kendinizi sığınmacı mı, yoksa göçmen olarak mı tanımlıyorsunuz? 

Siyasi nedenlerle değil, savaş olduğu için geldim. 

- T.C. yurttaşlığı aldınız mı?

Vatandaşlık almadım.