Bir Osmanlı bürokratının karikatürleri

Osmanlı bürokratı Yusuf Franko'nun karikatür albümü şimdi İstanbul'da. Dahiyane karikatürcünün öyküsünü Bahattin Öztuncay anlatıyor.

17 Nisan 2021 Cumartesi, 16:00
Bir Osmanlı bürokratının karikatürleri
Abone Ol google-news

Sene 1957. Amerikalı Walker ailesi tatil için İstanbul'da. Kapalıçarşı'yı geziyorlar. Bir antikacıda rastladıkları karikatür albümünü satın alıyorlar. 1997... O albüm ünlü müzayede evi Sotheby's'de satışa çıkıyor ama alıcı yok. Osmanlı bürokratı Yusuf Franko'nun karikatür albümü şimdi İstanbul'da. Dahiyane karikatürcünün bir zaman makinesine binmişçesine günümüze uzanan öyküsünü Bahattin Öztuncay anlatıyor.  

- “Yusuf Bey 19. yüzyılın sonunda Pera’nın Yüklü Portreleri” adlı kitabı Koç Üniversitesi Yayınlarından yayımlandı. Müthiş bir gurur olmalı. Keza ben okurken ve incelerken büyük bir hayranlık duydum. Öncelikle sormak istiyorum Yusuf Bey kimdir? 

Yusuf Franko, 19. yüzyılda Katolik Melkit bir ailede dünyaya geldi. Yusuf’un dedesi 18. yüzyılın sonlarında, Lübnan’daki Ehden adlı bir köyden İstanbul’a taşınmış. Eğitimleri çok iyi ve 19. yüzyılda enteresan bir şekilde Osmanlı İmparatorluğunda etki alanları oluşuyor. Franko 17 yaşındayken Hariciye Nezareti’nde çalışmaya başlamış. Kendisinin hiçbir zaman yurtdışı görev olmamış ve tüm kariyerini nezaretin ana merkezinde geçirmiş. İlk başta Mektubi Kalemi bölümünde kıdemsiz kâtip olarak işe başlayıp daha sonra Hariciye Nazırı özel kabinesinin ilk başkanı olmuş. Yusuf Bey hem sanatçı hem diplomat olarak aykırılık sergiliyor olmanın yanı sıra yabancılarla sosyalleştiği için Abdülhamit döneminin Osmanlı yetkilileri arasında da oldukça istisnai bir konuma sahipmiş. 

- Büyük bir yetenek olsa da siyasi ortamda resim yapmayı, tekniğini nereden öğrenmiş ya da ilham almış olabilir? 

Franko’nun resim kabiliyetinin nereden geldiği bilinmiyor. Dünya çapında karikatür uzmanları eserleri incelediğinde inanamıyorlar. 1850’li yıllarda Sultan Abdülmecit döneminde İstanbul’a gelmiş Maltalı ressamlar vardı. Amadeo Preziosi ve Jean Brindesi gibi. Albümün içinde Preziosi imzalı bir suluboya resmi, Preziosi’nin de kolunun altında “Souvenir de Constantinople” albümü var. Bizim teorimiz Franko’nun bu ressamların arasına girerek onlardan resim dersi almış olabileceği. İnanılmaz bir yetenek olduğu da büyük bir gerçek.

- Yusuf Bey albümü nasıl keşfedildi?

1997 senesinde Sotheby's'de “Yusuf Bey Albümü” müzayedeye çıkmış ve satılmamış. Biz 2016 yılında Murat Germen’le beraber Kanada Toronto Ağa Han Müzesi’nde bir sergi yaptık. Bu sergi de nereden çıktı derseniz, çok enteresandır. Özel ilgi ve araştırma alanım olan James Robertson’ın Anamed’de sergisini yapmıştık. Sergi o dönemde İstanbul’da bulunan Toronto Ağa Han Müzesi müdürü Henry Kim’in çok ilgisi çekmişti. Benzer bir proje başlatmak için müzenin küratörü olan dostum Dr. Filiz Ç. Philip ile İstanbul’un İmgeleri, Geçmişte ve Şimdi adlı bir sergi hazırladık. Yusuf Bey Albümü’ne götürecek olan sihirli kapı da bu vesileyle açılmış oldu. Öngörüşmelerimiz sırasında iş entresan bir boyuta geldi. Bizim şansımız orada bir Türk baş küratör olmasıydı. Filiz Hanım bize depoda kendilerine teklif edilen bir eserin olduğunu söyledi. Müzenin önemli eserler deposunda kasa içinde saklanan orijinal albümün sayfalarını çevirirken bu bizim dedim (gülüyor). Her ne kadar heyecanımı etrafıma hissettirmemeye çalışsam da, Ömer M. Koç’un koleksiyonuna bir mücevher katıyorduk. Heyecan verici tıpkı basım yayın ve sergi projesinin arifesinde olduğumuzdan adım gibi emindim. Biz ekip olarak bir hedefe kilitlendiğimiz zaman önümüzde hiçbir şey duramaz. Bunu gücümüzü maddi açıdan abartmak için söylemiyorum, o tutku ve heyecan var içimizde. 

- Walker Ailesi tatil için İstanbul’a geliyor ve 1957 yılında Kapalıçarşı’dan albüme ulaşıyor. Masalsı bir gerçeklik. Peki Walter ailesi, Yusuf Bey’in sanatını, canlandırma yeteneğini ve de özel bir albüm olduğunu nasıl keşfetmiş? Şans mı?

Tamamıyla şans. Albümü, Kapalıçarşı’dan 135 Dolar karşılığında almışlar. Hatta yanlarında paraları olmadığından ödemeyi ülkelerine dönünce yapmışlar. Aile güçlü ve sanata ilgili. Düşünün ki bunca yıldır eseri tutma ihtiyacını hissetmişler. Bu çok önemli. 1997 yılında aile, veraset durumundan albümü müzayedeye koymuş. Ancak albüm satılmamış. Bizim için büyük bir şans. Bir şekilde ülkemize geri dönüşünün olması Türkiye ve uluslararası sanat tarihi açısından çok önemli. Biz şansımızı iyi kullandık. 

- 23 Mart 2016. Reykjavik. Yusuf Bey Albümünü teslim aldığınız büyük gün Kuzey polisiyesi tadında okudum satırları. Yusuf Bey’in eve dönüş serüvenini bizimle paylaşır mısınız?

Ailenin iki varisi var. Tüm haklar Brooks Walker’da. İlk görüşmeye başladığımızda bir rakam telaffuz edildi. Çok fazla dedik ama “O bize gelecek” biliyorum. Eserin sahibiyiz de şartları oluşturmaya çalışıyoruz. Nihayet uzun yazışmalar sonucunda, Ömer Bey’in de onayıyla anlaştık. Ancak ortada daha büyük başka bir pürüz vardı. Brooks Walker İzlanda’da yaşıyordu. 

- Muazzam bir macera.

Evet. Kanada’da gösterilen albümü teslim almak için, Atlantik Okyanusu’nun göbeğindeki Viking adasına uçmam gerekiyordu. O dönemde de Fagradalsfjall Yanardağı patlaması olmuştu. Külleri saçılmıştı her yana. Büyük maceraydı. Tüm olaylardan sonra nihayet Reykjavik’teki bir otel lobisinde emelime ulaşabildim. Anlaşmamızı daha önceden yaptığımızdan albümü heyecanla bavuluma alıp İstanbul’a getirdim. Uçakta da yanımdaydı tabii bavul. Büyük bir kazanım oldu.

- Büyük maceralı kavuşmanın sonucunda kutlayabildiniz mi?

Brooks Walker’la birlikte bir balık lokantasında, çirkin ama çok lezzetli bir yayın balığı ve bira eşliğinde bu eşsiz alışverişimizi kutladık.

- Albümü alırken pazarlık süreci nasıldı? Franko’nun karikatürlerinde ortaya koyduğu Şark kültürünü, davranışsal olarak uyguladığınızda bir avantajı oldu mu? 

Şöyle ki istenen meblağ yüksekti. Her koleksiyoncunun hemen ödeyebileceği rakam değildi. Albümü almak için İzlanda’ya gitmek ve orada bulunmak çok eğlenceliydi. Gelecek nesillere de aktaracağımız müthiş bir başarı elde ettik.

- Ömer Koç’un doğum gününde albümü İstanbul’a getirdiniz değil mi?

Bu çok enteresan. Tamamıyla tesadüfi olarak İstanbul’a geldiğim ve teslim ettiğim gün Ömer Bey’in doğum günüydü. 

- Çok merak ettim Böyle bir eserde güncel fiyat nasıl belirleniyor? Nasıl bir araştırma yapıyorsunuz?

Yusuf Franko’nun daha önce satılmış hiçbir eseri bulunmuyor. Normal durumda karikatür sanatı da olmak üzere resim sanatında eski müzayede ve galeri satış ortalamalarına göre bir baz fiyat belirleyebilirsiniz. Fiyat belirlemek için de herhangi bir ressamın son otuz yıllık satış kayıtlarına bakabilirsiniz. “Yusuf Franko Albümü”nde böyle bir kayıt maalesef yoktu.

- Karikatürlerinden söyleyecek olursak Osmanlı imparatorluğunun üst düzeyine oldukça yakın, eleştirel, protest bir bakış açısı mevcut. Abdülhamid zamanı sansür ve baskının en yoğun olduğu dönemde bu tip karikatürler gün yüzüne çıkabildi mi? 

Yusuf Bey, karikatürlerini 1885-95 yılları arasında, ticari amaç gütmeden yaklaşık 7-8 sene aralıklarla yapmış ve günyüzüne hiç çıkarmamış, saklamış. Yurtdışı dergilerde yayınlanmış bir örneğini de göremedik. Devlet memuru olduğu için izlenimlerini kendine saklamış. Zaten öyle bir siyasi ortamda cesaret edemezdi diye düşünüyorum. 

- Büyük bir zekanın ve sanatsal becerinin ürünü olan bu albümü paylaşmak ve gelecek nesillere paylaşmak. Ne hissediyorsunuz?

Koç Üniversitesi ANAMED bünyesinde tüm ekip olarak gurur duyduk. Bilinmeyeni ortaya çıkarmaktan büyük bir zevk alıyorum. Avcılık, av merakı gibi. Kılıç balığını yakalayıp akşama misafirleri çağırıp büyük bir keyifle yemek gibi. Hiçbir farkı yok. Aynı lezzet, aynı mutluluk.

- Deniz ve balık tutma merakınız var değil mi?

Var var. Denize çok merakım var. Aslında tüm merakım da buradan başlıyor. Avusturya Lisesini bitirdikten sonra üniversite okumak için Viyana’ya gittim. Şu anda Avusturya’nın en ünlü mağazalarının olduğu cadde de o zaman muazzam sahaflar, galeriler vardı. Düşünebiliyor musunuz? Sahafların vitrininde deniz ve balıkla ilgili inanılmaz eserler vardı. Öğrenci bütçemle bunlardan toplayarak başlayayım dedim. Dükkanlardan birinde sahibi, “nereli olduğumu” sordu? Sonra da “Bak burada İstanbul fotoğraflarından oluşan eski bir albüm var adı da Constantinople” dedi. Heyecanla inceledim. İşte o günden beri sürekli tutku devam etti.

- Yusuf Bey albümü 19 yy hayatını ne kadar gerçekci yansıtıyor?

Güzel bir soru. Aslında 19. yüzyıl hayatını tam olarak yansıtmıyor. Daha çok, Pera’da, Beyoğlu’ndaki belirli bir zümreyi hem öne çıkarıyor hem de hicvediyor. Osmanlının ya da İstanbul’un gerçek, günlük yaşamını göstermiyor. Osmanlı’nın o dönemdeki dışişlerindeki ilişkileri, bulunduğu durum, ekonomik ve siyasi olarak Osmanlı’nın zor dönemini yansıtıyor. Hristiyan ve Yahudi cemaatinin etkisini, Osmanlı’nın kendi yetişmiş, eğitimli insanlarının az olduğunu, yüzyıllar öncesine dayanan bir eğitim sıkıntımızın olduğu gerçeğiyle de yüzleşiyorsunuz. Yusuf Franko karikatürlerindeki en büyük özellik karakterlerin yüz hatlarını aşırıya kaçarak çizmesi. Zoomorfizm de var. Mesela devenin kafasına Rüstem Paşa’yı oturtuyor, İzzet Paşayı arkasından tavuskuşu olarak resmediyor gibi. Derin ve dahiyane bir zekâ. Beni en çok etkileyen ise, hicvettiği herkesin yan yana gelip ipleri bir arada çekerek kendisini asıyor olduğu eseri. İnanılmaz bir deha. 

- Osmanlı fotoğrafçılığı üzerine uzmansınız. Tarihin ya da dönemin gizli gerçeklerini görsel malzeme üzerinden okuyabilir miyiz?  

Bazı fiziki gerçekleri kesinlikle okuyabilirsiniz. Topografik açıdan 1850 yılından itibaren İstanbul’un mimari eserlerinin fotoğraflarının çekildiği gibi Boğaz’daki yalıların, yerleşim yerlerinin de çekildiğini görüyoruz. Mesela 1850’li yıllarda Sultan Ahmet Meydanı’nın ilk çekilen fotoğraflarında ortamın dağınıklığını, karmaşasını görebilirsiniz. Anlıyoruz ki o dönemde de şehir planlaması eksikmiş. Ya da Galata Kulesi’nin sağından solundan aşağı inen,1960’lı yıllarda yıkılmış surlar var. James Robertson kitabında göstermeye çalıştım. Bir üçgen düşünün. Üçgenin tepesinde Galata Kulesi, oradan aşağıya doğru Haliç ve Tophane tarafına inen surlar var. Şimdi yok. Tarih, yol yapılacak diye yıkılmamalı. Şehire sahip çıkmak tarihe sahip çıkmak demektir. Eski fotoğraflarda bu tür gerçekleri yakalayabilirsiniz.

- Yusuf Bey sergisi İstanbul’da olay oldu. Tarihe meraklı olmayanların bile ilgisi çeken müthiş bir sergiydi. Sergi nasıl tepkiler aldı? Nasıl bir sergileme pratiği uyguladınız? Neden?

Serginin ve eşlik eden kataloğun tasarımını Yeşim Demir yaptı. Ayırdığımız bir bölümde Yusuf Franko ve ailesinin biyografisini, soyağacını çıkardık. Sergi bir gösteri gibiydi, onu sahneye çıkardık. Gösterilen ilgi müthişti. Sergiyi Ankara’da da yaptık. Birçok ülkeden yabancı misyonlar geldi ve ziyaretçiler çok etkilendiler.

- Döneminde dünyanın 8. harikası olarak tanıtılan, imparatorların, kralların önünde diz çöktükleri, erkeklerin üstünde yürüsün diye ceketlerini yere halı yaptıkları kusursuz, ilahi Sarah Bernhardt Franko’nun çizimleri arasında yer alıyor. Tanışıklıklar var mıydı?

Onu keşfedemedik. Tüm karikatürleri yüzlerle eşleşiyor mu diye inceledik. Saray ya da portre ressamı olmadığından birebir karşısına oturtmuş olamaz bu insanları. Aklından kalanlardan ya da dönemdeki fotoğraf, gravürlerden faydalanmış olabilir. Ama doğrudan Sarah Bernhardt fotoğrafından alınmış gibi değil.