Biz de bayılmıyoruz sürekli Erdoğan çizmeye

Karikatürist Selçuk Erdem’in uzaylılarını, taş devri insanlarını, hayvanlarını tanımayan yok. Erdem’le üç yıl aradan sonra çıkardığı yeni kitabı vesilesiyle buluştuk ve kafaları meşgul eden o soruyu sorduk: "Penguen kapanıyor mu?"

11 Mayıs 2015 Pazartesi, 14:00
Abone Ol google-news

Selçuk Erdem’le kısa süre önce beşincisini çıkardığı karikatür vesilesiyle Penguen’de buluşuyoruz. "Pazartesi biraz somurtkan günüm" diyor. Keşke diyorum başka gün buluşsaydık ama vakit yok. Sürekli çalışıyor çünkü. Çizgilerini görünce hop diye tanıdığınız çizerlerden Selçuk Erdem. Hayatında elinde bir mizah dergisi almamış insanlar bile mutlaka onun karikatürleriyle karşılaşmıştır. Sadece bu da değil. 18 yaşında başladığı mesleğinde birkaç farklı kuşakla temas edebilen Erdem için bir genç kadın “Çizgileriyle büyüdüğüm insan” yazıyor örneğin. Kendisi de zaten bundan mutlu oluyor, "Kaç kuşak büyüttük" diyor "erken başladığımız için". Penguen kapanıyor mu diye endişelenenleri de rahatlatıyor, "güzel şeyler olacak" diyor

 

SON İKİ, SON BİR’DEN KORKMAYA GEREK YOK 

Mizah dergileri bölünerek çoğalıyor evet. Çünkü bir yerden sonra kadro büyümeye başlıyor, o yüzden biraz da mecbur kalınıyor bu bölünmeye. Şimdi Oğuz Abi’nin (Aral) Gırgır’ı devam ediyor olsa o kadar çok çizerin aynı dergide yer alması mümkün değil. Ben seviyorum zaten, daha çok mizah dergisi olsun. Bizim de mesela şimdi gençlere pek yerimiz kalmadı, o yüzden buna başka bir formül bulduk ama ne olduğunu şimdi söylemem. Bir hafta sonra açıklayacağız. Zaten okurlar farkında, birkaç haftadır kapakta son dört, son üç, son iki yazılarını görüyorlar. Ama korkmasınlar. Penguen kapanıyor mu diye korkuyorlarmış. Öyle bir şey yok, kapanma gibi bir şey söz konusu  değil, güzel bir şey olacak.   

 

BİBER GAZIYLA İLGİLİ KAÇ ESPRİ YAPILIR Kİ

 Penguen’in kuruluşu tam da AKP’nin iktidara gelişine denk geliyor. Şans mı, şanssızlık mı? Şu anlamda şanssızlık: Evet, malzeme veriyor ama istediğimiz malzeme bu değil ki. 12 yılda hep aynı şeyler tartışıldı. Hep aynı konular; iş cinayetleri, biber gazı... Biber gazıyla ilgili ne kadar karikatür çizebilirsiniz? Bir de acı olaylar var, işçi ölümleri, ihmaller var ve bunlar bir türlü değişmiyor. Aynı şeyler bizim önümüze geliyor sürekli. Hep aynı konular var, çok kötü. Erdoğan’ın sesinin çok baskın olması ve alan bırakmaması onun çok fazla çiziliyor olmasına neden oluyor. Biz de çok bayılmıyoruz yani sürekli onu çizmeye. Davutoğlu başbakan ama onun da alanı çok yok, onu çok çizmiyoruz yani. Aslında onu çok çizmemiz lazımdı. 

 

BENİM UZAYLILAR SOKAKTAN İKİ TİP GİBİ

Tipleri okuyucu her zaman çok seviyor ve duygusal bağ kuruyor tiplerle. Çocukluğumda Muhlis Bey çok önemliydi benim için. Biz önemini biliyoruz ama doğal olması, kendiliğinden çıkması ve yaşaması gerekiyor. Benim uzaylılarım var, onlar aslında tip gibi, yeniçerilerle sultanın da hikayeleri de devam ediyor. İsimleri yok ama uzaylı hep aynı uzaylı. Dramatik uzaylı değil, çok önemli uzaylılar da değil. Sokakta dolaşan iki meraklı tip gibiler. 

 

KENDİME TUZAK KURUP ESPRİ ARIYORUM

Espri ararken bilinçli düşünmeyi baypas edip kendimi yakalamaya çalışıyorum. Çizerken büyük oranda malzeme kendinizsiniz. Ve kendinizi bilinçli olarak yakalamanız çok kolay bir şey değil. Biraz bilinçaltınıza girmeniz lazım. Ben kendimi yakalamak için sanki uzaylıların ya da hayvanların hayatı üzerine düşünüyormuşum gibi yapıyorum. Oradan farkında olmadan hayatınıza dair başka şeyler yakalıyorsunuz. Bir tür kendime tuzak kuruyorum diyebiliriz yani espri düşünürken. 

Bir karikatürü sosyal medyada yayınladığım zaman çok sevilirse çoğunluğun tepkisi “aa aynı ben” oluyor. O çizdiğim durum insanlara kendileriyle ilgili bir şey anlatıyor. O zaman o karikatür çok değerli oluyor işte. O aynı ben dedirtebildiğiniz zaman. 

 

ESKİMEMİŞ OLMAK GÜZEL AMA YENİLER? 

 

Bir yandan eski karikatürlerin paylaşılmaya devam etmesi hoşuma gidiyor, çok güzel. Ben 22 yaşında bir karikatür çizmişim, birilerine daha yeni ulaşıyor. İnternette görüyorum, evet bu çok güzel bir şey. Eskimemiş olmak da egoya iyi geliyor. Bir yandan da sürekli yeni bir şey yapıyoruz ya, bir kıskançlık da oluyor. Yani eski işle yeni iş arasında onlar güzel de bunu da beğensinler diye. Hem çok güzel hem de başa bela. 

 

OKURLA ARAMIZDA GİZLİ ANLAŞMA VAR

Sosyal medyada karikatürlerin daha görünür olması bizi düzenli takip etmeyen insanlara ulaşmamızı sağlıyor, o çok güzel, bir şikayetimiz yok. Ama düzenli dergi okuyucusuyla aramızda bir ilişki var. Bir çizerle, yazarla okuyucusu arasında bir sözleşme oluşuyor. Şöyle örnek vereyim: Yakın bir arkadaşınızla birbiriniz arasında yaptığınız espriler vardır, onu başkasının yanında yapmazsınız. Biz de gündem olsun, politik karikatür olsun, kişisel köşelerimizde olsun, o arkadaşlık ilişkisi içinde yapıyoruz esprilerimizi. Çok sivri bir şey de yapabiliyoruz bazen ama okuyucu bizi biliyor. Yıllardır takip ediyor, aramızda ne yapılır ne yapılmaza dair bir sözleşme var. Beni tanıyor okuyucum, bir karikatürde yanlış anlaşılmaya müsait bir şey varsa bile o biliyor, "Selçuk bu zamana kadar bunları yaptı, onu kast etmemiştir" diyor. Fakat bilmeyenler, o düzenli okuyucunun bilgisine sahip olmadıkları için birden irkilebiliyorlar. Arkadaşımla aramızdaki espri ona çok sert gelebiliyor. Çok basit mesela, bir karikatürüm var, inek bir şeyler yiyor, daha çok yeseydim diyor. Birisi bana, “Bir kere de Allah’a şükür demeyi öğrenin” yazmış. Ben ne diyorum, onun kafası bambaşka bir yerde. 

 

EN ÇOK NE SİNİR EDİYORSA ONU KAPAĞA ÇIKARIYORUZ 

Kapakların çoğunu Erdil’le ben yapıyoruz. Pazartesileri herkes eskiz düşünüyor, masaya koyuyoruz ve seçmeye başlıyoruz. En çok beğenilenleri ayırıyoruz, onların içinden de kapaklık bir karikatür var mı diye bakıyoruz, bazen çıkıyor. Yoksa kapak için özel düşünüyoruz. Konu belirlemek çok zor olmuyor, çok baskın bir şey oluyor genellikle. Bizi ne sinir ediyorsa onu kapağa çıkarıyoruz. Espriye karar verdikten sonra bunu en iyi kim çizer diye de düşünüyoruz.

 

MASA BAŞINDA ALTI SAAT 

Zaman ayırmak gerekiyor espri bulmak için. Pazartesi gündem günümüz ona konsantre oluyoruz. Diğer günler daha kişisel köşe üzerine çalışıyoruz. Eskiz defterlerim var, özgürce saçmalamaya başlıyorum. Espri düşünürken editörlük yapmamak, her türlü saçmalamaya izin vermek gerekiyor. Kendi işinize karışmamanız, kasmamanız lazım. Espri için çok uzun blok bir zaman ayırmanız gerekiyor. Yani beynin ısınması zaman alıyor. İlk akla gelen şeyler genellikle iyi çıkmaz, biraz bilinçaltından bir şeyler çekmek gerekiyor. Onun için de yüksek konsantrasyon lazım. Altı saat bölünmediğim bir çalışma gerekiyor benim için. Ne kadar masa başında oturabildiğiniz çok etkili. Bazı insanlar çok dayanamaz ona, bazıları da dayanır, o belirliyor işte çizerin başarısını. 

 

KİTAPLARI HAZIRLARKEN ACIMASIZ OLUYORUM 

Çok düzenli takip edemeyen okuyucu var, onlar için iyi oluyor kitaplar. Biz kendimiz de seviyoruz aslında itiraf edeyim. Ama biriktirmek, saklamak isteyen okuyucu oluyor, tekrar okumak isteyen okuyucu oluyor. Ben kitapları hazırlarken çok seçme yapıyorum, çok karikatür eliyorum. Ben kendi işime biraz acımasız bakabiliyorum. Şimdi derginin 658’inci sayısındayız, kapakların yarısı benim esprim olmuştur herhalde. Ama gündemin geçiciliğini sevmiyorum galiba. Ya da kişisel dünyama daha çok değer verdiğim için herhalde o kapaklardan kitap yapmaya meraklı değilim, bilmiyorum. Gerçi belli de olmaz. 

 

TEK BAŞINIZA ÖZGÜR OLAMIYORSUNUZ 

 Biz otosansür uygulamamak istiyoruz ve içimizden geldiği gibi çizmeye devam ediyoruz ama uygulamasak bile, karikatürler için konuları nerden alıyoruz? Basından. Yani basında sansür varsa bize yansıyor. Bu etrafınızdaki atmosfer gibi bir şey. Tek başınıza özgür olamıyorsunuz. O yüzden basına bütün baskılar bizi de etkiliyor. Bizim de kafamızı açacak köşe yazıları, düzgün habercilik okumamız lazım, bunlar azalırsa bizi de zor durumda bırakıyor. 90’larda yapılan şeyler, bugün yapılamaz oldu. Mizahın yine de sıyrılacak yolları var, basının genel olarak durumu daha zor bence. Her zaman yolumuz var yani, karikatürün doğasında her zaman siyasilik var. Bizim kişisel karikatürlerimizin bile doğasında var, çünkü günlük hayata yönelik bir eleştiri.