Bizim kızların Asya tecrübeleri

Voleybol Türkiye’nin bir numaralı kadın sporu. Kadın voleybolcular hem milli takımda, hem de kulüp takımlarında birçok başarıya imza atıyor. Bir de Türkiye’yle yetinmeyip yabancı liglerde oynayanlar var. Üstelik öyle yakın ülkelerde değil, Uzakdoğu Asya’da! Son üç sezonda dört Türk oyuncu Japonya, Güney Kore, Çin ve Tayland liglerinde forma giydi. Dördüyle de Asya’daki günlerini konuştuk…

14 Nisan 2015 Salı, 21:16
Abone Ol google-news

Seda Tokatlıoğlu (28) ,
Çin Ligi, Motor BAIC Pekin

MENEJERİM İKNA ETTİ Geçen sezonun önemli bir bölümünü sakat geçirdikten sonra Fenerbahçe’den ayrıldım ve yaz aylarında Çin’in BAIC Motor Pekin takımıyla anlaştım. Avrupa’dan da teklifler vardı, ama menajerim beni Çin Ligi’ne gitmem konusunda ikna etti. Milli Takım kampları sebebiyle Pekin’e Ekim ortasında gittim. Sıkı bir hazırlık döneminden sonra Kasım başında lig maçları başladı. 

ÇİNLİLER AZ KAZANIYOR Çin’deki en çarpıcı nokta, antrenmanların çok ağır geçmesi. Türkiye’de iki saatlik antrenmanlara alışığız ama orada 4.5-5 saat çalışıyorduk. Buna karşılık kulüplerin yapısı Türkiye’deki kadar profesyonel değil. Salonlar ve soyunma odaları çok sade. Çinli oyuncular da çok az para kazanıyor. Benim gibi yabancı oyuncular ise Türkiye şartlarının bile üzerinde ücret alabiliyor orada. Bir de şu var tabii, Türkiye’de alışmadığımız: Ücretimiz söz verilen tarihte tak diye ödeniyor. Eğer o gün hafta sonuna geliyorsa erken ödeniyor.

TAŞKIN SEYİRCİ YOK Çin’de lig sezonu son derece kısa. Salı ve cumartesi olmak üzere, haftada ikişer maç yaparak sezonu hızlı bir şekilde 2.5 ayda bitirdik. Coğrafi olarak büyük bir ülke olduğundan uçakla ve hızlı trenle bile deplasman yolculukları 4 saatten uzun sürdü. Pekin’de olsun, diğer şehirlerde olsun maçlarda tribünler hep doluydu. Buna karşılık seyircinin herhangi bir taşkın davranışını görmek mümkün değil. 

ÇİN SEDDİNE GİTTİM Çin’de sokakta veya herhangi bir mekânda en çok gözüme çarpan şey insan kalabalıkları oldu. Her yer kalabalıktı. Nüfusun nasıl 1.5 milyar olduğunu anladım böylece. Geçen yaz evlendiğim için voleybol kondisyoneri eşim de benime birlikte geldi. Bu sayede pek yalnızlık çekmedim. Çinli oyuncular gibi, kulüp yurtları yerine kiraladığımız dairede yaşadık. Yoğun ve maç programı sebebiyle fazla gezme imkânımız olmadı. Ancak yine de Çin Seddi’ne gittim.

DİL SIKINTILI Yemekler ve dil konusunda biraz sıkıntı çektik doğrusu. Zaten Çin alfabesini öğrenmek mümkün değil. Bana günlük konuşmada yardımcı olacak bazı temel kelimeleri öğrendim. Antrenman ve maçlarda konuşmaları İngilizceye aktaran bir çevirmen vardı. Çin yemekleri de bizim damak zevkimize pek uygun değil. Yanımızda sadece beyaz peynir götürmüştük. Ama özellikle yiyecek kahvaltılık bulmakta çok sıkıntı çektik. Bir daha Çin’e gidersem vakumlayıp bir sürü yiyecek alacağım yanıma.

 

Öğrendiğim en önemli şey sabır

Yeliz Başa (27), Japonya Ligi ve Güney Kore Ligi, NEC Red Rockets

 

GİZEMLİ ÜLKE 25 yaşımda Japonya Ligi’ne gittim. Başka ülkelerden de teklif vardı. Son aşamada eşimle ve menajerimle birlikte karar verdim. Japonya gizemli bir yerdi, voleybolda da milli takım bazında genellikle ilk 3’te çoğu kez, kariyerim için doğru tercih olacağını düşündüm.  

MAÇLAR ÇOK ÇEKİŞMELİ Çok başarılı bir voleybol ülkesi olduğu,  hedef turnuvalarda milli takımla bize karşı elde ettikleri başarı ve genelde ilk üç içinde bitirmelerinden az çok belli oluyor. Japon ligi inanılmaz çekişmeli. Bütün takımların seviyesi dengeli, kimin kimi yeneceği belli olmuyor. Genelde maçlar 5 sete gidiyor.

 3. SEZONUM Bu benim Uzakdoğu’daki üçüncü sezonum. İlgiden  gayet memnunum. Tabii başarılı olmasaydım bu kadar ilgi olmayabilirdi. Neyse ki NEC takımıyla şampiyonluğa oynuyoruz ve bu ekibin tek yabancı oyuncusu olarak katkı vermek beni ayrıca gururlandırıyor. Kulüp ve antrenörümle birbirimizi iyi anlıyoruz. Sınırlarımızı biliyoruz. Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum.

EŞİM İSTANBUL’DA Eşim diş hekimi ve işi sebebiyle İstanbul’da yaşıyor. İstanbul’da da işleri yoğun, o yüzden çok seyahat ediyor. Ama buraya da çok sık gelip gidiyor. Burada da Japon meslektaşlarıyla mesleki çalışmalarda bulunuyor.

TOPUN YERE DÜŞMEDİĞİ TEKNİK Geçen sezonu da Güney Kore’de Hyundai takımında geçirdim. Japon kulüplerinde karar süreci biraz ağır sürüyor. Hyundai cazip bir teklifle gelince kabul ettim. Kore’de sistem sadece yabancı oyuncu üzerine kurulu. Savunma daha zayıf, ama kaliteli yabancılı sert bir  lig. Buna karşılık Japonya inanılmaz savunma yapılan, topun yere düşmediği, tekniğe dayalı bir lig.

DAHA BURADAYIM Asya’da öğrendiğim en önemli şey sabır. Burada üç yılı tamamlıyorum, ama madalyonun öbür tarafı hiç de öyle kolay değil! Günde 8 saat idman yapılan bir yerde her sezon tatilsiz dokuz ay kalıyorum ve her maçta oynuyorum. Bu son derece yıpratıcı! Gelecek sezon için şimdiden sözleşme yeniledim NEC’yle. Bir daha buradayım yani. Sonrasını zaman gösterecek. Ama bu idmanlara ve tempoya dayanabildiğim kadar Japonya’da kalmak istiyorum.

 

Yemeklere öyle bayıldım ki, Türkiye’ye 5 kilo alıp döndüm

Dilara Bilge (24), Japonya Ligi, Tobacco Marvelous Osaka Takımı

2013’te Galatasaray’dan ayrılıp kiralık olarak Japon Ligi takımı Tobacco Marvelous Osaka ile anlaştım. Menajerlerimin tavsiyesiyle çok ani bir karar verdim. Orada belki de dünyanın en profesyonel voleybol ortamıyla karşılaştım. Her detay düşünülmüştü. Temizlik 10 numaraydı. Yemeğinden, sağlık merkezine her şey kusursuzdu. Ağustos sonu Osaka’ya vardım. Hem sezon öncesinde hem de kasımda lig maçları başladıktan sonra çok yoğun bir antrenman temposunun içine düştüm. Günde toplam beş beş buçuk saatlik ikişer antrenman yapıyorduk. Daha çok taktik çalışmalar yapıyordu. İlk bir ay uyum sağlamakta biraz zorlandım. Maçlarda ise şunu gördüm: Japon oyuncular kısa boylu. Ve bu açığı kapatmak için sıkı savunmaya dayanan çok hızlı bir oyun oynanıyor. 1.91 metrelik boyuma karşın oyunun hızına yetişip blok yapmakta zorlandım.

İTAATKAR BİR KÜLTÜR 

Japonya’da itaatkâr bir kültür var. Takımda da antrenöre karşı çıkma diye bir adet hiç yok. Ona adeta bir tanrı muamelesi yapıyorlar. “Neden” sorusunu bilmiyorlar. Bunu doğrusu yadırgadım. Müthiş bir seyirci ilgisi var voleybola. Hem kendi sahamızda hem deplasmanda tribünler tıklım tıklım doluydu. Osaka seyircisi de sık sık Türk bayrağı açtı tribünde. Bir gelenek var: Seyirciler maç öncesinde oyunculara hediyeler veriyor. Kulübün web sitesindeki ankete bakıp bana makyaj seti bile veren çıktı. Siz de onlarla fotoğraf çektirmelisiniz karşılığında. Çünkü orada her şey seyirci memnuniyeti üzerine kurulu. Japon mutfağına ise tek kelimeyle bayıldım. Gerçekten çok alıştım yiyeceklerine. En sevdiğim ise tempuraydı. Bol bol deniz ürünü de yedim. Düşünebiliyor musunuz, o antrenman temposuna rağmen bir sezonda 5 kilo alıp döndüm Türkiye’ye! Çin’deki kamptan dönerken neredeyse yeri öpecektim Japonya’da.

Maçlar AVM’de oynanıyor

Selime İlyasoğlu (26), Tayland Ligi Idea Khon Kaen takımı

 

Beşiktaş’la yollarımı ayırınca voleyboldan uzaklaşmak istemedim. Menajerimle teklifleri değerlendirdik. Avrupa’daki transfer dönemi bitmişti. “Uzakdoğu’da bir takım ister misin” diye sordu. “Neden olmasın?” diye düşündüm. Sonuçta hem değişik bir kültürle tanışacaktım, hem de kısa süre kalacaktım. 

ARKADAŞLARIMI BULDUM Tayland Ligi’ni bilmiyordum ama Ereğlispor’da oynarken üç Taylandlı takım arkadaşım vardı. Onların ne kadar sıcakkanlı ve yardımsever olduğunu görmüştüm. Onları Tayland’da buldum. Tayland Milli Takımı’nda oynayan oyuncular burada çok değerli. Türkiye ye kıyasla da ücretler gayet iyi.Oyuna gelince fizik kapasitelerine göre tabi ki daha defansif, çabuk ve bol kombinasyonlu bir voleybol tarzı var. Açıkçası bu, burayı tercih etmem için de bir sebepti. Çünkü ben de çabuk oynayıp defansı seven bir oyuncuyum. Bu sayede uyum sağladım. Seviye beklentimin çok üstündeydi. İlk 2 hafta antrenman yaptım sonra da dört gün play-off maçlarına oynadım.

Maçların AVM’de oynanması hem medya, hem de seyirci açısından çok avantajlı. Tribünler o kadar dolu ki yer bulamayanlar yan tarafta TV’den izliyor. Bana karşı da çok sıcak ve ilgililer. Sürekli fotoğraf çektirmek istediler ve ayrıca bol bol hediye verdiler.

Eşim işleri dolayısıyla benimle gelemedi fakat menajerim bana eşlik etti. Trafiğin yoğunluğu beni şaşırttı açıkçası, keza trafiğin ters taraftan akması da… Kültürel olarak çok farklı bir ülke tabii, ama insanlar hep güler yüzlü, stres yok, çok rahatlar. Antrenmanlardan dolayı çok gezme imkânı bulamadım. Bu hafta bazı takım arkadaşlarımla tropik adadayım. Gelecek sezonu tekliflere göre değerlendireceğiz. Ama tekrar bir Asya macerası yaşamak isterim neden olmasın. 

Basketbola yön

veren rekabet

 

1980’lerde NBA’deki Celtics-Lakers rekabeti aynı zamanda Larry Bird ile Magic Johnson arasındaki amansız çekişme anlamına da geliyordu.

 

Türkiye’de henüz NBA yayınlarının başlamasına üç sezon daha vardı. Ama bundan 30 yıl önce, yani 1985’te ABD basketbolu, amansız bir rekabetin etrafında dönüyordu: Boston Celtics-Los Angeles Lakers. 80’ler boyunca Doğu yakasının sert oyunla sonuca giden beyaz çocukları Celtics ve Batı yakasının fastbreak’lerle baş döndüren siyah yıldızları Lakers’ın çekişmesi NBA’e ilgiyi tamamen değiştirdiği gibi sonrasında birçok kitaba konu oldu.

Bu rekabet aynı zamanda iki oyuncunun da çekişmesiydi. Celtics’in “Beyaz Ümit”i Larry Bird takım oyununa yatkınlığı, son saniyelerde bile en zor şutu kullanırken hiç bırakmadığı soğukkanlı tavrı, inanılmaz açılardan attığı paslarıyla beyaz Amerika’nın sevgilisiydi. 

Buna karşılık 2.05 metre boyuyla oyun kurucu oynayan, akrobatik paslarıyla “Sihirbaz” lakabını hak eden Magic Johnson yüzünden hiç eksilmeyen gülümsemesiyle siyahların ama aynı zamanda Hollywood sosyetesinin bile hayranlık duyduğu oyuncuydu. 

1980 ile 1988 arasında Lakers beş, Celtics üç NBA şampiyonluğu kazanırken gözler hep bu ikilinin üzerindeydi. Aralarındaki rekabet öyle bir seviyedeydi ki normal sezonda iki oyuncunun sabah ilk işi gazeteyi açtıklarına birbirlerinin önceki akşamki maç istatistiklerine bakmaktı. Larry Bird hayat hikâyesini anlattığı “Drive” kitabında Magic’in daha önce şampiyonluk kazanmasına nasıl özenerek baktığından dem vuruyordu yıllar sonra. 

 

Lakers depresyonda

Jeff Pearlman’ın 1980’lerdeki Lakers’ı anlatan “Showtime” kitabı iki takım arasındaki rekabetin her sezon nasıl daha da alevlendiğini çok iyi anlatıyor. 1984 Final serisinde Lakers maçlarda 2-1 öndeyken şampiyonluğu rakibine kaptırınca oyuncular günlerce depresyondan çıkamıyor, keza ertesi sezon finalde bu kez Celtics kaybedince hemen yeniden yapılanma söz konusu oluyordu. 

Ama belki de bu rekabetin büyük yıldızların hırsını bile ne seviyeye taşıdığını Jackie MacMullan’ın “When The Game Was Ours” kitabının satır aralarında okumak mümkün. 1984’te Boston’daki finalin yedinci ve son maçını kazanan Celtics şampiyonluğa ulaşıyordu. Lakers’tan Magic Johnson odasına girdiği anda hüngür hüngür ağlıyordu. Üzüntü ve hayal kırıklığından sabah kadar gözünü kırpmayıp yenilginin rövanşını nasıl alacağının planlarını yapmaya başlıyordu.

Larry Bird mü? O da sabah kadar şampiyonluk kutlamalarında içiyor, coşuyordu. Takımdaki en iyi arkadaşlarından Quinn Buckner öğleden sonra Bird’ün evine uğradığında tek düşüncesi kutlamalara devam etmekti. Ama karısı Bird’ün evde olmadığını söylüyordu. Buckner hayretler içinde Bird’ün koşudan döndüğünü görüp sordu, “Ne yapıyorsun yahu?” Bird sakince yanıtladı: “Gelecek sezona hazırlanıyorum…”