Brüksel’de karanlık işler

“Zifiri karanlıkta yemek yemek!” başlığını atacaktım aslında bu yazıya. İçerik de neredeyse hazırdı. “Artık Brüksel’de de zifiri karanlıkta yemek yenebilecek. Hotel Warwick Dans le Noir (Karanlıkta) restoran zincirini başkente getirerek Brüksellilere karanlıkta yemek yeme fırsatı sunmaya başladı

18 Temmuz 2021 Pazar, 02:00
Brüksel’de karanlık işler
Abone Ol google-news

“Zifiri karanlıkta yemek yemek!” başlığını atacaktım aslında bu yazıya. İçerik de neredeyse hazırdı. “Artık Brüksel’de de zifiri karanlıkta yemek yenebilecek. Hotel Warwick Dans le Noir (Karanlıkta) restoran zincirini başkente getirerek Brüksellilere karanlıkta yemek yeme fırsatı sunmaya başladı. Menü, yemeğinizi yiyene kadar büyük bir sır olarak kalıyor. Gıda alerjisi olanlar veya diyabet hastaları bunu önceden bildirirse menü bu özel durumlara uyarlanıyor.1993’te Paris’teki “Karanlıkta diyalog” adlı bir sergide ortaya çıkan konsept, 1999 yılında ilk olarak Zürih’te restoran olarak vücut bulmuş, Almanya ve Fransa üzerinden tüm dünyaya yayılmış. Hatta İstanbul’a kadar ulaşmış. Artık bu olağandışı deneyimin tadı Belçika başkentinde de çıkarılabiliyor. 

Zifiri karanlığa girince paniklemeyin. Cep telefonunuzu girişte bıraktıktan sonra bu konuda 15 gün özel eğitim almış olan bir görme engelli garson/rehber size eşlik ediyor ve masanıza götürüyor. Görme engellilerle empati kurmayı, onların daha iyi anlaşılmasını sağlamayı amaçlayan insancıl ve sosyal bir girişim. Ayrıca görme duyunuz devre dışı kaldığı için tat ve koku alma yetileriniz artıyor. Lokantanın dekorasyonuna, yemeğin görünümüne, etraftaki diğer insanlara ve ayrıntılara takılma, yoğunlaşmanızın sekteye uğraması riski yok. Yemeğin tadını tamamen farklı bir şekilde keşfetme fırsatı yakalıyorsunuz. Karanlıkta sosyalleşmek de yeni bir deneyim olabilir. Yemek boyunca görme engelli bir rehberden destek alıyorsunuz. Restoran zinciri görme bozuklukları konusunda olumlu farkındalık yaratmayı umuyor. 

Rehber garsonlar müşterileri karşılıyor, konsepti ve sırasıyla neler olacağı hakkında kısa bir bilgi veriyor. Sırasıyla zifiri karanlıkta, başlangıçlar, ana yemek ve tatlı geliyor. Daha sonra görme engelli garson sizi çıkışa yönlendiriyor. Konukların tabaklarında tam olarak ne buldukları yemek sırasında bir sır olarak kalıyor. Müşteriler rehber garsonu soru yağmuruna tutuyor ama garsonlar yanıt vermek yerine “müşterilerden ne yemiş olabileceklerini, ne tattıklarını tahmin etmelerini” istiyor. Deneyimin sonunda müşterilere ne yedikleri anlatılıyor. Siz balık yediğinizi sandığınız halde aslında tavuk yediğiniz ortaya çıkabilir...”

Biraz tarihçe ve çeşitli ülkelerden bir iki örnek de ekledik mi yazının tadına doyum olmazdı. “Brüksel’de hapishane hücresinde parmaklıklar arkasındaki masalarda bir şeyler içmek ya da yemek isteyenlerin mekânı “Alcatraz Tapas Bar” ilk başlarda ilgi odağı olmasına karşın yaşamı uzun sürmedi, kapandı. Bakalım “Dans le Noir restoranı” deneyimi ne kadar dayanacak?” diye de bitirirdim. 

AĞIR TABLO...

Ancak bir taraftan kuşlar Brüksel’i terk ederken kentte 400 kişinin sığınmacılara genel af çağrısıyla açlık grevi yapması başka konularda da empati yapmamız gerektiğini dayattı. 24 kişinin yaşamını yitirdiği Belçika’nın ve 130 kişinin öldüğü Almanya’nın bir kısmını sel götürürken ve insanlar Brüksel’de ölüm orucundayken karanlıkta yemek yemeyi yazmak ters gelebilirdi. İkamet statüsü kazanmak için gerekli resmi belgelere sahip olmadıkları için sans-papiers olarak bilinen yaklaşık 400 kâğıtsız göçmen, Brüksel’in merkezindeki Beguinage Kilisesi’nde ve Brüksel’deki VUB ve ULB üniversitelerinin iki kampusunda 50 günü aşkındır açlık grevi yapıyor. Durumları o kadar vahim ki doktorlar artık vücutlarına verilen zararın geri döndürülemez hale gelebileceği bir aşamada olduğu ve ilk kurbanlarını verebileceği konusunda uyarıyorlar. Aralarında düşünür, sanatçı ve siyasilerin de olduğu 100’ü aşkın kişi, De Morgen gazetesinde Brüksel’deki açlık grevcileriyle dayanışma mesajlı açık bir mektup yayımladı. 

Metinde, Belçika’da kaçak olarak kalan kâğıtsızların, üstelik kamu tarafından finanse edilen projelerde bile ağır yeraltı inşaat işçiliğinde durumları kötüye kullanılarak saati 3 Avro’ya çalıştırıldıkları ve acımasızca sömürüldüklerine vurgu yapıldı. Belçika’nın göç politikasının, Fransa ve İspanya gibi ülkelerde halihazırda olduğundan daha kötü olmasa da açlık grevcilerinin taleplerinin kabul edilmesinin nasıl engellediği konusuna değiniliyor. 

AŞIRI SAĞ SÖYLEMİ

Mektupta, “Belçika hükümeti -diğer bir dizi Avrupa hükümeti gibi- ciddi bir siyasi hata yapıyor. Aşırı sağın yükselişinden etkilenerek “katı ama insani” bir göç politikası uygulayarak mesafeli davranıyor. Bu, insan haklarına ve uluslararası hukuka değer veren söylemleri kullanırken aşırı sağ partilerin göç programının sulandırılmış bir versiyonunu kullandıkları anlamına geliyor” deniliyor. Federal hükümet, şu ana kadar Göç ve Sığınma Bakanı Sammy Mehdi’nin şahsında, kapsamlı af talebini açıkça reddetti ve bireysel mültecilik sürecini işletti. Başbakan Alexander de Croo, Mehdi’ye tam ve açık kamuoyu desteği verdi.

Belçika’nın dört bir yanından inanılmaz manzaralar, sosyal medyada ve diğer medyada paylaşıldı. Verviers’de (Liege Eyaleti) bir fotoğraf karesi, kentten daha çok denizi anımsatıyordu örneğin. Belçika’nın güneyini ve Limburg’u sel götürüyordu az kalsın. Kentler denizaltı şehirlerine dönüştü. Yazı kaleme alınırken 24 kişi can vermiş, kayıp kişileri arama ve maddi hasar tespit çalışmaları ise devam ediyordu. Almanya’da yaşamını yitirenlerin sayısı 130’lara ulaşırken onlarca kişi ise kayıptı. Tüm bunların sorumlusu biz insanlarız. İklim değişimi yoğun yağışlara ve sellere neden oluyor. “Sıcaklık bir derece yükseldiğinde, atmosfer yüzde yedi daha fazla su tutabilir. Daha sıcak havalar ve daha fazla yağış, bu çelişkili değil. Gelecekte Belçika için daha kurak yazlar bekliyoruz. Aynı zamanda daha fazla ve yüksek yoğunlukta yağmur kaçınılmaz”, diye açıklıyor Profesör Wim Thiery Flamanca yayımlanan “Terzake” adlı televizyon programında.

İnsanlığın göçmen kuşları sığınmacılar Brüksel’de “yasal oturum” için ölümüne mücadele ederken Brüksel bölgesinde yaşayan ve yuva yapan serçeler Brüksel’i terk ediyor. Brüksel Çevre Ajansı tarafından yürütülen bir araştırmaya göre, karatavuk sayısı ise son 30 yılda yarı yarıya azaldı. Her yıl kuş sayımı projesi yürüten ajansa göre, Brüksel’deki kuş popülasyonu 1980’lerin başından bu yana yüzde 16 oranında azaldı. Bunun farklı nedenleri var tabii. Karatavuklar açısından, sivrisineklerle taşınan ve karatavuklara bulaştırılan ölümcül usutu virüsü kısmen sorumlu olsa da daha sıcak, daha kuru iklim, karatavukların toprakta yiyecek bulmasını da zorlaştırıyor. Uzmanlara göre “şehirde henüz farkında olmadığımız başka stres faktörleri de olabilir”. 

Fransızca yayın yapan devlet televizyonu RTBF’ye “Neredeyse hiç serçe kalmadı” diye konuşan Biyolog Anne Weiserbs, diğer büyük Avrupa şehirlerinde de kuş popülasyonlarının azaldığını, ancak serçe sayısında Brüksel rakamlarının belirgin olduğunu vurguluyor. Evler ve binalar yenilenip daha iyi yalıtıldıkça, kuşlar ve özellikle serçeler artık yuva yapacak yer bulamıyorlar.

Kuşların boşluğunu doldurmaya aday “göçmen kuşlar” ise yasal oturum ve yaşama hakkı elde edebilmek için can atıyor, canlarını tehlikeye atıyor. İklim değişimi, aşırı sağın yükselişi, sığınmacılara demir perde örme eğilimi, görme engellilerle empati vb işlere akıl sır ermiyor. Alangirli karanlık işlerini anlayabilmek için “insanlığa görme engelli” kapitalist sistemle empati yapmaya ise hiç niyetim yok!