Bu rahatlık cezasızlıktan geliyor

Tecavüzcü dostu kararları ve vatandaşa yaklaşımı tarifsiz polisiyle devlet, bu ayrımcılık suçunu işleyenlerin yanında duruyor. Oysa insanlık ve hukuk “ayrımcı kıstaslar”dan uzak durmayı, Özgecan’a ve Mutlu’ya gösterilen duyarlılığı trans birey Kemal’den esirgememeyi gerektiriyor.

20 Temmuz 2015 Pazartesi, 12:58
Abone Ol google-news

Türkiye’de bir zamanlar, çok uzun yıllar uygulanmış bir yasa maddesi vardı: TCK 438! Tecavüz edilen kişi bir fahişeyse cezayı üçte iki oranında indiren bu madde, bir anlamda seks işçiliği yapan kişileri tecavüz edilebilir, "üçte bir oranında insan” sayıyordu. 

1986 yılında bir gün Antalyalı bir kadın 3’te 3 insan sayılan dört erkeğin tecavüzüne uğradı. Seks işçisi değildi ancak sanıklar bir erkekle nikahsız yaşadığı için öyle olduğunu ileri sürüyor, dolayısıyla yasanın verdiği "haklarını" istiyorlardı. Mahkeme indirim vermek yerine söz konusu maddenin Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu belirterek iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. Ama Anayasa Mahkemesi'nin 11 erkek üyesinden sadece dördü maddenin iptalini uygun buldu. Kalan yedisine göre "iffetli kadına tecavüzle iffetsiz kadına tecavüz aynı şey değildi!" 

Karar başta feministler olmak üzere, kamuoyunda tepki yarattı. Eylemlerde eşcinseller ve translar da vardı -ki o yıllarda onlar, Beyoğlu Ekipler Amiri “Hortum” lakaplı Süleyman Ulusoy tarafından İstiklal Caddesi’nde ya da karakolda hortumla dövülüyordu. Feministler bir yandan "fahişelik suç değil, meslektir" derken, bir yandan da kadınların iffetli-iffetsiz diye ayrılmasına itiraz ettiler. “Haklı tecavüz olamaz”dı. Nihayet, 1990’da TCK 438 iptal edildi, indirim kalktı.

 

En son mağdur Kemal Ördek

Aradan 25 yıl geçti. Bugün, kağıt üzerinde yapılan değişikliklerin kafalar değişmedikçe suya yazılmış olduğunu tekrar tekrar gördüğümüz günlerdeyiz. Trans, seks işçisi ve Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği Başkanı Kemal Ördek’in başına gelenler ve başına gelenlerden sonra polisin takındığı tutum, bunun son örneğini oluşturuyor, insanlığın üçte birde kaldığını gösteriyor. Artık 1990’larda değiliz ama LGBTİ’lerin zorla saçları kazıtılıp hortumla dövülerek yok edilebileceği fikrinin yerini tedavi etme, kalabalıklar önünde aşağılama, hedef gösterme, “yaradandan ötürü bile sevememe” aldı. Bu nedenle, Ankara’daki evinde tecavüze uğrayan, gasp edilen, üç erkek tarafından para çekmesi için zorla ATM’ye götürülürken, şans eseri polisi görünce can havliyle yardım isteyip kurtulmaya çalışan Kemal Ördek, Ankara polisinden mağdur değil, suçlu muamelesi gördü. Belli ki Ördek’i değil “Biz erkek adamız memur bey, siz bizim halimizden anlarsınız, bu ibnenin lafına inanmayın” diyen zanlıları muteber bulan polis, derdini anlatmaya çalışan Ördek’i “Sen sus, sormadan konuşma” diye azarladı. Karakola götürürken zanlıları arka koltuğa, Ördek’i suçluların konduğu kafes denilen bölüme oturttu. Karakolda suç duyurusundan vazgeçme teklifinde bulundu, işlemleri saatlerce uzattı, ifadesini kendi bildiği gibi yazmaya çalıştı, avukatını payladı. Ördek’in arkasından Lut kavmi geyiği yaparken, tehditlerine bizzat şahit olduğu zanlıları savcılığa sevk etmeden serbest bıraktı.

Birkaç yıl önce bir savcının tecavüz davası iddianamesinde "müştekinin geçimini hayat kadını olarak sağlaması nedeniyle, rızaya dayalı olmasa bile cinsel ilişkinin mağdurenin beden ve ruh sağlığını bozması söz konusu değildir" demesini hatırlarsak, garabet 438 ardından halen ağıtlar yakıldığını söyleyebiliriz. Ama artık TCK 438 yok, üstelik bir nefret suçu yasası var! O yüzden polislerin bu açık ayrımcılık ve kötü muamelesi televizyondaki reklam repliğini getiriyor akla; “Bu rahatlık nereden geliyor?”

Kemal Ördek bu rahatlığı “üst düzeyden verilen icazetler”in sağladığını; Cumhurbaşkanı, hükümet üyeleri ya da kimi gazetelerin kullandığı dille, son Onur Yürüyüşü’ne yapılan saldırılarla, Ankara’da yapıştırılan “Lut kavminin çirkin işini yapanı görürseniz faili de mef’ulü de öldürünüz” yazılı afişlerle hedef gösterildiklerini düşünüyor. Tecavüzcü dostu kararları ve vatandaşa yaklaşımı tarifsiz polisiyle de devlet, bu suçu işleyenlerin yanında duruyor. Rahatlık cezasızlıktan geliyor yani. Ördek’e ve sivil toplum kuruluşlarına göre LGBTİ’lerin son dönemlerde daha görünür olması, haklarının gündeme sıkça gelmesi, bazı partiler tarafından desteklenmesi de bunda rol oynuyor. Tabii bir de toplumun “su testisi su yolunda kırılır” diyen iç sesi var; Jodie Foster’ın bir barda seksi giysileriyle flört etmek isterken tecavüze uğrayan kadını canlandırdığı Sanık filmini, dava sahnelerindeki insan hakkı dersini onaylayan baş sallamalarıyla izlemiş olsa da… 

 

Ayrımcılığı işinin parçası görüyor

Kemal Ördek'in davalarını üstlenen avukatlardan Sinem Hun polisin bu tavrını, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli kurumsal ayrımcılık ve yaygın cezasızlık kültürü olarak özetliyor: “Bu tutumun benzeri bir başka formda vergi dairesi ya da hastanede de tezahür ediyor. Yani bu bütüncül bir sorun ama polisin şiddet tekelini elinde bulundurması, mağduru daha da travmatize ediyor” diyor. Hun’a göre ayrımcılığın devletin bir hizmet verme ve "yönetme" biçimi olduğu da söylenebilir. Bu da devlette failleri koruma refleksi doğuruyor. Bu failler kamu görevlisi olduğunda ise onlar aleyhine yapılan suç duyuruları sonuçsuz kaldığından, mesleki davranışında herhangi bir değişim olmamasını, hatta ayrımcılığı işinin bir parçası olarak görmesini sağlıyor. 

Kemal Ördek’i belki de yaşadıklarından daha çok inciten şey şu sözlerinde: “Biz tecavüze uğradığımızda infial yaratmıyor. Çünkü ‘O...pudur, travestidir, hak etmiştir’ gözüyle bakılıyor.” Oysa insanlık ve hukuk ayrımcılığa karşı çıkarken “ayrımcı kıstaslar”dan uzak durmayı, Özgecan’a, Mutlu’ya gösterilen duyarlılığı trans Kemal’den esirgememeyi gerektiriyor.