Bulu'suzluk Özlemi, Boğaziçililerin eylemlerine müziğiyle güç veriyor

Yılın ilk günlerinden bu yana süren ve Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan kayyum rektörü hedef alan protestoya müzikal bir destek geldi. Akademisyenlerden oluşan “Bulu’suzluk Özlemi” adlı grup direnişin sembollerinden biri olurken verdikleri konser büyük ilgi gördü. Grupla uzaktan bir söyleşi yaptık.

08 Mayıs 2021 Cumartesi, 04:00
Abone Ol google-news

Fotoğraf: Elif Ergezen

Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan “kayyum rektör” Melih Bulu’ya karşı üniversitede süren direnişe hem öğretim üyeleri hem de öğrenciler katılım gösteriyorlar, dört ayı aşkın bir süredir. Direnişin 100. günü için kurulan ve bir de konser veren “Bulu'suzluk Özlemi” adlı grup ise büyük ilgi gördü ve konserleri sosyal medyada olay oldu. Grubun akademisyenlerden oluşan kadrosuyla bir söyleşi yaptık ve meramlarını anlamaya çalıştık. 

- İlk soru şu olsun, grubun muhteşem adı nasıl bulundu?

Alaz Pesen: Öncelikle direnişimizin sloganı olan “kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz”dan yola çıkarak “The Vazgeçmeyenler”i önermiştim. Bunun üzerine Taylan “Bulu's Brothers” önerdi. Çağrışımla ben de “Bulu'suzluk Özlemi” dedim, bu şekilde, güzel bir grup paslaşmasıyla ortaya çıktı adımız. 

Tolga Sütlü: Alaz Bulu'suzluk Özlemi fikrini ortaya attığı saniyede tartışma bitmişti zaten :) 

Taylan Acar: Ben önerileri birçok insanla da paylaştım. Sorduğuum her hoca tereddütsüz Bulu’suzluk Özlemi dedi. 

Özcan Vardar: Taylan direnişimizin 100. gününden önceki son hocalar forumunda müzik grubunun kurulduğunu müjdelemişti ama grubun ismi için başka olası isimleri de sayarak forumun görüşünü almak istedi. Oysa grup bu isme önceden karar vermiş zaten. Ne kadar demokratik bir grup olduğumuzu gösteren bir örnek olduğu için anlatıyorum bunu. 5-10 isim sayıldı ama ‘Bulu’suzluk Özlemi’ mükemmel bir isimdi. Forumda da herkes Bulu’suzluk Özlemi dedi. 

Tuna Kuyucu: Biliyorsunuz grubumuz bir Hocalar forumunda 2 hocamızın önerisi ile kuruldu ve ben kendimi bir anda, hayatımda ilk defa, bir grupta buldum. Grup kurulur kurulmaz isim düşündük. Ben ‘Cübbesizler’ diye bir isim ortaya attım, Taylan ‘Bulu’s Brothers’ dedi, ki o çok daha iyiydi! Ancak sonra Alaz “Bulu’suzluk Özlemi”ni önerince konu orada kapandı! Grubumuz ismini bulmuştu! 

- Nejat Yavaşoğulları’nın bir tepkisi oldu mu adınıza yönelik? 

Alaz: 100. gün kutlamasında verdiğimiz ilk konserimiz sonrasında videolarımız sosyal medyada dönmeye başlayınca, bir videomuzu da Bulutsuzluk Özlemi Instagram sayfasından paylaştı, hatta Sina Koloğlu da altına “yine hayırlı bir işe vesile olduk” yazmış. 

Tolga: İşin doğrusu ben Bulutsuzluk Özlemi’nin bu işe kötü tepki göstereceğini bir an bile düşünmedim. Aksine destek verirler diye düşünmüştüm, güzel insanlar çünkü. Onları çok seviyoruz. 

Taylan: Hepimiz bir şekilde onların şarkılarını dinleyerek büyüdük. Onların müziği, şarkıları birçoğumuz için önemli bir yere sahip. Tam da tahmin ettiğimiz gibi destek verdiler zaten. Hepsine buradan selam olsun. 

Özcan: Direkt Nejat Bey’den bir yorum görmedik ama Bulutsuzluk Özlemi’nin kendi sosyal medya hesaplarından grubumuzun ismini destekleyen bir mesaj yayınlandı. Muhtemelen Nejat Bey de sevmiştir, hatta gurur duymuştur diye tahmin ediyorum. Ve hatta belki birgün bizi kendi sahnelerine bile davet ederler, kim bilir. 

Tuna: Erken gençliğimizin efsane grubu, ve hayatımda ilk canlı izlediğim konserlerden birini veren, Bulutsuzluk Özlemi elbette ki bu konuda da beklenen tavrını gösterdi! 

Fotoğraf: Can Candan

'KAP GİTARI GEL HOCA'

- Grup nasıl bir araya geldi peki? Kim kimi aradı ilk ve neler yaşandı o süreçte? 

Alaz: 100. gün kutlamaları için hocalar e-mail grubunda bir müzik grubu kurulmasına yönelik çağrı geldi. Bizler birbirimizden çok da haberdar olmadan gönüllü olduk. İlk provayı Taylan’la Zoom üzerinden aldık. Zaten kendisiyle Boğaziçi Üniversitesi'nde öğrencilik yıllarında da beraber çalardık Taşoda’da ama o zamanlar bir konser bile verememiştik. Taylan bir WhatsApp grubu oluşturdu, orada hep birlikte şarkıları belirledik. Sonra, konserden bir gün önce ilk gerçek provamızı Tolga, Taylan ve ben Müzik Kulübü odasında aldık. Feyzi, Tuna ve Özcan hocaların da katılımıyla tam kadro olarak ilk provamızı da ilk konserimizden saatler önce gerçekleştirdik.

Özcan: Ben gruba 6. olarak girdim, onun da hikayesi şöyle: 100. direniş gününe birkaç gün kala Boğaziçi hocalarının email grubunda ‘hocalar da bir müzik grubu kursun, 100. günde sahne alsın ’ önerisi gelmişti. Hatta Zeynep Gambetti ve Esra Mungan hocalarımız epey teşvik etmeye çalışıyordu, onları da anmak lazım. Ben bu mailleri bir iki gün geç görebildim. Bazı hocalarımız gönüllü olmuştu ama sonrasında bu mailler kesildiği için grubun kurulup kurulmadığı belli değildi. Nitekim yukarıdaki birinci soruda bahsettiğim forumda grubun kurulduğunu öğrenince, forum biter bitmez Taylan’a bir mesaj attım ve ‘bir gitara daha yer olur mu’ diye sordum. Grupta kimlerin ve hangi enstrümanların olduğunu tam olarak bilmiyordum. O da ‘kap gitarı konser sabahı gel hoca, şuşu parçaları çalacaz’ gibi bir cevap attı. 

Tuna: Öğrencilerin talebi ve hocalar forumunda Esra ve Zeynep hocaların teşvik etmesiyle grup kurma fikri doğdu. Benim gruba girişim ise ilginç. Saksafon biliyorsunuz çok gürültülü bir enstrüman ve kısma şansınız da yok! Ben Covid öncesi sık sık hafta sonları ofisimde çalışmaya gidiyordum ve bu çalışmalarımdan birinde, bina komşumuz psikoloji bölümünden Esra ofisindeymiş ve beni dinlemiş. Geldi, çok beğendiğini söyledi, sohbet ettik müzik üzerine epey. Sonra da beni gruba önerdi! Ben de şok oldum, ama hayatımın da fırsatını yakaladım! 

Fotoğraf: Can Candan

- Grubun belli bir misyonu ve hedefi mi var, yoksa daha uzun soluklu bir oluşum mu? Yani hedefe varıldıktan sonra dağılacak mısınız, bunu konuştunuz mu aranızda? 

Alaz: Grup tamamen Boğaziçi’nin seçilmemis¸ rektörüne karşı hoca-öğrenci direnişinin içinden, o direnişin bir parçası olarak doğdu, Bulu’suz günlere kavuşana kadar da sürecek. Sonrası? Bunu bilmek mümkün değil. :) Sıkı bir kutlama konseri veririz herhalde. 

Tolga: Hedefe vardıktan sonra belki ismimizi değiştirip devam ederiz diye konuştuk işin doğrusu ama bunu şimdiden planlamak zor. 

Özcan: Hedefe ulaşınca kampüste kutlayacağımız büyük bir şenlik hayal ediyorum ve tabi orada da sahne almamızı. Daha sonrası çok belirsiz ama devam edebilmemizi çok isterim. Grubun ismi fenomene dönüştüğü için hedefe ulaşsak da aynı isimle devam ederiz bence. Ülkemizde bol bol kayyım var sonuçta, onları da simgeleyen bir isim olduğunu düşünüyorum ismimizdeki ‘Bulu’nun. 

Tuna: Ben de hedefe ulaşma sonrası grubun devam etmesini çok isterim.

Fotoğraf: Can Candan

'PROVAYA VAKTİMİZ OLMUYOR'

- Bir yandan da akademik çalışmalarınız sürüyor, dersler online devam ediyor... Grup için nasıl vakit buluyorsunuz, belirli bir prova ve çalışma düzeniniz var mı? 

Alaz: Zaten şu ana kadar yalnızca bir konser verdik, bir de video kaydı aldık. Elbette hepimizin hayatında akademik çalışmalar ve başka çalışmalar var, ancak akademisyen olduğumuz için disiplin konusunda bir sorun yaşamıyoruz, planlı bir şekilde ufak hedeflere yönelik çalışma sürdürmek keyifli oluyor. Bunun dışında düzenli prova yapmıyoruz. 

Tolga: Hepimiz gerçekten çok yoğun olduğumuz için pek prova yapmaya vakit olmuyor. Olayımız biraz da bu olacak gibi. Her şarkıya ayrı bir proje olarak yaklaşıp, önce birkaç gün herkes kendi kısmını evde yalnız olarak çalışıyor, sonrasında da çok kısıtlı tek bir prova alarak çıkıp çalıyoruz. Tabi bu provasızlıkta pandemi şartlarının da etkisi var, saatlerimizi kapalı küçük bir stüdyonun içinde geçirmek istemiyoruz. 

Özcan: Aslında direnişteki diğer hocalarımız gibi biz de halihazırda devam eden sorumluluklarımızı aksatmadan ekstra zaman ve çaba harcayarak bu direnişe katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Müzik grubumuzdaki çalışmaları da buna dahil ediyorum. 1 Mayıs marşı videomuzun kurgusu için mesela o gece sabahlamak durumundaydım, çünkü gün içinde başka sorumluluklarım vardı ve kurguya ancak gece başlayabilmiştim. Böyle bir tempo içerisindeyken, hele bir de pandemi koşullarında buluşup düzenli prova yapabilme imkanımız hiç yok maalesef. 

Tuna: Evet, düzenli prova maalesef yapamıyoruz ancak grup kurulduğundan beri ben enstrümanımla daha düzenli ve disiplinli bir ilişkiyi yeniden kurdum. Canlı çalmak ayrı bir şeymis¸! Benim gibi daha deneyimsiz bir müzisyen adayının canlı çalmaya hazır olması için çok çalışmak gerekiyor! 

Fotoğraf: Can Candan

'DİRENİŞİN HEYECANI MÜZİĞİMİZE YANSIYOR'

- Bir lideri var mı grubun, ve varsa neye göre belirlendi bu? Demokratik bir grup musunuz ayrıca, kararları nasıl alıyorsunuz, ne çalınacak, nasıl çalınacak gibi? 

Alaz: Demokratik bir grubumuz, zaten adımız da buna işaret ediyor, özlemimiz demokrasi. Şarkı seçimlerini  uzun yazışmalar sonucu yapıyoruz, örneğin 1 Mayıs Marşı yerine başka adaylarımız da vardı bu önemli gün için. Şimdi de sırada birkaç şarkı var yapmayı planladığımız. Nasıl çalınacak konusunda ise elbette vokal aralığıma göre tonu ben belirliyorum, kabaca bir düzenleme yapıp gruba gönderiyorum ama gerisi de son derece uyumlu bir s¸ekilde kendiliğinden oluyor. Biraz da tesadüfi bir durum bu, her zaman bu kadar kolay olmaz, herhalde direnişin heyecanı müziğimize yansıyor. 

Tolga: Lider falan bunlar bize ters işler. Kolektif bir şekilde çalışıp karar alıyoruz. 

Taylan: Tüm kararları şen şakrak muhabbet içinde alıyoruz. Umarım öyle de almaya devam edeceğiz. 

Özcan: Liderliği bir kenara bırakın, çoğunluk oylaması bile yapmayız biz. Görüş birliğinde hareket ediyoruz. Bu anlamda bir çatışma çıkmasını da zaten beklemiyorum, ‘kutsal’ bir iş yapıyoruz gibi geliyor bana. Parçaların hangi tonda çalınacağının belirlenmesinde ise vokallere ve üflemeli çalgılara göre karar alıyoruz. 1 Mayıs Marşı için Alaz bir düzenleme bile yapıp göndermişti ki epey zaman kazandırdı bize. Nihai düzenleme ise beraber çalınca ortaya çıkıyor. 

Tuna: Kesinlikle liderimiz yok, ortaklaşma söz konusu aramızda her konuda. Bir örnek vermek gerekirse: Ben grubun en deneyimsiz kişisiyim ancak ilk konserimizin açılış parçası olan The Man Who Sold the World parçasını ben önerdim ve herkes kabul etti. Ben kendim bile çalıp çalamayacağımdan emin değildim oysa ki. Gruptaki dayanışma ve yardımlaşma ruhu şahane. 

Fotoğraf: Can Candan

'KONSERDE GÖZLERİMİZ DOLDU'

- Boğaziçi konseri nasıldı size göre; katılım, tepkiler, sizin duygularınız?… 

Taylan: Konser gerçekten inanılmazdı. Sahneye çıkışımızı hiç unutmayacağım. Küçük bir teknik mesele yüzünden biraz geç başlamak zorunda kaldık. Biz de bu esnada arkada steplerde bekliyorduk. Meydan kalabalıktı ancak kimsenin konserle ilgileniyormuş gibi bir hali yoktu. Açıkçası kimse dinlemeyecek galiba diye kendi kendime sormaya başlamıştım. Sonra buyrun gelebilirsiniz dediklerinde biz sahneye doğru yürürken, meydanda bulunan yüzlerce insan sahnenin önüne koştu ve hepimiz büyük bir coşku yaşadık. O gün orada olan meslektaşlarımız ve öğrencilerimiz harikulade bir fiziksel ve duygusal bir araya geliş yaşadık. Aslında konserde grubun yaşayıp yaşamayacağı da biraz belli olacaktı. Hem bizim kendi performansımızı görmemiz hem de alacağımız dönüşler açısından. Konserde gördük ki hem bizim aramızda güzel bir uyum var, hem de müthiş bir sitayişle karşılandık. Biz de öyle büyük bir keyif aldık ki, devam ediyor muyuz diye konuşmamıza bile gerek kalmadı. “Şimdi ne yapıyoruz?” diye konuşmaya başladık. 

Tolga: Konserin benim için anlamı çok büyük. Gruptaki diğer arkadaşlara kıyasla ben çok yeni bir Boğaziçi’liyim. Lisans derecem buradan değil, öğretim üyesi olarak katılalı da 2 sene kadar oldu. Sene başından beri yaşanan bu dayanışma ortamı bu anlamda benim için çok öğreticiydi. Hele ki konserde yaşadığım duygular, o heyecan, öğrencilerle ve diğer hocalarla yaşadığımız bütünleşme... bunlar beni gerçek bir Boğaziçili yaptı gibi hissediyorum. Galatasaray’a ilk golünü atan Fenerbahçe’li futbolcu gibi hissediyorum biraz. 

Özcan: 100. direniş günü konserimiz müthiş bir moral oldu. Hem bize hem de bu direnişteki bütün bileşenlere. Sosyal medyada da yayıldıktan sonra her yerden mesajlar gelmeye başladı, ‘ya o sen misin, sana çok benzeyen biri var vs.’ diye :) 

Tuna: Ben gerçekten hayatımın en önemli anları arasında ilk sıralara koyarım. Benim ilk konserimdi ve yaşadığım heyecanı size anlatamam. Ancak konser başlar başlamaz seyircinin coşkusu, bizim uyumumuz, her şeyin sanki 20 yıldır birlikte çalıyormuşuz gibi akıp gitmesi, muhteşem bir histi. 

Feyzi Erçin: Öğrenci arkadaşlarımız gözlerimizi doldurdu... Salgına dek her gün sınıflarda, SineBU’da yüz yüze olduğumuz, derse katılımları ve katkılarını, heyecanlarını özlediğimiz bu okulun gerçek sahipleri canımız arkadaşlarımız tarafından çevrilmek, alkışlanmak, tezahüratlarını duymak ve onlarla kavuşmak hiç unutmayacağım bir tecrübe oldu benim için. 

- Yeni katılımlara açık mısınız, eğer açıksanız belli kriterleriniz var mı? Ne yapmak lazım gruba katılmak için? 

Alaz: Söylediğim harika uyumu yakalamışken, ve kısıtlı zamanda büyük emekler vermişken yeni katılımların grubu çok olumlu etkilemeyeceği görüşündeyim. Grubun amacı kadar kaliteli müzik de önemli. Belki Boğaziçi çıkışlı farklı koro ya da iyi müzisyenlerle proje bazlı “featuring” tarzı ortaklıklarımız olabilir gelecekte, bunu da zaten aramızda konuştuk. 

Taylan: Grup kurulmadan önce herkesi tek tek tanıyan bir tek bendim sanırım. O yüzden bu grubun çok uyumlu bir şekilde yol alabileceğinden son derece emindim. Tuna ve Alaz’ı çok uzun zamandır tanıyorum. Tolga ve Feyzi’yle son 3-4 ayda tanıştım ve kısa zamanda birlikte çok zaman geçirdik. Özcan’ı da uzaktan tanıyordum. Grup zaten kurulurken çok güzel bir havası vardı. Bu aşamada sadece Melih Bey’in ve diğer rektörlük kurulu üyelerinin katılımına açık olmadığımızı söylemek gerekiyor. 

Tolga: Biz bir iskelet oluşturduk evet, ama benim hayalim bu iskeletin her projede farklı kişilerin katılımıyla genişleyip daralabilecek dinamik bir yapıya dönüşmesi. 

Özcan: Aslında gruba son katılan kişi olarak gruba katılırken o sırada herkesi tanıyan Taylan’a ‘grup içi dinamikleri bozmayacaksa gitar desteği ister misiniz’ demiştim. O da ‘dinamikler yeni kuruluyor, bozulmaz sanırım’ diyerek davet etmişti. Benzer kaidede belki yeni enstrümanlar yeni sesler gelebilir, kim bilir. Bir ‘big band’ de ortaya çıkabilir ya da şimdiki gibi bir çekirdek kadro olarak da devam edebiliriz. Hatta direnişin hocalar bileşeninden başka bir grup bile ortaya çıkabilir. Enstrüman çalabilen, şarkı söyleyen vs. başka hocalar da vardır mutlaka. 

- 1 Mayıs marşı yorumunuz da çok beğenildi... Bunları kaydetmeyi düşünüyor musunuz, stüdyoya girerek falan yani... Hatta daha da ileri gidelim, albüm gelir mi? 

Alaz: Albüm kaydı, profesyonel kayıt sanıldığı kadar kolay bir iş değil, uzun zaman alır, doğru ses mühendisiyle, kayıt prodüktörüyle çalışmak gerekir. Yarı amatör yarı profesyonel ruhumuzun büyüsü bozulabilir. Adımız belli, amacımız belli, şimdilik konser ve video kaydı olarak sürdürmek bizim için daha uygun. 

Tolga: Prova bile yapmaya vaktimiz yok, albüm biraz zor olur herhalde. Ama pandemi sürecinin gidişatına göre belki 1-2 şarkı için profesyonel stüdyo kaydı yapabiliriz diye ümit ediyorum. 

Özcan: Albüm daha çok zaman isteyen bir proje. Bugünkü koşullarda bunu gerçekleştirmemiz zor ama sokağa çıkma yasakları bittikten sonra belki tek parçalık kayıtlar için stüdyoya girebiliriz. Belli bir programa göre değil de spontan kararlarla ilerliyoruz. 

Tuna: Ben de şu anda konser ve kendi çektiğimiz videolarla devam etmekten yanayım. İleride ne olacağı belli olmaz. 

- Yeni konser var mı yakınlarda? 

Alaz: Demin de söylediğimiz gibi, konser değil ama yeni video planları var. 

Tolga: İlla ki daha konserlerimiz olur ama şu anda planlanmış bir şey yok. 

Özcan: Her an her şey olabilir diyelim. 

Tuna: Duruma göre her şey gerçekleşebilir! 

Fotoğraf: Can Candan

'NORMAL ŞARTLAR ALTINDA OLSAK GRUP KURMAZDIK'

- Türkiye’de muhalefetin neleri eksik yaptığını düşünüyorsunuz? Sizin gibi proaktif bireyler hangi boşluğu dolduruyor? 

Taylan: Bir boşluk doldurduğumuzu düşünüyorum açıkçası. Biz içinden geldiğimiz harekete eklemlenmis¸ ve bunu bir performansla ifade eden bir topluluğuz. Direnen öğrencilerimiz ve meslektaşlarımız olmasa biz de olmazdık. En azından bu şekilde bir araya gelmezdik. 

Tolga: Muhalefetin yapamadığı mükemmel şeyler yaptığımız iddia edilemez. Ama bir boşluğu doldurduğumuza katılıyorum. Bir yandan siyasi baskılar ve yaşam tarzına müdahaleler, bir yandan da pandeminin psikolojik yıkımıyla bunalmış olan ama bizim şarkılarımızla birazcık neşelenebilen, direniş azmi yükselen insanlar varsa bence yeteri kadarını yapmışızdır. 

Özcan: Aslında muhalefetin tamamiyle yok edilmeye çalışıldığı bir ortamdayız bilindiği üzere. Böyle bir ortamda, haklı olduğumuz aşikar olan direnişimize gelecek her türlü destek çok önemli. Sadece Boğaziçi direnişi de değil, haklı olan her direniş bize nefes aldırıyor bu koşullarda. Bunun için de, kim, elinden ne geliyorsa o şekilde bu direnişe destek oluyor. Hocalar arasında bir sürü komisyon kuruldu mesela. Medya komisyonu, hukuk komisyonu, Cuma bültenlerini yazan Bülten Komisyonu vs. Kim, hangi komisyonda iş yapabileceğini düşünüyorsa o komisyonda gönüllü olarak yer alıyor. Bizim müzik grubunu da bu anlayışın bir örneği olarak görüyorum. ‘Normal şartlar’ altında olsak belki bu grup kurulamazdı. Belki klasik müzik disiplininden gelen Feyzi hoca böyle bir gruba katılmak istemezdi, belki Tuna hoca Caz müziği daha çok sevdiği için bu parçaları çalmak istemeyebilirdi, belki Alaz hoca daha çok ‘soft rock’ çalalım isterdi vs. Yani böyle olduğu için değil de örnek vermek için söylüyorum. Normalde bir müzik grubu nasıl kurulur? Benzer müzikleri dinleyen, seven üyeler bir araya gelir, grubu kurar. Bizde öyle olmadı. Vurmalı çalgı mı lazım, ben çalarım dedi Tolga Hoca. Tuşlu çalgılara ben gelirim dedi Feyzi Hoca. Herkes böyle yani. Bu ‘kutsal’ bir görev çünkü. Ama bu direniş bize de bireysel olarak çok şey kattı. Birbirimizden çok şey öğrendik. Belki yıllarca koridorda karşılaşıp yanından basit bir selam vererek geçtiğimiz, hatta belki hiç tanımadığımız arkadaşlarımızla beraber hiç ummadığımız işlere kalkıştık. Başardıkça da birbirimizle gurur duyduk. Umarım duymaya devam edeceğiz. 

Tuna: Evet, muhalefetin yok edilmeye çalışıldığı bir ortamdayız ama muhalefet baskının şiddeti oranında da kendini yeniliyor, çatlaklardan sızabiliyor. Kadın mücadelesi bunun en güzel örneği bence. Bizim üniversitede kolektif mücadelemiz de buna bir örnek. Biz burada bir boşluğu doldurmaktansa mücadelemizin diğer bileşenleri ile birlikte yürüdüğümüzü düşünüyorum. Onların enerjisi bizi harekete geçiriyor, bizim kolektif enerjimiz onlara güç veriyor. Bence tüm bunları mümkün kılan en temel faktör de Boğaziçi direnişinin yatay örgütlülüğü, katılımcı doğası ve demokratik ilkeleri. Bunları sağlayınca yaratıcı fikirler ve eylemler kendiliğinden şekilleniyor! Birlikten güç ve yaratıcılık doğuyor. 

Fotoğraf: Can Candan

'BOĞAZİÇİ YOZLAŞTIRILMAK İSTENİYOR'

- Boğaziçi Üniversitesi (ve diğer belli bazı okullar) neden iktidarın hedefi haline geldi sizce? 

Tolga: Özgür düşüncenin ve çeşitliliğin hüküm sürdüğü, demokrasiye, barışa ve adalete sadık olan her kurum saldırı altında. 

Özcan: Orada büyük bir çatışma var çünkü. Tepeden inmeci, anti demokratik bir zihniyete karşı özgürlükçü, demokratik bir anlayışın çatışması. Yıllarca bu demokratik kurumlar yozlaştırıldı ve sıra Boğaziçi Üniversitesi’ne geldi. 

Taylan: Biraz daha geniş düşünmek lazım, Anayasa, YÖK Kanunu gibi bize 12 Eylül’ün mirası olan kurumlar, yapılar bile iktidarın hedefi haline gelmiş durumda. Yıllarca eleştirilen 12 Eylül Anayasası diye bilinen metin bile iktidara dar gelmeye başladı. Bunun farkında olarak hareket etmemiz gerekiyor. 

Tuna: Burada bir de hınç hissi var iktidarı motive eden. Kendilerine biçtikleri zihin ve kültür dünyasının içinde Boğaziçi gibi ‘zapturapt altına alamadıklarını’ düşündükleri ve kendilerine tehdit gördükleri kurumları parçalamak istiyorlar. Çiğ ve ham bir öfke ve resentment hissi. 

Feyzi: Boğaziçi Üniversitesi hem coğrafi hem tarihsel bir köprü. Kuruluşu ile geçmiş bilim üretmesiyle geleceğe, kuruluşu ile batı mevcut durumu ile doğu ve batı paylaşımına dair. Çok seslilik, özgür düşünme ve demokratik bir gelenek de bu bağlamda okulun kültürünün bir parçası. ne yazık ki uzunca bir süredir bu prensiplerden uzak kalan iktidar, gençlerin tüm desteğini de kaybedince çareyi saldırı da buluyor. Sorunun cevabı kötülüğün basitliğinde saklı. 

Fotoğraf: Ayfer Bartu Candan (Üst sıra, soldan) Taylan Acar, Tolga Sütlü, Tuna Kuyucu. (Alt sıra, soldan) Özcan Vardar, Feyzi Erçin, Alaz Pesen.

BULU'SUZLUK ÖZLEMİ’NDE KİM KİMDİR?

Alaz Pesen: Vokal, akustik gitar. BÜ Çeviribilim mezunu (2007), Yabancı Diller Yüksekokulu’nda öğretim üyesi. 

Tolga Sütlü: Vurmalı çalgılar. Sabancı Üni. Biyomühendislik mezunu (2004). Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nde öğretim üyesi.. 

Taylar Acar: Bas, geri vokal. BÜ Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler mezunu (2006), Sosyoloji Bölümü’nde öğretim üyesi. 

Özcan Vardar: Gitar, geri vokal. BÜ Matematik mezunu (2006), Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü Film Programı öğretim üyesi. 

Tuna Kuyucu: Alto saksofon, klarnet, başklarnet, geri vokal. BÜ Sosyoloji mezunu (1999), Sosyoloji Bölümü’nde Doçent.. 

Feyzi Erçin: Klavye. İÜ Hukuk Fakültesi mezunu (1993). Boğaziçi Üniversitesi’nde Sinema ve Müzik kullanımına dair seçmeli dersler veriyor.