Bütünlüklü bir Orhan Veli biyografisi

Gazeteci Seray Şahinler’in üç yıllık bir araştırma sonucu yayına hazırladığı ilk kitabı Ağabeyim Orhan Veli, Doğan Kitap etiketiyle okurla buluştu. Şahinler sevilen şairin kız kardeşi Füruzan Yolyapan’la yaptığı söyleşilerden hareketle kaleme aldığı kitabıyla Orhan Veli’nin yaşamına ışık tutuyor. Hem şairin yazdıklarından hem de başkalarının ona ilişkin anı ve görüşlerinden de yararlanarak bütünlüklü bir Orhan Veli biyografisine kalkışıyor.

16 Haziran 2021 Çarşamba, 00:03
Abone Ol google-news

Gazeteci Seray Şahinler yıllardır kültür sanat alanında yaptığı haberler, dosyalar ve söyleşilerle tanıdığımız bir isim. Şahinler’in kariyerinin ilk kitabı geçenlerde Doğan Kitap etiketiyle yayımlandı: “Ağabeyim Orhan Veli”. Türk şiirinin en sevilen ustalarından Orhan Veli’nin kız kardeşi Füruzan Yolyapan ile yaptığı söyleşileri temel alan ve hem Orhan Veli’nin yazdıklarından hem de başkalarının ona dair anı ve görüşlerinden de yararlanarak, sıkı bir arşiv taramasını da işin içine katarak yayına hazırladığı kitabıyla Seray Şahinler alabildiğine bütünlüklü bir Orhan Veli biyografisine kalkışıyor. Biz de kendisiyle kitabını konuştuk.

Ankara Erkek Lisesi / Orhan Veli (soldan ikinci) 1929

ŞAİRİN SESİ VE FÜRUZAN HANIM

- Çok klasik olacak ama, nasıl başladı bu kitapla ilgili çalışman, neydi sana bununla ilgili ilk fikri veren?

Kitap fikri Füruzan Yolyapan ile 2012 yılında yaptığımız söyleşide atıldı. O yıl Orhan Veli’nin kendi şiirlerini okuduğu ses kaydı yayımlanmıştı. Ben de bir gazeteci olarak ilk kez gün yüzüne çıkan bu kayıtların perde arkasını araştırırken Füruzan Hanım’ın izniyle yayımlandığını öğrendim.

Kendisi hayattaydı, bense onla konuşmak için can atıyordum. Telefonu açtığında çok nazik sesle beni karşıladı ve söyleşiyi kabul etti. Şişli’deki evine gittim, ilk röportaj bu kayıtların üzerine yapıldı. Daha sonra ara ara kendisini ziyaret etmeye başladım. Sohbetlerin içine girdikçe Orhan Veli’ye ve Kanık ailesine dair bilinmeyenlere tanık oldum. Hepsi çok önemliydi ve kayıt altına alınması gerekiyordu.

- Orhan Veli senin için ne ifade ediyor? Sevdiğin şairlerden midir diye sormak saçma elbette, onun şiirlerini sevmeyen yoktur sanırım ama ‘benim şairim’ dediğin biri midir mesela?

Evet kesinlikle. Füruzan Hanım’a giden yol zaten bu sevgiden kaynaklıydı. Benim için her zaman tek şair vardı, o da Orhan Veli’ydi. Hayatınızın her döneminde kırgınlıklarınız, küskünlükleriniz, aşklarınız, öfke ve mutluluklarınız oluyor. Orhan Veli bu duyguları çok etkili şekilde dile döken kişiydi benim için. Kendime hep çok yakın hissediyordum. Yaşadığı her zorluğa karşı hayata duyduğu sevgi,zaman zaman absürd ama bir o kadar ciddi tutumu, keskin zekası, olayları kimsenin yakalayamadığı noktalardan sezmesi. Hepsi hayranlık uyandırıyor bende.

- Onunla konuştuğunda seni en çok etkileyen şey ne oldu?

Füruzan Hanım’ın sohbeti, nezaketi, hayata ve güncele bakışı beni çok etkiledi… Hem Orhan Veli’nin kız kardeşi olması hem tarihin önemli dönemeçlerine tanıklık eden 97 yaşında bir İstanbul Hanımefendisi olması hasebiyle bugün için çok önemli bir hazine kendisi.

Orhan Veli-Füruzan ve Fatma Nigar Hanım Beykoz Korusunda

‘AH ORHAN AĞABEYİM!’

- Orhan Veli hakkında bilmediğin neler öğrendin peki bu çalışma sırasında?

Ailesiyle ilişkisine dair pek çok şey bilmiyoruz. Babası da bir müzisyen, daha o yıllarda sanatçıya önem verilmediğini düşünerek oğlunun şiir merakına hoş bakmıyor. Ne kadar kilit ve değişmeyen bir mesele...

Orhan Veli’nin annesiyle ilişkisi, çocuklarla iletişimi, uçurtma sevdası, futbola ilgisi, tiyatro çevirileri, taklitleri… Tercüme Bürosu’ndaki çalışmaları, Yaprak Dergisi’ndeki köşe yazıları, bu yazılarda ele aldığı siyasi ve toplumsal meselelere bakışı…

Füruzan hanımla konuşmalarım sırasında farklı konulara, pek bilinmeyen, duyulmayan detaylara uzanan yepyeni şeyler çıktı ortaya. Nazım Hikmet için yapılan açlık grevlerinden biri mesela…

O üç gün Orhan Veli ne yaptı sorusunun yanıtını bir tek kişiden öğrenebilirdik. Aynı zamanda Yaprak Dergisi’ne yönelik saldırgan tutumların perde arkası, şairin öldüğü gün yaşananlar gibi.. Hepsini araştırma sürecinde edindim diyebilirim.

Ankara Erkek Lisesi (Orhan Veli soldan döndüncü sırada) 2 Aralık 1932

MELİH CEVDET VE OKTAY RİFAT’LA ANILAR

- Füruzan hanımın duygusal dünyası nasıl peki, Orhan Veli’den bahsederken neler hissediyordu sence? İki kardeş arasında çok söylenmeyen ama varlığı alttan alta hissedilen şeyler vardır... Böyle izlenimler edindin mi sen de? Kıskançlık, imrenme, dargınlık...

Orhan Veli’nin ölümünün üzerinden 70 yıl geçmesine karşı Füruzan Hanım onu her anışında, “Ah Orhan ağabeyim ah” diyor ve ağlıyor. Kendisi 97 yaşında, hayatında çok kayıplar olmuş fakat ağabeyinin acısının hala çok taze olması sarsıcıydı benim için.

Ağabey-kardeş ilişkisinde hissettiğim şuydu; Füruzan Hanım ağabeyine büyük hürmet duyuyor. Hayatında en çok iz bırakan kişi Orhan Veli. Ona aynı zamanda hayranlık besliyor. Edebiyat adına yaptıklarını çok önemsiyor. Onunla yaşadığı her şeyi anlatırken adeta yeniden yaşıyor. Eğleniyor, hüzünleniyor. En güzel anıları zihninde hala çok taze…

- Biliyoruz ki çok aşık oldu Orhan Veli, hiç evlenmedi... Füruzan hanım onun aşk maceralarından da bahsetti mi?

Kendisiyle 2012 yılında yaptığımız ilk söyleşide “Aşkları hakkında konuşmak istemem” demişti. Fakat zamanla Orhan Veli ve Nahit Hanım’ın mektupları ortaya çıkınca kendisine bu konuyu tekrar hatırlattım. “Bana sorarsanız aralarındaki münasebet dostçaydı fakat mektuplarda aşk yazıyormuş” yanıtını vermişti. Fakat ağabeyinin çapkın biri olduğunu hatırlatıyor, Orhan Veli’nin ölümünden sonra karşılaştığı bazı kadınların kendisine “Biliyor musun ben az daha senin yengen oluyordum” dediğini söylüyordu.

- Ya Melih Cevdet ve Oktay Rifat... Füruzan hanım onları nasıl hatırlıyor, neler anlatıyor?

Melih Cevdet ve Oktay Rifat’ı saygıyla anıyor Füruzan Hanım. Melih Cevdet’in küçükken kendisine bilmeceler sorduğunu anlatmıştı. Ankara yıllarında aile yürüyüşlerinde Melih Cevdet’in kendilerine eşlik ettiğini bu yürüyüşlerde hoş sohbetlerin, eğlenceli anların yaşandığını anlatıyor.

Oktay Rifat’la da görüşüyorlar elbette. Oktay Rifat’ı “Çok büyük bir şairdi” sözleriyle addediyor. Fakat ona dair hatırladıkları daha çok günlük sohbetlerden ibaret.

ÖLÜM HABERİNİN ARDINDAN!

- Gencecik yaşta ölümü elbette Orhan Veli’nin annesi için de çok büyük bir acıydı. O konuda konuştu mu Füruzan Hanım?

Evet, çok sarsıcı bir konuydu bu. Anne Fatma Nigar Hanım üç çocuğuna da çok düşkün fakat hep “Orhan’ım başka” dermiş. Orhan Veli de annesini “Ak saçlı genç kız” diye sever, onla sık sık şakalaşırmış. Kitapta bu anıları aktarmaya çalıştık.

Son bölümde Orhan Veli’nin ölümüne değinirken ailenin haberi nasıl aldığını, anne-baba ve Füruzan Hanım’ın tepkisini, o gün nelerin yaşandığını özellikle anlatmak istedim. Çünkü Orhan Veli’nin ölümü hakkında bilinen “36 yaşında çukura düşüp öldü”den öteye gidemiyor.

Bazı biyografilerde ve araştırmalarda o güne dair bilgiler var fakat ben bu hazin sona ailenin içinden bakmak istedim.

Füruzan Hanım haberi Sabahattin Eyüboğlu’ndan alıp eve koştuğunda önce gazetecileri görüyor. Annesi haberi gazetecilerden almış ve büyük şok yaşamış. Füruzan Hanım, annesinin günlük yaşamında ciddi ve ağırbaşlı bir kadın olduğunu fakat ölüm haberinin şokuyla evin içinde bilinçsizce oynamaya, dans etmeye başladığını anlatıyor. Annesini evden çıkarıp Şişli sokaklarında dolaşmaya başlıyorlar.

- Bu kitaba dair yaptığın çalışmada en çok hangi noktalarda zorlandın?

Orhan Veli’den geriye pek bir şey kalmamış. Bunda genç yaştaki vefatı, eşi, çocuğu ve yerleşik bir evinin olmayışı, hayatı boyunca çektiği maddi zorlukların payı büyük elbette. Dolayısıyla elimizde dev bir arşiv maalesef yok.

Odak noktam Füruzan Hanım’ın anılarıydı fakat Orhan Veli’yi bütün yönleriyle sunmak için hayatından kesitlere yer vermek istedim. Aynı zamanda Türk şiirin en büyük isimlerinden birinden bahsediyoruz çünkü…

Özellikle ilk şiirlerinden başlayarak peş peşe yayımlanan kitaplarına odaklanırken dönemin gazete ve dergilerini inceledim. Çok fazla kritik var, bunların hepsine yer vermem mümkün değildi. Köşe yazıları, eleştiriler, karikatürler; bunların akışa ve kitabın meselesine hizmet etmesi gerekiyordu.

Bu konu benim için epey meşakkatli oldu diyebilirim. Bu noktada editörüm Sema Çubukçu’ya çok teşekkür ediyorum.