Cadıların suçu büyükmüş meğer!

Mart geliyor, ilk haftasının kadınlar için önemi her zamankinden büyük. Kadınlar haftasını her anlamda yaşayarak kutlamak lazım. Yazan çizen, yani zaten tehlikeli kadınlar, bira üreten kadınlarla bir araya gelip yaramazlık yaptık.

28 Şubat 2021 Pazar, 02:00
Cadıların suçu büyükmüş meğer!
Abone Ol google-news

Geçen akşam kalabalık bir grup, kapalı bir ortamda toplanıp yedik içtik, yeni nesil +1 dinlenmiş bira tadım yaptık! Ne oldu, kaşlar kalktı, öfkelenildi, nasıl olur, pandemi koşulları filan diye itiraz mı ediliyor? Siz kongrelerde sıkış tepiş oturan lebaleb insan kalabalıklarını görmediniz mi? Biz yapınca mı kabahat oluyor? İnsanın uyum sağlayıp çözüm üretemeyeceği yeni koşul yoktur! Merak etmeyin: Biz en azından kendi sağlığını düşünen, sağduyulu insanlar olarak pandemi koşullarında bir araya ekranın üzerinde geldik! Herkes kendi evinde, kendi masasında, sadece kendi şişesiyle yakın temas halindeydi, uzmanlar, dostlar, arkadaşlar ise ekranda, Zoom’da. Sofralarımızı, ekranlarımızı hazırladık, önce işin uzmanlarını dinledik. Doğrusu bütün güzel ve yasak şeyler kadınların başının altından çıkıyor: Şerbetçiotunu, arpayı kazanda kaynatıp birayı ilk yapan kadınlar olmuş! Hem de antik çağlarda! Göbeklitepe’de bile var. 

Zamanla yaptıkları bu kıymetli besin eve fazla gelmeye başlayınca satar olmuşlar. Hangi evde satıldığı belli olsun diye de kapının önünde bir çalı süpürgesi bulunurmuş. Yapan kadınlar siyah kukuletalı bir kıyafet giyermiş. Arpaları yemeye gelen farelerle baş etmek için de kedi beslerlermiş. 

Gözünüzün önüne geldi değil mi kör olası cadılar? Yakalım, asalım, keselim bu cadı kadınları! Niye? Çünkü kadınlar sattıkları biralardan çok para kazanmış ve erkekler fena halde kıskanıp kadınların elinden işi almak için onları “cadı” ilan etmiş. Biranın nasıl yapıldığı filan aklımda kalmadı ama bu kısmına bayıldım. Anadolu Efes’in bira master’ı olmuş kadınlarına da. Şimdilerde evlerde bira yapımı yine gündemde ve o kadar profesyonelleşilmiş ki jüri denetiminde tadım ve değerlendirmeler bile yapılıyormuş! Sadece bunları değil, birayla ilgili her türlü tadım bilgisini de uzmanı Oğul Türkkan’dan dinledik, evimizde davet için teşekkürler Tuğrul Ağırbaş!

İstanbul’a turist olarak gelen Amerikalı Charles Samz’ın 1971’de çektiği amatör karelerde sahilde bira keyfi yapan vatandaşlar...

+1 DİNLENDİRME

Bira, alkol derecesi en düşük, 5 kadar, dolayısıyla abartmadan, insan gibi içilirse, kimseye zarar vermeyen, her türlü yiyeceğe güzel eşlik eden, öyle rakı gibi sofrası, şarap gibi seremonisi olmayan, her yerde her koşulda tüketilebilecek bir içecek. 

Türkiye ve dünyada lager biraların standardını yeniden tanımlayarak şerbetçiotlarından, daha uzun sürede üretilen ve dinlendirilerek hazırlanan yeni ürünlerin tadı çok beğenildi. Yasakların olmadığı eski güzel günlerimizde, çay bahçelerinde bile satılır, marketlerde satış saati olmaz, hafta sonları da bira raflarının üzerinde olay mahalli gibi bantlar yapıştırılmazdı. 

AKP’nin İstanbul Belediyesi’ni kazanmasından sonra yaptığı ilk iş, Turing’in işlettiği Yeşil Ev, Hidiv Kasrı, parklardaki köşkler gibi bütün o güzel yerlerdeki alkollü içecek satışlarını yasaklamak olmuştu. Belediyenin işi mi, demeden pek çok yere kafeterya, lokanta açıp buralara da halk gelemiyor, millet geliyor diye bira satışını bile yasaklamışlardı. Millet İttifakı, büyük başarı göstererek bütün büyük şehirlerde belediyeleri kazandı, aradan neredeyse iki yıl geçti. Devlet bürokrasisinin ve belediye meclislerinin bütün engellemelerine rağmen belediyeler hem de bu pandemi dönemindeki zorluklara ve artan yüklerine rağmen başarılı, iyi yönetiyor, atılımlar yapıyor, herkes memnun. Ama BelTur’lar, pandemi nedeniyle bir kapatıldı, pir kapatıldı. Oysa onlar da en azından diğerleri gibi al götür servisi yapabilirlerdi, vapurlardaki büfeler bile kapalı. 

Bu dönemde bir renovasyondan geçtikleri için sabrediyoruz. BelTur’un başına yeme içme sektöründen gelen deneyimli bir yönetici atandı. Ve şimdi heyecanla bekliyoruz: Marttan başlayarak hafif hafif açıldığımızda en azından büfeler, açık havada yeri olan kafeler, lokantalar, içeride denetimli masalarla hem esnafa hem de sokakta ayakta yemek yemekten iflahı kesilmiş müşteriye yeni bir soluk olacak mı? Müşteri burada yeniden birasını içecek mi? Yoksa biz kukuletamızı takıp, süpürgemizi alıp, yeter artık deyip yeniden cadı mı olacağız? Üstelik unutmayın hepimizin evinde kedi de var!